1. Orhan Kemal

Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü, Ayça Öztorun’a verdiği röportajda babası ile ilgili şunları anlatıyor:

” Annemiz Nuriye Hanım oldukça emektar şefkat dolu bir insandı. Fatih’te küçücük bir evde otururduk. Bir açılır kapanır masamız, duvarda eski bir radyomuz vardı. Tek eğlencemiz oydu. Oturacak küçük bir oda ve çok küçük bir mutfak. Anneme, seksenli yaşlarına geldiğinde sormuştum “Anne, babamız parasız pulsuzdu. Düşüncelerini kağıda aktardığı için hapislere girip çıkmıştı. Babamla evlenmeden önce varsıl insanlar, sana evlilik teklifinde bulunmuşlar. Neden gittin babamı seçtin?” dedim. Annem şöyle bir durdu. Duygu dolu gözlerle bana baktı ve “Ben babanı çok sevdim” dedi. Annem, bence bu ailenin kahramanıydı. Annemin adı Nuriye. Babam Cemile adlı romanı annemden esinlenerek yazmış. Annem, babamız hapise girdiğinde bizim umutlarımızı kırmamış, “Okulunuzu okuyup bir yerlere geleceksiniz. Gerekirse emeğimle çalışır, sizi kimselere muhtaç etmeden okuturum” demişti.”

“Evin en küçüğü olmam nedeni ile biraz torpilliydim. Müzede gördüğünüz yatağın üzerine bir tane gofret koyardı. Çalışmasına ara verip biraz dinleneceği vakitlerde bana seslenirdi. “Işık, koş gel. Bak sana kuş ne getirdi” derdi. Babam, bu numarayı defalarca yaptığı için babamın gofret getirdiğini bilir, yıldırım hızı ile yatağın üzerine atlardım. Gofreti nefes almadan yerdim. Babam, daktilosunun başında beni seyredermiş, ben onun farkına bile varmazmışım. Gofret bittikten sonra alüminyum ambalajına bulaşan çikolatayı yalardım. Sonra işim bitince babamı öper, odadan çıkardım. Yıllar sonra öykülerini okumaya başladığımda Çikolata isimli öyküsü dikkatimi çekti. Ben miydim acaba bu öyküyü yazdıran diye düşünmeden edemedim ve çok duygulandım.”

Ağabeyimin bir anekdotu var: “Babamın paralı mı, parasız mı olduğunu kapı vuruşundan anlardık. Melodik tıklatmayla kapıyı çaldığı zaman babamın ekonomik sıkıntısı olmadığını anlardık. Ama babam tok bir şekilde kapıya vuruyorsa, sıkıntılı bir durum olduğunu anlayan annem, “Aman çocuklar gürültü yapmayın. Babanızı üzecek herhangi bir şey yapmayın” derdi.”

“Dilinde hala bu türkü, alnında ter tomurcukları… Bu tomurcuklar gittikçe arttı, yuvarlak yanakları kızardı. Kendinden geçti, işe kendini öyle verdi ki… Hele çamaşırlardaki pire tersleri… Bu tersleri mutlaka çıkaracaktı. Terslerde inat ediyorlardı. Terslerin inadına Cemile’nin inadı daha baskın çıkmalıydı. Onları mutlaka çıkaracaktı. Hırslı hırslı eğilip kalktıkça belinden aşağılara inen kuvvetli örgüleri hopluyor, tokasından kurtulan kahkülü de gözüne girip duruyordu. Buna öyle sinirlendi ki… Bir ara kahkülü bileğiyle itti. Olmadı. “Dert” diye doğruldu. Hınzır kahkülü ıslak parmaklarıyla kıvırdı, öteki saçlarının arasına soktu, tokaladı.” (Cemile)

2. Sabahattin Ali

İlk baskısı 1978 yılında yapılan, Filiz Ali ve Atilla Özkırımlı tarafından hazırlanan Sabahattin Ali – Anılar, İncelemeler, Eleştiriler kitabının Anılar bölümünden alıntılar: 

Süheyla Conkman ağabeyini şöyle anlatıyor: “Onu asık suratlı hiç görmemişimdir. Bazen de kendi kendine söylediği şarkılar vardır ki, hiç aklımdan çıkmaz, duydukça onu anımsarım: “Ata binesim geldi, hay dah dah, yare gidesim geldi.” Bir de ondan başka hiçbir yerde duymadığım bir şeyler mırıldanır, yengem de “Yeter Sabahattin, kes bu ne biçim şarkı” dedikçe şaka yollu tekrarlardı: Tabutumun altı çatlak, beni vuran benden alçak, sol böğrüme girdi pıçak, yar yar aman… Meğer kaderinin şarkısı imiş, bilemezdik.”

Birkaç aile birlikte Ankara’nın çevresinde kır gezmesine giderler. Yağmur yağar, ardından güneş açar. Tam tepelerinde bir gökkuşağı belirir. Köy Sosyoloji ile yazdığı kitaplarıyla bilinen Cumhuriyet dönemi aydınlarından Mediha Esenel o günü şöyle  anlatır:“Koşsam altından geçebilir miyim acaba?” diye bir koşu tutturdu. Ben, “Ebemkuşağının altından geçen cinsiyet değiştirirmiş” dedim, hemen durdu. “Kadın olmak çok mu kötü?” diye sordum. “Kötü olduğundan değil, otuz yedi yaşıma geldim, kadın olsam bundan sonra beni kim alır?” diye şaka ile yanıtladı.”

Sabahattin Ali, bir diksiyon yanlışı yakaladı mı düzeltmeden duramaz. “Bu yüzden Aliye Hanım bana fena içerliyor. Karı koca ağız tadıyla kavga edemiyoruz. Kavganın en can alacak yerinde tutup diksiyon yanlışlarını düzeltiyorum”diyerek arkadaşlarına yakınır.

“Mektubunu aldım. “Ben fena kız değilim, senin meyus olmayıp saadetin için hayatımı şimdi fedaya hazırım!” diyorsun. Aliye, bana böyle şeyler yazma… Sonra ben sana deli gibi aşık olurum. Senin ne iyi kız olduğunu biliyorum. Muhakkak ki hayatımda yaptığım ve yapabileceğim en iyi iş seninle hayatımı birleştirmek oldu. Bundan sonra ne diye kederli ve üzüntülü şeyler yazalım.” Mektubundaki, “Beni istediğim kadar sevmezsen ölürüm!” cümlesini belki elli defa okudum. Ah Aliye, seni isteyebileceğinden çok seveceğim. Benim nasıl sevebileceğimi göreceksin.” (25 Mart 1935)

3. Yaşar Kemal

Soner Yalçın’ın Siz Kimi Kandırıyorsunuz kitabında, Gülriz Sururi’nin Bir An Gelir isimli kitabından aktardığına göre, genç bir tiyatrocu olan Gülriz Sururi, bir gün Taksim’den dolmuşa biner. Dolmuşta bir genç sürekli kendisine bakmaktadır. Sururi, bir süre sonra buna dayanamayarak dolmuştan iner, ama cüretkar genç peşini bırakmaz. Birkaç adım sonra, iri yarı genç adam, genç kızın arkasından laf atar: “Hişt hişt… Küçükhanım, tanışabilir miyiz?” Esmer delikanlı, genç kadının “Polis çağırırım” sözü üzerine uzaklaşır. Gülriz Sururi, bu ısrarlı çapkınının ismini çok geçmeden öğrenecektir: Yaşar Kemal!

Soner Yalçın’ın, Sabahattin ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kızkardeşi ressam Mualla Eyüboğlu’nun anılarını anlattığı Hitit Güneşi isimli kitaptan aktardığına göre, Yaşar Kemal nereye giderse gitsin, Mualla Eyüboğlu’na ateşli aşk mektupları göndermektedir. Eyüboğlu, Yaşar Kemal’in kendisine karşı duyduğu aşkı şöyle anlatır:

“Yaşar Kemal’i, ben Hasanoğlan’dan Ankara’ya Sabahattin ağabeyimi ziyarete gidip gelirken tanıdım. Ağabeyim tanıştırdı bizi. O zaman Göğçeli derdi kendisine. Daha Yaşar Kemal olmamıştı. tertemiz yürekli, mütevazı bir gençti. O yıllar aşık oldu bana.”

“Hayata ışıklar içinde gül,Şarkı gibi gecelerden süzül,Bir yağmur ol bahçelere dökül.Ve akşam üstleri habersiz gel.Hülyamda ki kadını ” (Yaşar Kemal, Tenbih)

“Yaratsaydı Tanrı eğer,Kulluk ederdim ölünceye kadar,Öldükten sonra da…” (Yaşar Kemal, Kulluk)

4. Cemal Süreya

Tomris Uyar, Cemal Süreya ile ilgili: “Tanıdığı kaç kişi varsa, o kadar Cemal Süreya vardır.” Feyza Perinçek ve Nursel Duruel’in yazdığı Şairin Hayatı Şiire Dair adlı kitaptan alıntıları okuyunca bu tespitin ne kadar doğru olduğunu anlarsınız.

Kitaplarını yakan eşi karşısında yükselen öfkesi anlaşılabilir belki, ama yeşil zeytinli börek istediği, gibisi olmayan yar diye ilan ettiği ortaokul aşkı eşi Seniha Nemli “Peynirli börek bilirim, olmaz” deyince suratına tokadı yiyiverir. Daha tokadın şokundan çıkamadan da bir başka şok! Cemal Süreya jiletle bileklerini kesmektedir. Cemal Süreya’nın eşlerinin suratlarında patlayan tokatları ya da kimi zaman diş protezi taktırtmaya vardıracak şiddeti sözkonusu.

Cemal Süreya’nın iki ayrı eşinden iki çocuğu oluyor: Seniha Nemli’den olan kızı Ayçe için Süreya’nın yazdıkları şöyle:“Ayçe beni ve benimle ilgili hiçbir şeyi sevmiyor. Öyle sanıyorum ki, İstanbul’da 15 günden fazla kalmaz. Seher Abla’ya benim için “Şimdiye kadar para yollamadı. Yüzüne sırf paramı almak için gülüyorum” demiş.”

Zuhal Tekkanat’tan olan oğlu Memo Emrah ise hiç kimseyle, hatta yazıyla bile paylaşmak istemez babasını. Öğretmenine yalanlar söyler bu yüzden. Babasının yazmaktan sıkıldığını, bakkal dükkanı açacağını uydurur. Memo’nun fiziksel, hormonal ve ruhsal sorunları on yaşındayken başlar. Aşırı şişmanlayan Memo derslerinde de başarısızdır.

Memo büyüdükçe aile içinde huzur kalmaz. Babasının müzik setini, videosunu satıp silah alır. Bir dönem dini kitaplar alıp, sağcı örgütlerle bağlantı kurar. Bir süre hapse girip çıkar. Babasının son eşi Birsen Sağnak ile birlikte yaşadıkları evi işgal eder. Babasını kimseyle görüştürmez, telefon kablosunu koparır, yazılarını yırtar. Bir gün öylesine bunalır ki Cemal Süreya, eşi Birsen Hanım’a  “Gel al beni buradan. Kurtar beni” der. Bir yandan da çok sevdiğini dile getirir. “Beni çok üzüyor. Ama gene de seviyorum. Ona bir şey olursa intihar ederim.”

Ölümünden kısa bir süre önce hastaneye kaldırılışı da iki ayrı tanıklıkla verilir kitapta. Birsen Hanım’a söylendiğine göre, Süreya uykudan kalkıp rakı içmek ister. Memo gürültüye uyandığında, buzdolabının önünde yerde bulur babasını. Memo olay gecesini halası Ayten’e ise şöyle anlatır: “Bir tıkırtı duydum. Kalktım, babam buzdolabının önünde. İçki alacak zannettim, su içeceğim” dedi. Kitapta olay gecesinin devamı şöyle anlatılır, bundan sonrası Memo’nun anlatımında bulanık. Memo Emrah’ın, Süreya’yı döverek ölümüne yol açtığı iddiasına ise annesi Zuhal Tekkanat karşı çıkar. Süreya’nın ölümünden 7 ay 2 gün sonra, Memo Emrah av tüfeğinin bir arkadaşının elinde ateş alması sonucu hayatını kaybeder.

“Durakta üç kişiAdam kadın ve çocukAdamın elleri ceplerindeKadın çocuğun elini tutmuşAdam hüzünlüHüzünlü şarkılar gibi hüzünlüKadın güzelGüzel anılar gibi güzelÇocukGüzel anılar gibi hüzünlüHüzünlü şarkılar gibi güzel” 

5. Nazım Hikmet

“Karşı yaka memleket, sesleniyorum Varnadan,işitiyor musun, Memet! Memet!Karadeniz akıyor durmadan, deli hasret,deli hasret oğlum, sana sesleniyorum, işitiyor musun?Memet! Memet!” 

Şairin hayatında 2 Memet var. Bu şiiri yazdığı Nazım Hikmet’in Münevver Andaç’tan olan oğlu Memet Nazım, diğeri Piraye’nin oğlu Memet Fuat. Şair, Memet Fuat’ı oğlu gibi sevdiği için kendi oğlunun adını da Memet koyar. Henüz 3 aylıkken terk etmek zorunda kaldığı Memet Nazım, artık  Memet Andaç Borzecki. Milliyet Gazetesi’nden Halit Çapın ve Orhan Türel’in 28 Mart 1970 tarihli röportajında Memet hayatı boyunca sadece 15 gün görebildiği babasından adeta nefret etmektedir.

“Ben bütün yaşantım boyunca onu sadece 15 gün görebildim. Hepsi o kadar. 15 gün için karşıma çıkan bir adam ve bana söylenilen bir laf: İşte baban… Olmaz öyle şey!” ve ekliyor “Benim babam ve herşeyim annemdir.”

Sanki babasına inat, röportajda “Benim ismim Memet değil, Mehmet’tir” diyor. 2010 yılında mezarının Türkiye’ye taşınması için uğraşan kişilere ise: “Babam, ruble karşılığında şiir yazan bir adamdı. Hasta annemi ve henüz 3 yaşında olan beni terk ederek yüzüstü bırakan ve başka kadınlara gitmiş bir adam için kılımı kıpırdatmam.” Kundaktayken terk edilmiş ve hayatı boyunca baba hasreti çekmiş bir çocuğun öfkesini anlamak mümkün. Ama tanınmış, topluma malolmuş kişilerin çocukları baba ya da annelerinin başarısının baskısı altında ezilebiliyor. Memet’in “Babamdan daha büyük bir şair olacağım, inanmadığım şeyleri de yazmayacağım, babam inanmadığı bir dolu şiir yazdı” ifadeleri de sanki buna işaret ediyor. Memed Nazım uzun yıllar Fransa’da yaşadıktan sonra Büyükada’ya yerleşir. Evinde babasına dair bir arşiv de bulundurmaz, ama Nazım Hikmet’in tüm eserlerinin telifleri Memet Nazım’a ödenir.

Nazım Hikmet’in Piraye’nin oğlu olan ve kendi oğlu gibi sevdiği Memet Fuat’a olan duygularını hapisteyken yazdığı şu mektup ne kadar da güzel anlatıyor:

“Oğlum, Mektubunu aldım. Bayram ettim. Sen daha o kadar gençsin ki hatıraları olmayan ve hatıralara değerlerini vermesini öğrenmemiş olansın. Halbuki ben artık hatıraları olan ve hatıralara değer verecek kadar ihtiyarlamışım. Bunun içindir ki, mektubunu alır almaz, doğrudan doğruya, senin kırmızı çocukluk başının etrafında halkalanan güzel yıllarım hemen canlanıverdiler. Senin çocukluğunu ve kendi gençliğini tekrar yaşadım. Dünyada en çok sevdiğim insanlardan biri anandır ve senin sevgin hemen bunun yanındadır ve ondan ayrılmaz. O kadar ki ne zaman ananı düşünsem derhal senin çocukluğundan çeşitli basamaklar gözümün önüne gelir. Seni Kadıköy’de apartmanda, bana kapıyı açarken ve boynuma sarılıken görürüm. Seni Erenköy’de ilk mektebe gittiğin zamanki önlüklü halinle görürüm. Velhasıl sen benim en güzel yıllarımın ve yüreğimin içinde dünyanın en güzel ve en iyi kadın başıyla yan yana ve ondan ayrılmaz bir haldesin. Sen benim oğlumsun. Sana oğlum derken içimin nasıl saadetle dolduğunu henüz kestiremeyecek kadar gençsin.”

14
like
1
love
1
haha
1
wow
0
sad
0
angry
11 Yorum konuları
3 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
10 Yorum yazarları
Reha KarakayaHüseyin çetinHalis çıldıryellowredBir Başak Kadını Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
demir.demirgil
Üye

Elinize sağlık hocam, kültürlendim, sağda solda hava atarım 😀 😀 helal edin

EMIN ALTINTAS
Yazar

Ellerine sağlık ????

Çalı Kuşu
Yazar

İlk kez duyduğum anılar da var içinde.Güzel bir çalışma oldu.

Reha Karakaya
Yazar

Cemal Süreyya ile olanı duymuştum diğerlerini ilk defa duyuyorum.

Hüseyin Çetin
Üye

Bu insanlar türk edebiyatının enleridir çok şey kattılar bize hakkında ne kadar konuşsak az