Tanpınar’ın rüya estetiğini en iyi “geniş hayat malzememiz, gölge mimarimizdir” (Tanpınar 1992b: 32) cümlesi özetler. Malzemeye şekil veren, onları bir nesc içine alan, sanatın mesut (ya da zalim) bütünlüğünde bir araya toplayan, görülüyor ki, gölge’dir. Tanpınar’ın bazı hikâyelerinde başkişilerin iki ya da daha fazla kimliğin sahibiymiş gibi görünmeleri de malzeme ve gölge kavramlarının ortaya çıkardığı bir durumdur. Bu, onların iki kimlikli imiş gibi görünmelerine neden olur ve okurun onların asıl kimliğini tespit etmesini zorlaştırır. Kimliklerden biri, karakterin güneş ışığında görünen eylemleri, söz ve davranışlarıyla belirginleşir. Diğeri, basitçe ‘malzeme’ denebilecek olan görünen kimlik altına gizlenmiş, esasında onu da idare eden, yöneten ve yönlendiren belirleyen gölge kimliği’dir. Denebilir ki okur, başkişiyi gölge kimliğine ulaşmadan tanıyamayacağı gibi, gölge kimliği de yüzeye yayılmış olan somutlukları görmeden anlayamaz. Yazıda, Tanpınar’ın Abdullah Efendi’nin Rüyaları” hikâyesinin başkişisi, bu cümlede ifade edilen estetik anlayışla, kimliği açısından ele alınacaktır.

“Abdullah Efendi’nin Rüyaları”nın başkişisi olan Abdullah Efendi’nin iki kimlikli olduğu, anlatıcının hikâyenin başlarındaki “Ah bu ikinci Abdullah Efendi, bu üst kat sakini…”, “Hayır, o kiracı değil, evin asıl sahibi, efendisi, hükümranı” cümleleriyle ortaya konur. Anlatıcıya göre bu kimlik, zımni olarak ifade edilen diğer kimliğe, alt kat sakini olan Abdullah Efendi kimliğine müdahale eder. Üst kat sakini olan Abdullah Efendi, diğerinin kendi dışına bakmasına izin vermez. Verse bile, onları bir tür ‘kendine bakma vesileleri’ne dönüştürmesini ister. Bu bağlamda o, diğerine sürekli kendisi olmasını, kendisini unutmamasını ikaz eden “mütecessis, gayri memnun ve zalim” biridir. Abdullah Efendi’nin hayatını alt üst eden, hayatı her seviyesinde, hatta bütün süfliliği ile yaşama arzusunun önünde adeta yılan gibi dikilerek her teşebbüsünü, hareketini, temas ettiği her nesneyi saçma’ya çeviren bu kimliğe Abdullah Efendi’nin gölge kimliği diyebiliriz. Ona üç yıl önce yaşadığı bir tecrübeden sonra musallat olmuştur.

“Abdullah Efendi’de bu korku tam üç sene evvel hayatının biricik macerasını kapatan ve onu bambaşka bir adam yapan bir kış gecesinden beri vardır. Evet, odasında yapayalnız, bir türlü görünmeyen bir sevgiliyi beklerken birdenbire tepesinde apartmanın çatısının uçtuğu ve odasına yıldızların dolduğu o büyük geceden beri Abdullah, mavera ile arasında hiç de temenni etmediği bir şekilde kuvvetli ve derin bir münasebetin başladığını hissetmişti.”

Anlatıcı, bu olağanüstü tecrübenin “yamyassı” ettiği Abdullah Efendi’nin başka biri olduğunu, eski kimliğini ve telâkkilerini zaman zaman, o da ancak ‘uzak bir hatıra şeklinde, sezdiğini”  söyler. “Bundan sonra güneş ışığını gülünç bir şey gibi telakki eden, Kehkeşanların sütü ile beslenmiş bir ilah yavrusu kadar mesut; fakat dünyamıza yarı yabancı, onun kanun ve zaruretlerini, kafasına üst üste yığılmış aydınlık tabakalarının arasından ancak uzak bir hatıra şeklinde sezen bir Abdullah Efendi çıktı.”

Yaşadığı olağanüstü hadiseden sonra Abdullah Efendi’nin eskiden olduğu gibi “hayatı bütün ve basit”, ‘öbür insanlar gibi” yaşamak yolundaki her teşebbüsüne ikinci Abdullah’ın zalim “gölgesi” düşecektir. Anlatıcı, Abdullah’ın rüyasının ürünü olan üst kat sakini ikinci Abdullah’ın kimliğinin devreye girmesiyle Abdullah Efendi’nin temas ettiği her şeyin; insan, nesne ve hareketlerin rüyalarından uyandığı gibi, bu uyanışla birlikte ortaya saçılan gölgelerin onu da -hem de ani bir sarsma şeklinde- uyandırdığını söyler. Aniden ve şok biçiminde gerçekleşen uyanışlar, Abdullah Efendi’ye “bir rüyadan arda kalmanın hüznü”nü değilse bile, şaşkınlık ve kaygısını yaşatır. Birden bire uyanışlarında hiçbir yerli ya da her yerli olduğunu hisseden Abdullah’ın yaşadığı, kimlik karmaşasının yarattığı bir şaşkınlık ve kaygıdır.

Arkadaşlarının davetiyle gittiği lokantada herkes gibi olmak, eğlenmek ve genel geçer hayatı sosyalitenin normal gördüğü bir kimlikle yaşamakta kararlı olan Abdullah Efendi, içten içe ikinci Abdullah’ın yine peşini bırakmayacağı endişesi içindedir. Abdullah Efendi’nin hikâyenin devamında yaşayacağı olayların tamamı, nitelik, renk ve anlam istikametini bu endişe duygusu’nun gölgesinde kazanır. Gece boyunca insan, nesne ve eylemlerin arka planlarına ışık tutan mimariyi kuran gölge, işte bu endişedir.

Yukarıda metni (uyanık görülen rüya) anlamak için ona refakat eden duygunun tespit edilmesi gerektiğini belirtmiştik. “Abdullah Efendi’nin Rüyaları”na refakat eden duygu, uzun zamandır beklediği sevgilinin yıldızların odasına dolduğu gece, hem de “kendi cevheri”nde görünmesiyle ortaya çıkmış olan büyük ve istisnai olan’a aşk’ duygusudur. Ancak, cevherde birbiriyle itim ya da çekim ilişkisi kurarak onu var eden bütün unsurların izi olduğu gibi, Abdullah’ın bundan sonraki kimliğine de, zaman zaman eski Abdullah’ın kimliğinin izleri, hayat, kadın ve aşk anlayışı karışacaktır. Bu durum, bir kimlik iki/z/leşmesi olarak görülebilir. Abdullah’ın trajedisi, her kimliğin diğerine özenmesi, biriymiş gibi rol yaparken birdenbire diğerini hatırlayarak uyanması ve bu andan itibaren ne biri, ne de diğeri olabilmesi ya da aynı anda hem biri hem diğeri olmasıdır. O geceden itibaren şeylerin aydınlık ve gölge taraflarını aynı anda görmeye başlayan Abdullah, arkadaşlarıyla birlikte eskinin sıradan Abdullah’ının, iki kere ikinin dört ettiği sâdelik ve kesinlikte yaşayanın rolünü yapmaya çalışır. Oysa, yıldızlı gecenin tecrübesini davet eden de, şimdi olmak istediği bu Abdullah’tır. Dolayısıyla, bütün kararlılığına rağmen yine rol karmaşası yaşamış, gece onun için bir kâbusa dönmüştür. “Onun içindir ki bütün hayatı yarım kalmış jestlerden, tamamiyetini bulmamış hareket başlangıçlarından ibaret kaldı. (…) O bütün ömründe bir küçük tereddüt ve şuur jestinin olduğu yerde dönmeğe mahkum ettiği bir bostan dolabı oldu”. Tanpınar’a göre “mistik olmadığı halde mistisizme benzeyen” böyle bir tecrübe, sanatkârânedir.

Abdullah’ın asıl kimliği, şeyleri cevherinde görmeye dayanamayacak kadar sıradandır. Ancak, “istisnai ve büyük olan”a özenince, iki kimliği birbirine karışmıştır. Anlatıcı, bu durumunu “Talihi küçük bir vodvil muharririydi. Fakat o bu vodvili bir Sofokles veya Shakespeare tiyatrosu imiş gibi ciddi ve mustarip yaşadı. Onun için hayatı dışarıdan gülünç ve iç tarafından büyük ve azametliydi. Hepimizin seyrederken o kadar güldüğümüz ve eğlendiğimiz Sekizinci veya cinsinden bir piyeste ciddiyetle rol almış bir Kral Oidipus veya Antigone, yahut Othello tasavvur edin. İşte zavallı Abdullah’ın hayatı… Fakat bu talihteki paradoks bu kadarla da kalmaz, daha ileri giderdi. Abdullah bu rolü farkına varmadan sonuna kadar böylece oynasaydı, yine mesut olurdu; büyüklük arzusunu, tatmin edilmemiş azamet duygularını bir yığın küçük şeylerle doyuran ve bu yüzden mesut olanlara hayatta ne çok tesadüf ederiz.” cümleleriyle anlatır.

Kimliklerinden birinin lokantada uyuyakalması, ardından, çıkan yangında ölmesiyle diğeri artık rahat edeceğini, dilediğini büyük bir gönül rahatlığıyla yapabileceğini zanneder. Fakat bu kez de rüyaları peşini bırakmaz, onda devam eder. Abdullah Efendi’nin ‘hikâye gecesi’(nde) yaşadığı ve ancak rüyada mümkün olabilecek kayganlık, geçişkenlik ve karmaşıklıktaki olaylar serisi, etrafın aydınlanmaya başlamasıyla son bulur. Hikâyenin de devam etmek için takatinin kalmadığı sonunda, sokağın köşesini dönen bir adam görünür. Abdullah Efendi, “sadece son derece mustarip ve yorgun” göründüğünü belirttiği bu adamın kendisine öldüğü söylenen diğer kimliği; “kendisi, yani Abdullah Efendi” gibi geldiğini söyler. Hikâye, baştan beri kullanılan rüya estetiği, dilin de rüyâlaştığı, her şeyin birbirine karıştığını ima eden bu cümleyle sona erer.

0
like
0
love
0
haha
0
wow
1
sad
0
angry
5 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
5 Yorum yazarları
Mehmet yavuzhayrunnisadenizogluycdhat thatbusragulluaycandd Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Aycan
Yazar

Fotoğrafları da aralara koyman bence çok daha güzelleştirmiş fanzinini 🙂 Ellerine sağlık 🙂

Mehmet yavuz
Üye

İyi bir şekilde olursa olsun

Çalı Kuşu
Yazar

Emeğine sağlık

ycdhat that
Üye

haklı olmakhaklı oldugunu bilmek şimdiki zamanda hz yusuf olmak demektir