Lucien: “24. yaş günümde çevresi kayın ağaçlarıyla çevrilmiş, keçi çobanlarından ve köy sakinlerinden izole bir tepede bir kamp ateşi yakacağım. Tepenin açıklığında, tam ortada bulunan dev çınar ağacına bir ip sallayacağım. Çift kazık düğümü. Evet çift kazık düğümü yapacağım ve ipi aşağı salacağım. Bu numarayı Garret dağında bir dağcıdan öğrendim. Buzun üzerine güneşi yansıtarak yaktığı ateşi bir kayanın altına taşımış orada ısınıyordu. Şarabımı paylaşmıştım onunla. Daha sonra beline halatla bağladığı taşlara tutunarak buzun içine gömülmüştü. Atlamadan önce kollarını hareket ettiremediğinden emin olmak için biraz çırpındı. Ben de bana el sallamak istediğini sanıp ona gülümsemiştim. Buzun içinden bir daha çıkmadı tabii. Onu sadece izlemekle yetinmiştim. Dışarıda bıraktığı halatın ucundan çekip ağırlığı iki katına çoktan ulaşmış cesedini çekip çıkarmayı aklımın ucundan bile geçirmedim. Öylece gülümsüyordum. Her neyse ne diyordum? Bu düğümü yaptıktan sonra ancak dizime kadar yükselebilen bir kütüğü yuvarlayarak ipin altına getireceğim. Kamp ateşinde küçük bir ziyafet çektikten sonra muazzam bir şiir yazacağım. Onlarca kıta sürecek belki de bilmiyorum. 24. yaş günümde muazzam bir şiir. Daha sonra kendimi asacağım o ağaca. Henüz daha ateş yanarken”

Nichol: “Şiirini basmak isteyen yayınevi, çirkef editörlerin parasını tahsil edecek birini bulamayınca ayaklarını yerden kesen o ağacın gövdesine her yıl gelip adını kazıyan en fazla üç kişilik bir hayran grubundan başka kimsen kalmayacak Lucien”

Lucien: “Çok karamsarsın Nichol. Her akşam bizim barda altına işediğin taburelere beraberce çöktüğümüz üç, beş belki de on kişi okusa yeter. Hem böylesi daha iyi.”

Carl: “Bir dakika kendini öldüremezsin ki”

Lucien: “Dağın başında izbe bir tepede kendimi doğaya teslim edeceğim. Bu ölmek değil. Bu eylemin kutsallığını zedeliyorsun. Böyle konuşma Carl”

Carl: “Hayır onu demiyorum. Ayaklarının altına aldığın kütüğü yuvarlayarak zor getirdin. Boynunu ipe geçirdiğinde parmak uçlarında nasıl devireceksin o kütüğü? Zıplayarak kütüğün üstünden başka bir eksene düşmek istesen bile yine ayakların kütüğe değecek. Başaramayacaksın. Tanrı bilir o şiiri okurken uykum bile gelir”

Nichol: “Hah! Hiç bu açıdan bakmamıştım. Carl’ın rahatsız edici realist alt benliği çıktı yine ortaya. Dostum sen hiç fantezi kurmaz mısın? Ne bileyim elinde tam otomatik bir tüfekle, kıçlarındaki parlak taytlarıyla gerine gerine yoga yapan, sonradan kent soylu bir beyaz yakalı grubunu taramak falan?”

Carl: “Nichol sen hastasın senin tedavi görmen gerek”

Nichol: “İntihar etmek istediğini söyleyen birine ciddi ciddi açıklama yapan ve hatasını arayan biri mi söylüyor bunu?”

Lucien: “Hiçbiriniz neden intihar etmek istediğimi sormadınız”

Nichol: “Başka bir bedende tekrar dünyaya geleceğine inanmadığını, Tanrıya güvenmediğini, peygamberleri sevmediğini ve hatta ilk insanlarla fantezi kuran bir ahlaksız olduğunu bildiğimiz ve katolik olan babanın her ay sana gönderdiği yüz elli doları viskiye batırıp batırıp yaladığını bildiğimiz için olabilir mi?”

Lucien: “Ne demek bu şimdi Nichol?”

Nichol: “Yani bu fikri senin kafanda bulunan kaçıncı Lucien ortaya attı onu bile bilmiyoruz ahmak! Bir de duygusal konuşmuyor mu kahkahayı basasım geliyor.”

Lucien: “Jack LONDON neden intihar etti? Carl sen söyle. Nichol ucuz şarabı fazla kaçırdı sanırım. Tabağını kırdı ve yemeye çalışıyor”

Nichol: “Bir keresinde bir şov programında adamın afiyetle bir bardağı onlarca parçaya bölüp yuttuğunu izlemiştim. Tabak sağlığa zararlı mı yoksa?”

Lucien: “Seni öldürebilir.”

Nichol: “Senin gibi intihara meyilli bir ergenin ruhuna sahip otuz beşlik kel bir şair öldürmediyse…”

Carl: “Jack LONDON intihar etmedi. Yani şey aslında bu bir muamma. Alkol koması olabilir. Zehirlenme olabilir. Kalp krizi olabilir. Bilmiyorum ama kendini öldürmediğine en azından ben eminim.”

Nichol: “Martin EDEN’i okudum ben. Bence o adam kendini öldürdü. Yine de ruhuna tapıyorum.”

Lucien: “Nichol ve ölü tapınakları işte. Tapılacak her şeyin hep ölü olduğu bu dünyada hala tapılacak şeylere inanıyorsunuz.”

Carl: “Lucien haklı. Seni tanıdığım günden beri her gün farklı bir şeye tapıyorsun. Sanırım sende arkadaş şefkati eksik”

Nichol: “Evet doğrudur. Babam koyu bir katolik değildi ve ben de gönderdiği harçlıkla genelde kitap alırdım. Ucuz viski arkadaşlıklar kazandırıyormuş geç anladım. Ancak intihara meyilli olmaktansa Jack LONDON’ın deniz tuzu kokan ruhu daha iyidir.”

Carl: “Neyse konuya dönelim. Birincisi Martin EDEN bireyciydi. Jack LONDON ise sosyalist. O kitapta Martin EDEN’in bireyciliğinin ve paylaşımsız hayatının bir sosyalistten daha erken son bulacağını anlatıyordu. İntiharı imgesel bir şeydi yani. Aslında bu konu daha derin ama kısaca bu şekilde. Cevabını aldın mı Lucien? Gerçi sorduğun soru, şiirlerin kadar saçmaydı.”

Lucien: “Peki ya Dostoyevski?”

Carl: “Onu Nichol’e sor. Klasiklere de tapıyor.”

Nichol: “Dostum Rus yazarlarla tek ilgim en son ortaokulda Sovyet Rusya kara propagandası yaparken bir fabrikatör kızını tavlamamla oldu. Yatakta eğri büğrü oturup Amerikan edebiyatı övüp duruyorduk. Amerikalılara tapıyordu o da.”

Carl: “Eminim köleliği de savunuyordur”

Nichol: “Nereden bildin Carl? Ya da bunu bilen Carl’ın hangi alt benliği?”

Carl: “Sen ancak senin kadar psikolojik bozukluklara sahip kızları tavlayabilirsin çünkü”

Nichol: “Öyle deme Carl. Eski sevgilin ağlayarak daireme geldiğinde arka odada son romanını yazıyordun. Sana daha önce hiç söylemedim ama onunla yattık”

Carl: “O kızı kıyamete inandığı ve evinin bodrum katında yüzlerce konserve ton balığı stokladığı için terketmiştim Nichol.”

Nichol: “O zaman bu rahatsız sayko kızlar ikide iki etti. Bir daha akıl hastanesinin önünden bile geçmeyeceğim”

Lucien: “Akıl hastaları askerler gibi terhis mi oluyor Carl? Ne diyor bu?”

Carl: “Saçmalıyor işte. Hem ona taburcu olmak denir ve en yakın akıl hastanesinden millerce uzaktayız. Dolayısıyla yatakta sırtüstü yatarken ellerini kullanmadan pantolonunu ısırmaya çalışarak bize “yakınlarda akıl hastası var” krizi numaranı yutturamazsın Nichol.”

Lucien: “Nichol yine saçmalıyor Carl boşver. Bir sigara sarayım tüttürürüz. Böylece biraz olsun Nichol’un kafasına yaklaşırız ha?”

Carl: “Olur.”

——————————  1. Bölüm Sonu ———————————–

Yazının orijinal kaynağı: LINK

 

6
like
1
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
6 Yorum konuları
3 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
7 Yorum yazarları
Çalı KuşuKoray CömertMert CANBAZEkin.BMuhammet Yiğit Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Muhammet Yiğit
Yazar

Okudum ve güzel yani .

Kara pence
Üye

güzel

Ekin.B
Yazar

Ben de yazı yazan biri olarak neden türk karakterler ve isimler yerine yabancı tercih ettiğini tahmin edebiliyorum. Ama şöyle bir durum var ki Türk olarak ve Türk edebiyatında var olarak yabancı karakterler kullanmak bence biraz abes kaçıyor. Bu konuyu işlerken Türk karakterler kullansanız yine abes kaçacak, bunu da biliyorum. Bu yüzden bence ya isim kullanmama yolunu seçin ya da türk karakterlere uyacak konular tercih edin.

mustafa
Üye

Okudum ama pek beni sardığını söyleyemeyeceğim ama yinede teşekkürler.

Çalı Kuşu
Yazar

Başarılı bir başlangıç en azından vermeye çalıştığı ve düşünmeye sevk eden kesitler oldukça dikkat çekici efendim.