Başlamadan önce, bu yazıyı sevgili dostum Onur Taşkın’a ithaf ediyorum.

Azerbaycan Milli İstiklal Marşı (Devlet Himni)’nın şairi olan Ahmet Cevat (Ehmed Cavad,1892-1937), Türkiye kültürel-toplumsal hayatıyla da sıkı münasebetleri bulunan ünlü Azerbaycan şairlerindendir.

Türkiye’de öğrenim görmüş, Azerbaycan’la Türkiye arasında edebi-kültürel bağların güçlenmesinde özel hizmetleri olan Abdullah (Abdulla) Sur ve Hüseyin Cavit (Hüseyn Cavid) gibi çok önemli şahsiyetlerin yanı sıra Türkiye’den gelmiş olan Savat Cevad isimli öğretmeninin de Ahmet Cevat’a büyük etkisi olmuştur. Prof. Dr.Ali Salettin, Sevat Cevad’ın, “Türkiyeli şair Ahmet Cevat’ın kardeşi” olduğunu yazar ve Azerbaycan milli şairi Ahmet Cevat’ın, “kendi lakabını, aynı devirde yaşamış Türkiyeli A. Cevat’ın adından almış” olduğunu söyler. Biz bununla ilgili başka bir bilgiye rastlamadık.Aynı devirde Türkiye’de Ahmet Cevat (Emre) isminde meşhur bir dilcinin yaşadığı bilinmektedir.Onun, Sarf ve Nahiv adlı eseri,o zaman Azerbaycan okullarında da ders kitabı olarak okutulmaktaydı.Burada şu hususu belirtmeliyiz ki, A. Salettin’in yazılarında, Türkiyeli dil bilimci Ahmet Cevat’ın (1876-1961) Sarf ve Nahiv adlı kitabı,yanlışlıkla Azerbaycanlı şair Ahmet Cevat’ın eseri olarak sunulmuştur.

1912-1913 yıllarında Azerbaycan’da, Türk ordusu için iane (maddi yardım) toplanıyor, birçok genç, Türk ordusunda savaşmak için İstanbul’da kurulan “Kafkas Gönüllüleri Birliği”ne yazılıyordu.1912 yılında, 20 yaşında olup henüz öğrenimini bitirmiş olan Ahmet Cevat da bu gönüllülerle Türk ordusuna katılmıştı. Bu hususta ilk bilgiye, Hüseyin Baykara’nın meşhur Azerbaycan İstiklal Mücadelesi Tarihi adlı eserinde rastlıyoruz.

Ahmet Cevat, istintak/soruşturma belgesinde de savcının sorusunu şöyle cevaplamıştı:

“Evet, 1912 yılında Türkiye’de bulundum. Ben oraya, Balkan Savaşı’nda Türk ordusuna gönüllü olarak katılmak için gittim. Türkiye’ye, Batum’da pasaport alış verişiyle meşgul olan bir Rum’dan aldığım İran pasaportuyla gittim. Benimle birlikte Türk ordusuna iştirak etmek için İdris Ahundzade, soyadını hatırlamadığım Ali (Eli) ve İsa Alizade(Elizade) geldiler. Biz hepimiz gönüllü gruba kabul olunduk ve onun terkibinde Bulgarlara karşı savaş-tık. 1913 yılının sonbaharında ben Rusya’ya döndüm.”

Birinci Dünya Savaşı devrinde Azerbaycan’da 1905 yıllarında oluşmağa başlamış Bakû Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi, kendi kan kardeşlerine maddi ve manevi yardımda bulunmak için faaliyetini Kuzey Kafkas, Dağıstan, Gürcistan,Revan ve işgal olunmuş Türkiye topraklarına yöneltti. Bu husustaMehmet Emin Resulzade şöyle yazıyordu:“Kars ve Ardahan felaketi, Rusya’daki Türklerin birlikte düşünen, birlikte hisseden büyük bir vücut olduklarını ispatladı.”. Bakû Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nin başkanı gizli oylama ile seçilmiş Hacı Zeynelabidin Tağıyev, başkan yardımcısı Ağamusa Nağıyev idiler. Muhtasar Azerbaycan Edebiyyatı Tarihi’nde okuyoruz: “Cihan Savaşı’nda Türkiye’nin Ruslara karşı savaşmasına rağmen Osmanlı göçmenleri himaye (koruma) ve temin olunuyordu.Hatta bu alanda az çaba sarf etmeyen zenginlerden Musa Nağıyev’e, Hacı Zeynelabidin’e, Osmanlı hükumeti tarafından takdir madalyası gönderilmişti”.

Azerbaycan, Türkiye’den olan Müslüman göçmenlere yardımda bulunmak için Rusya Devlet Duması’ndan zorlukla da olsa izin almayı başarmıştı.Henüz Gence medresesinde öğrenim gördüğü zaman şu Hayriye kurumundan burs alan Ahmet Cevat da Harpzedelere Yardım Şubesi’nin en aktif üyelerinden biri olarak sınır boyunca savaş bölgelerinde faaliyete başladı. O, cemiyetin özel temsilcisi,cephe vekili Husrev Paşa Sultanov’un yardımcısı ve sorumlu katibi olarak bölgeleri dolaşıyor; harpzedelerin listesini düzenliyor; maddi yardım dağıtıyor;yaralı ve esir Türk askerlerini ziyaret ediyor; onların ihtiyaçlarıyla yakından ilgileniyor; bölgelerdeki hastane, okul, cami, öksüzler için yuva gibi en önemli ihtiyaçlarını belirleyerek, cemiyeti bilgilendiriyor ve bu ihtiyaçların karşılanmasına da şahsen katılıyordu. Ali Salettin’in yerinde tespitiyle, Ahmet Cevat’ın bu dönemde gösterdiği hizmetler, henüz layıkıyla değerlendirilememiştir.

A. Salettin ve C. Kasımov (Gasımov), Ahmet Cevat’ın 1916 yılında da Azerbaycan teşkilat grubu çerçevesinde Türkiye’ye gittiğini yazıyor . Ancak eminiz ki, Cemiyet-i Hayriye’nin Harpzedelere Yardım Şubesi faaliyete başladığı zamandan, yani 1915 yılından itibaren Ahmet Cevat,Türkiye’nin işgal altındaki bölgelerinde, ilk önce, Kars ve Ardahan’da bulunmuştur. Bu mesele,Cemiyet-i Hayriye’nin özel temsilcisi Husrev Paşa Sultanov’un makalesinde şöyle ifade edilmektedir:“Martın 16’sında on yardımcıdan (Bakû’dan Hüseynof, İlyasof, Mahmudof, Mehemmedof, Mirzecemalof, Vekilof ve Gence’den Ahundzade (AhmetCevat. A. M.), Şahsuvarof ve Nazaraliyof’tan) ibaretbir heyet, Sefikürdski’yle benimle Kars’a geldi.”(8, 110). Ahmet Cevat’ın Kars Hey’eti’nin gördüğü İşlerden başlıklı makalesinden de anlaşılıyor ki,kendisi 31 Mart 1915’te artık Kars’ın Soğanlı beldesindeydi.Cemiyet-i Hayriye üyelerinin başarılı faaliyeti sayesinde Çıldır ve Ardahan bölge reisleri,“Müslümanlardan para ve eşya aldıklarından dolayı mahkemeye sevk edildiler.” “Kars valisi Podgorskiile Ardahan deisi Nikolayef’in işine son verildi.”“Ahalinin hukukuna tecavüz eden Ermeni, Rum ve hükûmet memurlarının, Rus kanunları karşısında mes’ul olmaları fikri, Müslümanların zihninde önemli yer tuttu.” 1915 yılı mart sonlarından itibaren Kars ve Ardahan’da çalışan Ahmet Cevat, ekim ayında artık Batum’daydı.

Ahmet Cevat’ın Bakû’da neşredilen Açık Söz gazetesinde yayımlanan Acara Mektupları’ndan da anlaşılıyor ki 30 Ekimde o artık Batum’daydı.

Yeni İkbal gazetesindeki bir haberde de görüldüğü gibi, Ahmet Cevat o zaman işgal olunarak bir ilçe şeklinde Batum’a bağlanan Artvin’dede bulunmuştur. Bazı araştırmacılar Ahmet Cevat’ın Birinci Dünya Savaşı yıllarında Trabzon’da, Ardahan’da olduğunu yazmışlar, ayrıca Azerbaycanlı bilim adamı Prof. Dr. Yaşar Karayev (Garayev), onun Bursa’ya gittiğini de yazmıştır. Bakû Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nin Trabzon ve Erzurum’da faaliyet gösterdiği ger-çektir; ancak bu cemiyetin Bursa’yla bir bağlantısı olmamıştır. Ahmet Cevat’ın bu yıllarda başka bir görevle Bursa’ya gitmesi de inandırıcı görünmüyor. Şairin mektup, makale ve şiirlerinde de Bursa’nın adı geçmez. Ahmet Cevat’ın, “Rize ve Trabzon Felâketzedeleri” başlıklı makalesinden şairin, Rize ve Trabzon’daki durumu çok iyi bildiği, ayrıca neredeyse olayların içinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Fakat onun ne mektup ve makalelerinde, ne de Cemiyet-i Hayriye’nin yaptığı çalışmalar hakkındaki kaynaklarda, şairin şahsen Erzurum’da bulunmasıyla ilgili hiçbir bilgiye rastlamadık. Şunu belirtmek gerekir ki, Ahmet Cevat, zaten dünya Müslümanlarının hilafeti ve dünya Türklerinin tek devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun her bölgesini, her köşesini kalbinde, ruhunda taşıyordu.

Ahmet Cevat’ın Birinci Dünya Savaşı yıllarında yazdığı şiirler, devamlı gazete ve dergilerde yayınlanıyordu. Şairin 1916’da Cemiyet-i Hayriye tarafından basılan ve onun milli şiirlerini bir araya getiren Koşma adlı kitabındaki şiirlerin çoğu bu yıllarda yazılmıştır. Türk dünyasının sevinç ve ıstı-raplarını dile getiren bu şiirler, Kafkasya’daki Türk esir askerler için de çok değerliydi. Bu hususta Naki Keykurun (Şeyh Zamanlı) hatıralarında yazıyor ki, “Gence’deki Türk askerlerini ziyaret ediyorduk. Onlara Türkçe kitaplar, gazeteler, M. E. Resulzade’nin çıkardığı Açık Söz gazetesini götürürdük. Onların incitilmesine fırsat vermiyorduk. Gençler, talebeler,muallimler de esirlere yardıma geliyorlardı. Esirlerin en çok sevdiği şair Ahmet Cevat’tı.”

Ahmet Cevat’ın bu şiirleri yalnızca Türkiyeli esirler arasında değil, Türkiye’de de oldukça yayılmış ve sevilmişti. Ziya Gökalp, Yeni Mecmua’da(2 cilt, sayı 42, 1918, 2 Mayıs, s. 312) şöyle yazı-yordu: “Ruslarla savaştığımız sırada Kafkasya’da intişar eden bir şiir mecmuası elimize geçti. Koşma isimli bu kitabın nazmı Ahmet Cevat isminde bir Türk’tür. Bu milliyetperver şairin bütün şiirleri,Osmanlı Türklerine, ana vatana, orduya ithaf edilmiştir. Muharebenin muhtelif safhalarına taalluk eden bazı parçaları birer birer mecmuamızda yayınlayacağız.”

Azerbaycan’ın milli şairi unvanını kazanmış olan Ahmet Cevat, Birinci Dünya Savaşı yıllarında hem de İkbal, Yeni İkbal, Açık Söz gazetelerinin özel muhabiri olarak çalışmıştır. Onun mektup, makale ve özel haberleri devamlı olarak basında yer alıyordu. Ahmet Cevat’ın bu yıllarda yayınlanan yazıları, onun faaliyetinin en açık aynasıdır. Hatta,“Birinci Dünya Muharebesi’nin inkar edilemez hakiki sâlnamesidir.”. O, Kars Hey’eti’nin gördüğü İşler, Acara Mektupları, Acara’da Dil, Lazlara Kömek, Sohum Yolundan, Rize ve Trabzon Felâketzedeleri, Batum Müslüman Birlik Cemiyetinden,Gürcü Matbuatı ve Acara gibi makalelerinde,mahalli Türk ahalisinin dünü, bugünü ve yarınıyla ilgili problemlere dokunmuş ve bu ağır günde bütün Müslümanları onların yardımına çağırmıştır.

Ahmet Cevat, makalelerinin çoğunda edebi tasvirlerden de yararlanmıştır.

Yukarıda adını verdiğimiz makalesinde Ahmet Cevat, Kars’taki ahalinin, onların gelişinden nasıl etkilendiklerini şöyle tasvir etmektedir: “Bizim oralara gittiğimizden o kadar memnun oldular, o kadar sevindiler ki gözlerimiz yaşardı. Hepsinin solgun dudağından, boyasız bir tebessümle beraber, şu sözleri işitiyorduk: “Hamd olsun Cenabı Hakk’a, bizimde can yananlık edenlerimiz varmış. İnsan ölürken de kardeşinin kucağında ölmelidir. Yaşasın kardeşlerimiz!”

Bu sözler kardeş yardımına koşan Azerbaycan halkına bir minnettarlık, şükranlık cevabıydı.

Ahmet Cevat’ın rapor karakterli makalesinde,bu fikirleri romantik bir üslupla yansıtması, bütün Türk-Müslüman topluluklarını yardıma teşvik etmesi bakımından çok önemliydi.

Görüldüğü gibi, 1918 yılı, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ne kadarki devir, Ahmet Cevat şahsiyetinin ve edebi yaratıcılığının gelişmesinde önemli bir dönemi oluşturmaktadır. Bu çağda Ahmet Cevat,artık bir şair, nasir, gazeteci, muhabir ve sosyal işlerle uğraşan adam olarak ustalaşmış, yetişmiş,Azerbaycan’da ve Türk dünyasında, özellikle de Türkistan’da ve Türkiye’de tanınmış, sevilmiş ve meşhur olmuştur.

Ben çiğnenen bir ülkenin Hak bağıran sesiyim!

Diye haykıran Ahmet Cevat, Azerbaycan Türklüğünün İstiklal Marşı Şairi, İstiklal Bayrağı Şâiri olarak ebediyetin yoldaşıdır!

Yaşar Garayev’in şu sözlerini de hatırlatmak isterim: “Milli Azerbaycan, devletten ve cemiyetten önce ideolojide var olmuştur. M. E. Resulzade’yi, Yusufbey Nesibbeyov’u, Han Hoyski’yi, bedii fikir, içtimai düşünceden önce yaratmıştır. Onlardan biri, belki de birincisi Ahmet Cevat’tır. “Poetikanın Resulzade’si”,bana göre A. Cevat’a verilen en doğru değerlerden biridir… Üç renkli şiir, bediî hafızaya herkesten önce Ahmet Cevat’ın kalemiyle yazılmıştır… Bayrağımız rengini, marşımız müziğini ve ritmini Ahmet Cevat’ın şiirinden almıştır.”

16
like
3
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
23 Yorum konuları
1 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
24 Yorum yazarları
Bekir AkgülMurat Siyliahmet çetinPINAR GÜLÇalı Kuşu Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Aybarskanlioglu
Üye

Güzel bir şair

bjorn
Üye

Çırpınırdı Karadeniz bakıp Türk’ün bayrağına ah ölmeden bir görseydim düşebilsem toprağına. Ruhu şad mekanı uçmak olsun.

yarasab
Üye

Azeri kardeşlerimize selamlar

onur.tskn
Üye
onur.tskn

Ellerine sağlık Büşra. Güzel bir bilgilendirme fanzini olmuş. 🙂

Bekir Akgül
Üye

Güzel Paylaşımm