12 Eylül sabahında askeri müdahalenin yapıldığını, bazıları radyoyu açtığında, bazıları annelerinden veya babalarından, bazıları babasıyla işe gitmek için kalktığında önce imamın yaptığı anonstan, sonrasında da sokaktaki askerden, bazıları cezaevindeyken, bazıları cenazesini getirmek için yolculuk yaparken, bazıları kızıyla beraber işe giderken, bazıları tatil yaptığı sırada çeşitli şekillerde öğrenirler. Kimisi de tam olarak hatırlamasalar da radyo, televizyon veya gazeteden öğrenirler.

Müdahalenin yapıldığı öğrenildiği zaman ilk önce bir şok yaşanır. Bu atlatıldıktan sonra gelecek günlere dair bir belirsizlik kaplar içlerini. Çünkü bu hareketin de neler getirip neler götüreceği henüz belli değildir. Böylece endişeli ve korku dolu günler yaşanmaya başlanır. Çünkü her şeyin suç sayıldığı, insanların birbirini ispiyonladığı veya ispiyonlamak zorunda kaldığı, kimsenin hakkını arayamadığı, sessizliğin, sinmişliğin hâkim olduğu bir dönemdir. Bazıları bu belirsizlikten dolayı bir süre ortalarda görünmemeye çalışır, çünkü ne olacağı belli değildir.

Aynı zamanda müdahaleyi hoş karşılayan, bu duruma sevinen insanların sayısı da az değildir. Hatta, keşke önce yapılsaydı, düşüncesi bile kafalardan geçmiştir. Çünkü insanlar, her gün ölüm haberlerini duymaktan, her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalma düşüncesinden artık bıkmıştır ve bunun bir an önce bitmesini istemektedirler. Müdahale yapılınca da artık bu tür endişeler sona erecek ve insanlar rahat bir nefes alacaktı. Nitekim ilk anlarda da böyle bir görüntü oluşmuştur, sanki her şey son bulmuş gibidir. Bu yüzden, günümüzde 12 Eylül’ün yargılanmasını isteyen pek çok kişi o zaman bundan hoşnut kalmıştır. Ancak kısa süre sonra hiç de öyle olmadığı görülmeye başlanır. Çünkü peş peşe gelen tutuklamalar, yasaklamalar, neredeyse her şeyin suç olarak görülmesi ve bundan dolayı hapse atılması, orada yapılan zulümler asıl amacın başka olduğunu göstermiştir. Yaşananlar karşısında kimse sesini çıkartamaz, çünkü artık askeriyeden korkulmaktadır.

  1. Bu korkunun etkisiyle ilk önce suç aleti olarak görülen dergiler, kitaplar yok edilmeye başlanır. Özellikle de anne, babalar bir telaşla bu işi üstlenirler, çünkü çocuklarının başına bir şey gelmesini istemezler. Nede olsa yaşanılacak süreç hakkında henüz tam olarak bir fikirleri yoktur ve içeriye alınanlardan haber almak kolay değildir. Sadece korku ve endişeli halde, bir haber almak uğraşı içerisindedirler. Bu dönemde sadece Bilim ve Sosyalizm yayınlarına ait olan 113 bin 607 kitap Mamak’ta yakılmıştır. İstanbul’da gazetelerin yayın yapamadığı gün sayısı 300’e ulaşmıştır. Yayın yapanlar ise haber bulmakta zorluk çekmiştir, çünkü her istediklerini yazamamaktadırlar. Ancak sıkıyönetim idaresinin izin verdiklerini yayınlayabilmektedirler. 927 yayın yasaklanırken, tonlarca gazete, kitap ve dergi imha edilir, birtakım gazeteci, yazar ve çevirmenler hapse atılır. Yasaklanan kitapların yanında 937 filme de yasak konulur. Bu filmlerin 114’ü Yılmaz Güney’e aittir. Bunların yanı sıra kâğıda da önemli ölçüde zam yapılır. Bu da doğal olarak dergi, kitap ve gazetelerin fiyatlarına etki eder.

Kimileri böyle bir şeyin olabileceğini tahmin etmelerine, beklemelerine rağmen bu kadar acı dolu ve baskıcı günlerin yaşanacağını düşünmemişler ama tahminlerinin kak kat fazlasını yaşamak zorunda kalmışlar. Kimileri de müdahaleden daha farklı beklentiler içerisindedirler. Çünkü kendi söylemlerinden, ideolojilerinden dolayı askerin, ne kadar solcu varsa toplayacağını, ülkenin ikiye bölünme riskine son vereceğini, ama ülkücü, milliyetçi kişilere dokunmayacaklarını düşünmüşlerdir. Ama sonuç hiç de bekledikleri gibi olmamıştır. Çok sayıda Türk milliyetçiliğini savunan insanlar da solcularla aynı kefeye konulur, aynı işkencelere maruz kalır ve “bir sağdan, bir soldan” denilerek idama gönderilenler olur.

Askeri müdahalenin en büyük sıkıntılarından biri de yollarda çekilir. Herhangi bir sebeple yolculuk yapanların yolculuk süreleri neredeyse iki-üç katına çıkar. Çünkü sürekli olarak arabalar durdurulur ve her şey didik didik aramadan geçer. Üstelik askerlerin aşağılamaları, öfkeleri, kendilerini üst düzey bir konumdaymış gibi, ülkenin sahibiymiş gibi algılatarak bunu yaparlar. Yolcular ise gereksiz yere içeriye alınmamak için seslerini çıkarmadan yapılanlara boyun eğerler. Kendi askerinin bu tepkisine maruz kalmak ise insanlarda büyük bir kırgınlığa yol açar. Otobüslerin ve diğer ulaşım araçlarının çıkış ve varış saatleri sokağa çıkma yasağına göre ayarlatılır. Şehirler arası seyahat edenlerin yasak başlamadan önce limanlara, istasyonlara ve terminallere gitmeleri bildirilir. Eğer saati geçirirlerse ve dışarı çıkarlarsa gözaltına alınırlar. Ya da yasak bitene kadar kontrol noktalarında beklemek durumunda kalırlar. Uçakla gelen yolcular ise ya hava yolları araçları ile gidecekleri yerlere bırakılırlar ya da yasak kalkana kadar limanda bekletilirler.

Müdahalenin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra pek çok kişi bunun arkasında dış güçlerin olduğunu, kendilerinin de bu oyunda piyon olarak kullanıldıklarını düşünür. Ama artık iş işten geçmiştir ve kendileri de üzerilerine düşen görevleri farkında olmadan çok güzel yerine getirmişlerdir. Ama zaten bunu önceden fark edebilmeleri çok zordur, çünkü bunu planlayanlar çok başarılı bir şekilde hareket etmiştir. Türkiye ise hem sosyal, hem ekonomik, hem siyasi yönlerden çok büyük zararlar görmüştür.

2
like
2
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
3 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
3 Yorum yazarları
Çalı KuşuMuhammet Yiğitmustafa Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
mustafa
Üye

Darbe ve buna benzer konular oldum olası hep ilgimi çekmiştir. Teşekkürler.

Çalı Kuşu
Yazar

Bir kısır döngüsü bazen sadece zaman efendim…

Muhammet Yiğit
Yazar

İlgi çekici …