VI. BÖLÜM

Aslında evet ağlamak üzereydim. Onun babasına olan, hasreti, sevgisi beni imrendirdi. Ne olurdu bende böyle sevebilseydim babamı. Aslında ben tam tersi; ben babamı kendi ellerimle öldürmek istiyorum! Durup dururken adının Beyza olduğu, hastane gecesi duyduğum Beyza Hanımefendi sözleri aklımda çarpıştı. Hay aksi ben bu kızı arıyordum ya! Aklıma tüküreyim nereden unuttum ben onu sorguya çekmeyi:

-Sana birkaç sorum var ama soruyla cevap vermeyeceksin ama tamam mı?

-Tamam, sor bakalım.

-Cem diye birini tanıyor musun?

-Evet.

-(Ya nasıl tanırsın Beyza!) En son ne zaman buluştunuz?

-Birkaç gün önce.

-(Bana kullanıldığını söyleme ne olur!- Sesim titrek.) Ne yaptınız?

-Eski günlerden bahsettik.

-Ne kadar eski?

-Kendimi bildiğim tarih kadar eski.

-Sen bu Cem’le ne zaman tanıştın?

-(Ne güzel gülüyor Allah’ım.) Cem kim ya?

-Cem mi kim? Tanımıyor musun yani? Şaka mı yapıyorsun bana?

-…(Gülmesi geçmedi ki hala…)

Kıskandığımı düşündü mü acaba? Bir yandan sevinsem mi tanımıyor diye bir yandan da kim bu Beyza deyip duruyorum. Gecemizin geri kalan dakikalarını bir önceki dakikalardan; daha keyifli, daha mutlu, daha eğlenceli geçirmesini bildik. Evi de işe bak ki yukarı mahalledeymiş. Ona evimi gösteremedim, utandım. Fark ettim ki annesi ve anneannesiyle durdukları ev, bizim evden daha harabeydi. İkinci kez utanırken kendimden anladım ki; önemli olan ev değil içinde yaşayanlarmış!

Saat gece yarısına az bir vakit kala cebime gelen mesajla taş masaya davet edildim. Hiç tereddüt etmeden hızlı adımlarla özlediğim ortama, dostlarımın yanına gitmeye başladım. Beynim ayaklarımın refleksine müdahale etmiş, daha hızlı yürümesi için tüm işlevini ayaklarım için kullanıyordu. Sanırım yarı yarıya daha kısa zamanda gelebilmiştim:

-Biliyordum bensiz yapamayacağınızı.

-Az işimiz vardı, bizde dedik uyumadıysa çağıralım gelsin.

-İyi yapmışsınız, sağ olun, var olun ağabeylerim.

-Eee nerede büyüğümüz ve mezelerimiz.

-Paramız yoktu alamadık.

-Haber verseydiniz ya ağabeylerim ben alırdım, tekel açıktı.

-Boş ver tekeli biz yine kafamızı buluruz.

Nasıl bulacağız ki biz kafayı? Cem ağabey ne diyordu ki yine? Hasta mı oldu yine bu? Aklım durmuştu sanki hiç cevap vermeden onların tekrar konuşmasını bekledim ama nafile, konuşmadılar ve ben dayanamadım sordum:

-Nasıl bulacağız ki ağabey? Bize lazım gelen rakı ve meze bir de şu denizin üzerinde dans eden mehtap.

-Mehtabın yanında Beyza Hanımefendi olsun bu seferde. (Elini cebine daldırdı.)

Parmaklarının ucunda bir şeyler tutarken Yağız pür dikkat bir ona bir bana bakıp duruyordu. Ben sağıma soluma bakıp Beyza Hanımefendi’nin gelmesini bekliyordum. Kimmiş bu Beyza tanıyalım.

-Bak işte Beyza’mız burada!

Öyle bir keyifle, iştahla söylüyordu ki… Gösterdiği beyaz tozların uçuşmaması için denizden gelen rüzgarı kapatmak için hem elini ve kolunu hem de montunu siper ediyordu. Bu hassasiyeti kendisi için hiçbir zaman göstermemişti:

-Bu nedir ağabey?

-İşte diyoruz ya: Beyza Hanımefendi.

-Bu bildiğin ne idiğü belirsiz bir toz.

-Olur mu Arda’m? Rakı bizim can suyumuzsa, Beyza’da şehvetimiz. Bununla istediğin her şey oluverir. Hiç olmayacak işler, oluverir. Servetin, şehvetin, sarhoşluğun her ne istersen!

-Bu nasıl olur ağabeyim? Bu toz parçası uyuşturucu olmasın?

-Şşşttt bir daha duymayayım bunun adı Beyza Hanımefendi!

Taş masaya hiçbir kağıt parçası koymadan masa üzerinde ki tozu dahi üflemeden bir miktarını serdi. Siperini ihmal etmeden bir sıraya dizip minik silindirik bir parça ile burnuna doğru çekti Beyza’yı. Bu ritüel Yağız tarafından da yapıldı. Bir miktarda benim için bırakmışlar:

-Buyur bu da senin hakkın!

-Yok ağabey, istemiyorum.

-Alsana oğlum senin için ayırdık bunu. (ikisinin de anlamsızca kahkaları beni garip hissettiriyordu.)

Verdikleri tozları onlardan gördüğüm kadarıyla; ellerimi siper yaparak ve bir banka kartı ile bir sıraya dizdim. Hem meraktan hem de dostlarımın iyi niyetinden şüphe etmeden burnuma doğru çektim. Birkaç saniye sonra ne yaptığımı biliyorum ama kendimi kontrol edemiyorum. Garip hallerim, garip olaylar içinde fark edilmiyordu bile. Konuşmak istiyorum, konuşamıyorum. Kalkmak istiyorum, yürümek, eve gitmek istiyorum ama olmuyor. Garip bir şekilde bu bana keyifte veriyor. Bu hal ne zaman bitecek acaba? Dostlarıma baktığımda benden daha kontrollü oldukları kesindi. Benim Beyza Hanımefendi’den istediğim ve bulduğum sadece sarhoş olmaktı ve oldum. Hem de ne sarhoşluk!

Şafak sökmek üzereydi kendime gelmeye başladığımda:

-İyi misiniz?

-İyiyiz Arda’m. Sen nasılsın, iyi hissediyor musun kendini?

-İyi tabi ağabey ya yok mu yine?

-Ooo bu bizden de müptezel çıktı! (Bunları söylerken daha kontrollü ve anlamlı gülüyorlardı, gülüyorduk.)

-Ağabey ben eve gideyim o halde az yatayım sonra işim var.

-İş yok oğlum, Kadir ağabey izin verdi hem bugün pazar git evde dinlen.

-Ne ara sordun ağabey, kızmasın bana?

-Lan oğlum sen bana güven yok diyorsam yok.

İyi madem deyip yola koyuldum. Etkisi hala vardı bende Beyza’nın ama en azından kontrol bendeydi. Eve yaklaştığımda babam evden çıkıyordu, saklandım. Sabah sabah uğraşamam, gitmesini bekledim, işe bu kadar erken gittiğini bilmiyordum.

Yarım saat mahalleyi turladıktan sonra anahtarı çevirmeden kapı açıldı. Kapıyı açan annemdi:

-Oğlum neredesin sen? Öldük meraktan!

-İyiyim anne bugün işe gitmeyeceğim ondan arkadaşlarımlaydım.

-Gözlerine ne olmuş oğlum peki; etrafı morarmış, içi kızarmış. Uyumadın mı hiç?

-Eee evet anne, uyumadık.

-Ahh be oğlum neden kendine ve bize eziyet edersin ki? Davranışlarında da bir tuhaflık var, git yat hemen bakalım.

-Hasta gibiyim anne…

Üşüttüm galiba sabaha kadar denizin dibinde. Beyza’da beni terletmişti, üstüne rüzgar yeyince iyice hasta oldum, inşallah yarına iyileşirim.

Uykuya daldığım anda alacakaranlık penceremden yatağıma girerken uyandığımda da aynısıydı. Hiç uyuyamadım mı ben? Peki o sesler nedir? Yan odada kıyamet kopuyor sanki:

-O pislik artık benim evimde daha fazla barınamaz!

-Öyle deme Murat’ım etme. O bizim oğlumuz!

-Benim öyle bir oğlum yok artık!

-Öyle deme ne olur, bak uyanacak şimdi!

-Geç geldi; dayak attık adam olmadı, içki içti; dayak attık adam olmadı, karşı geldi: dayak attık adam olmadı! Şimdi uyuşturucu kullanmış dayakta atsan bu saatten sonra adam olmaz bu saatten sonra benim Arda diye bir oğlum yok!

 Yutkunamıyorum! Kovuldum mu yani ben evden şimdi? Çok mühim değil Cem ağabeyim ve Yağız’la birlikte kalırım ama zoruma gidiyor nedense… Kabus olacak dakikalar beni bekliyordu…

7
like
1
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
6 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
6 Yorum yazarları
Erdi metinNasibe AvcıReha KarakayaTriskacocumustafa Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Erdi metin
Üye

Yazılarınız güzel beğeniyle okuyorum.kaleminize sağlık👏

Nasibe Avcı
Üye

Kaleminize sağlık

Reha Karakaya
Yazar

Emeğinize sağlık güzel bir içerik.

Triskacocu
Yazar

Konuşma şeklinde olması akıcı kılmış tebrikler

mustafa
Üye

Cem’e hafiften bir uyuz oldum.Şaka bir yana güzel bir içerik teşekkürler.Bu Beyza serisini zevkle takip ediyorum