II. BÖLÜM

DAYAK ARSIZI

 Gözün görmesin beni tabi müdür bey! Öğrenci nedir ki zaten?

Başka hiçbir kelime etmeden, edemeden yaka paça dışarı atıldım. Ben şimdi anneme ne diyeceğim, ya bizim peder? Akşam birde ondan dayak yiyemem. Cem’i de Yağız’ı da aradım, cevap vermediler. Onları ispiyonladığımı düşündüler galiba. Haklılar tabi ben onları akşam görürüm nasıl olsa… Eşyalarımı aldım, sınıfın, hatta daha bugün gelen, az önce beraber olduğum; Beyza’ya da tek kelime etmeden hızlı adımlarla yürüyüp sınıftan çıktım. Nereye gideceğimi bilmiyorum…

Şoförün, dolmuşu ne tümsekten küt diye geçmesinden ne de para üstünü vermemesiyle ilgilendim. Tüm derdim kendimi bir yere atmaktı. Dönerci Kadir’in dükkanının önünden geçtiğimizi fark ettiğim anda da hemen indim. Ya buradadırlar ya da buraya gelecekler. Buna şüphe yok, burası bizim toplanma alanımız. Cem bana haber verdi diyerek söze başlayan Kadir Ağabey:

-İçeri gel, birde senden dinleyelim neler olmuş bitmiş.

-Ağabey, Cem ne diyorsa odur. Üzerine ben 3 ay uzaklaştırma aldım.

-Sıkma canını gençlikte olur böyle.

-Ağabey ben zaten ben okula gitmek istemiyorum. Sorun Murat’a ne diyeceğim?

-Baban asabi diye ona Murat diye hitap etmemelisin…

Ahh bee Kadir ağabey tamam anladık; mahallenin namusu, korunması, geleni-geçeni senden sorulur ama senin bizden haberin yok. Nereden bileceksin ki? Her akşam nasihatlerinden, yetmezse dayak atmasından, hakaretlerinden nereden haberin olacak? En çok da dayak arsızı demesinden nefret ediyorum ya… Neyse…

-Ben çözemedim dilini onlar çözer, geliyorlar.

Her zaman ki gibi rahatladım onları görünce. Ne zaman derdim olsa yanımdalar, ne zaman kavga edecek olsam yanımdaydılar. Bu minnet ağır gelse de bana, babadan bunların yaptıklarının yarısını göremedik… Babalık en çok bunlara yakışıyor:

-Ağabey. (Elleri sırtımı ovalarken, koca bir dağa sırtımı yasladığımı zannediyorum.)

Hiç bir söz etmemem için kolumu sıktı, sustum. Bilirim, akşam gitmek istemediğim yerde ne konuşulacaksa konuşulacak. Üstüme, başıma çeki düzen verdik. Bir zaman sonra eve geçtim, birazdan peder gelir, derhal evden çıkmam lazım. Annem her zaman ki gibi sorularla beni boğar:

-Bu ne hal oğlum? Yine onlar demi? O piçlerden ayrıl demedim mi sana, onlardan sana zarar gelir oğul!

-Anne onlar dediğin benim arkadaşlarım, siz yoksunuz ve onlar benim hep yanımdalar beni rahat bırak ve bana para lazım!

-Nereye gideceksin ki Arda? Birazdan baban da gelir zaten. Ondan izin alıp çıksaydın bari.

-O benim babam değil, senin kocan ve ben ondan izin almam!

-Erken gel o zaman ben bir şeyler uydururum, sen ses etme emi?

Eve girip çıkmam birkaç dakikamı aldı, zaten planım da buydu. Annemin elime canından koparıyormuş gibi verdiği de; elli lira. Birde tembih ediyor; bir hafta idare edecekmişim, pehhh. Eve geçmeden önce anlaştığımız gibi tekelin önünde buluşmak için oraya doğru yürüyorum. Gece çökmek üzereydi, uzun zamandır ilk defa tek başıma, bu saatte dışarıdayım. İçimde hem tedirginlik hem huzur var. İki duyguyu aynı anda hisseder mi insan? Birkaç saat önce olanları düşündükçe ve birkaç saat sonra olacakları düşündükçe boğazım da kocaman bir düğüm oluyor… Ne yapacağımı bu sıkıntıyı nasıl aşacağımı bilmiyorum, belki Cem’e anlatınca o bir çare bulur… Bunların hesabını yapa yapa kendimi kaybetmişken, tekelin önünde bekleyen iki dostumun seslenmesiyle kendime geldim. Yağız, Cem’in önceden tembihlediği şeyleri almak için tekele girdi. Elinde ki poşetlerden belli ki aldıkları elli liradan fazlaydı.

Hava iyiden iyiye kararmıştı şimdiye peder çoktan eve gelmiş, benim eve gelmemi bekliyordur. Bizde gazeterle taştan masanın üzerini kapatıp üzerine içkileri ve kuruyemişleri dizdik. Üç bardak, üç kişilik kuruyemiş vardı. Ben Kadir ağabey gelir herhalde derken, Cem bardağın tekini kaldırıp bana doğru uzattı:

-Al iç oğlum.

-Yok Cem ağabey, ben içmem biliyorsun.

-Eğer kafandakilerin silinip gitmesini istiyorsan içeceksin. Hele bir iç ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın.

-Ağabey yapma ya gerek yok.

Bu sefer söz etmeden, göz kapaklarını ve kafasını ve hatta elini benim bardağı almam için kullandığından dolayı artık daha fazla uzatmadım, kıramadım. Birkaç yudum, birkaç dakika sonra bende artık salmıştım kendimi. Taş masa denizin yanıbaşında olduğundan gecenin soğuğu tenimizi üşütürken, hem içkimiz hem de samimi sohbetimiz içimizi ısıtıyor:

-Demek bizi satmadın ha?

-Asla ağabey, bu nasıl mümkün olur.

-Bundan sonra var ya iki beden bir canız, (gülümseyerek) hatta üç beden bir can!

-Ne diyeceğimi bilemiyorum, iyi ki varsınız.

-Ne yapacaksın şimdi üç ay?

-Bir işe girip çalışayım diyorum.

-Bizim dükkanda çalışır mısın?

Bizim dükkan dediği Kadir Ağabey’in dönerci dükkanıydı. Benim için de iyi olurdu ama biraz beklememi söylemişti… Biraz ne kadar ki? Gece yarısına gelmişti zaman:

-Artık kalkayım ağabeylerim ben, saat geç oldu.

-Ne lan daha devamı vardı, nereye gidiyorsun?

-Ağabey başka zaman, ben gideyim artık, yürüyebilirsem…

O anda hepimiz gülüştük, çünkü hepimiz sarhoşluğun dibini gördük. Elime aldım poşeti, toplamaya başladım masayı; ”ulan bırak, bu masa artık çöpçülerin!” demesinde hem sertlik hem sevimlilik vardı. Elimde ki poşeti alıp attı bir tarafa ikisi birden girdiler koluma iki yandan. Bir aşağı bir yukarı geldik evin önüne evimiz müstakildi:

-Ben zile basıyorum oradan biz topuk tamam mı?

Kahkaha atmam zaten zil gibi olmuştu, aniden kaçmaya başladılar babamdan. Durmasınlar da zaten. Beni de annem koruyabilir galiba. Yaaa; ”biz topuk” deyişi çok komik değil mi ama baba yaa:

-Bu ne hal lan dayak arsızı?

-Bana dayak arsızı deme! Ben dayak arsızı değilim!

-Bana bağırıyor bir de it oğlu it!

Kaderimdi bu benim, bundan kaçınılmazdı. Beni ne babamın vicdanı ne de annemin korumalığı kurtarabilirdi. Hem gece geç geldiğim için hem içtiğim için hem de muhtemelen annemden para aldığım için ve eve dayak yiyip geldiğim için.

O kadar alıştım ki artık, hiçbir tepki dahi vermiyorum; ağlamıyorum, sızlanmıyorum, elimi dahi kıpırdatmıyorum. Beni ilk sigarayla yakaladığında dövmeye başlamıştı sonra karnem zayıf gelince, disipline gönderilince, mahallede top oynarken cam kırınca ya da bazen erken yatmıyorum bazen de sabah erken kalkmıyorum diye dayak yerdim. En son Cem ve Yağız’la görüştüğüm için dövmüştü. Son dayak yiyişimin üzerinden birkaç hafta anca geçmişti, o günden sonra ben yine her gün onlarla görüşmeye devam etmiştim… Bir insan dayak yiyince, dayak atanın istediği gibi biri olur mu? Dünya bir sirk, babam terbiyeci ben de bir hayvan mıyım? Hayvan da olsa dayak atılır mı ki? Tüm bu soruları, odama geçtiğimde sigaramın dumanını üfleyerek soruyordum. Şimdiye kadar sorduklarım hep geçmişe dairdi. Aklımda gelecek ile ilgili ise tek bir soru var: ”Okuldan üç ay uzaklaştırma aldığımı duyunca ne yapacak?” Okuldan, okula adam dövmek için; Cem ve Yağız’ı çağırdığım için uzaklaştırıldığımı öğrenince ne yapacak?

Şimdi daha iyi anlıyorum Cem ağabey’i. Ona zamanında sormuştum:

-Ağabey, sen neden gece değil de sabaha karşı uyumaya başlayıp, öğle vakti uyanıyorsun?

-Çünkü yalnızlar gece uyumaz, Arda.

-Biz varız ya ağabey sen yalnız değilsin ki?

-Yalnızlık fiziksel değildir, Arda…

O kadar çok yalnızım ki şimdi. Yan odadan bağrışmalar, küfürler geliyor hatta artık eğik bükük olan kül tablasının dahi duvara atıldığı için yankı yapan sesi de geliyor ama ben yine de yalnızım. Ölmek mi zor yoksa katlanmak mı zor diye düşünüp dururken sabah ezanı okunmaya başlamıştı ve uyumadan önce sigaramın son dumanına bağladım son sözlerimi: yalnızlar gece uyumaz… ama şimdi sabah olduğuna göre uyuyabilirim.

9
like
2
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
9 Yorum konuları
1 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
9 Yorum yazarları
ErenEmre EryiğitErdi metinReha Karakayayellowred Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Erdi metin
Üye

Yazılarını beğeniyorum emeğine sağlık👍

mustafa
Üye

Güzel bir yazı olmuş.Emeğinize ve yüreğinize sağlık bu tip konular çok beğeniyorum.Teşekkür ederim.

Çalı Kuşu
Yazar

Erken bir çöküş, bakalım devamında bizi ne bekliyor. Emeğinize sağlık.

Eren
Üye

Hava iyiden iyiye kararmıştı şimdiye peder çoktan eve gelmiş, benim eve gelmemi bekliyordur. Bizde gazeterle taştan masanın üzerini kapatıp üzerine içkileri ve kuruyemişleri dizdik