XIV. BÖLÜM

SON ÇIRPINIŞLAR

Biliyorum anne kızgınsın bana. Gelemedim yanına, gönderdiklerimi de kabul etmedin, haram sandın ama onlar hep bana devletin verdiği paralardı. Biliyorum tüm dünya serveti yerine benim yanında olmamı isterdin ama yapamadım. Bu ülkenin gençlerinin ve masumlarının canı yanmasın diye yetiştiğim evi, mahalleyi, okulu ve ideallerimi bıraktım. Sana layık bir evlat olamadım ama tüm anneler için bilmeseler de onlara layık bir evlat olmak için mücadele verdim anne. Aradan on yıl geçti ce şimdi sen babamla aynı kaderi yaşıyorsun. Belki de olman gereken yerdesin daha fazla benden utanarak yaşamayı hak etmiyorsun. Şimdi avucumda mezarından alıp sıktığım bir avuç toprak, geçen yılların intikamı için, kendime olan hıncım ve nefretim için, beni affet anne.

Hava yine soğuk, etrafım kalabalık ama bu insanlar dostluktan burada değiller. Cenaze törenine gelemedim, beni affet. Burada ki takım elbiseli insanlar yaşça benden büyük olsalar dahi bana ağabey demek zorunla olan insanlar. Hatta yine bir telefon görüşmesini sonlandıran takım elbiseli yanıma doğru ciddiyetle geliyor:

-Ağabey, finans desteği isteyen heyet gelmiş, sizi bekliyorlar.

-Beklesinler, yarın görüşürüz…

-Ama acilmiş ağabey, görüşmek istiyorlar…

-Beklesinler!

Bekleyecekler elbette, beklemiyorlarsa da kendileri bilirler. Evimi görmek istiyorum, mahallemi ve insanlarımı görmek istiyorum. Binmem için açılan kapılar bir zamanlar birilerinin binmesi için açtığım kapılardan farkı yok. Hepsi uygun bir anımı bekleyip benim yerime geçmek için yarışıyorlar, öldürmek için! Ancak ben hayatımı ve senelerimi verdim, bitmez bu iş, son çırpınışlar!

Bu mahalleden ayrıldığımda bir bluz ve bir pantolonum vardı. Hatırlıyorum da on yıl öncesini hem burukluk hem zafer nidaları hissediyorum…

‘’Savcı’nın beni unuttuğuna dair şüphelerim vardı. İş aramıyorum, açız ve çaresiziz. Artık takip eden yok bizi ama nerede kaldı bu posta derken uzun bir aradan sonra kapıya sıkıştırılmış olarak gördüm nihayet. İçinde sayamadığım kadar çok para ve bir not: ‘’Bu parayı eve bırak, helallik al ve akşam gel!’’

O kadar kolay mı ha savcı, kolay mı? Ben annemden ayrılacağımı düşünmedim hiç olur mu öyle şey? Bunu yapamam savcı:

-Oğlum geldin mi? Elindekiler ne Arda?

-Geldim anne sana para getirdim, çalmadım anne hak ettim bu parayı.

-Demek babanın kanını o katillere bu paraya sattın ha oğlum? Dava bu yüzden kapandı değil mi ve sen de o yüzden onlarla beraber olmuşsun? Bakma öyle Beyza söyledi Arda onlarla diye, yalan söyleyecek değil ya… Artık senin gibi bir oğlum yok!

-Anneee!…

Anne ben babamın kanını satmadım, yapar mıyım hiç? Nereden bileceksiniz ki?’’

Yüzüme kapanan kapının önüne on yıl sonra ilk kez gelince:

-Kıralım mı kapıyı ağabey, burası neresi?

-Yok kırmayın, çilingir çağırın…

Çilingir: Ağabey eski kapıymış, zor açtım… Bu kadar çok ağabey, aman…

Çilingir ilk önce eski kapı zor açtım diye hayıflanıyor sonra parayı görünce çok diyor, geri zekalı mı zannediyor bu adam beni?

-Yok ağabey estağfurullah, çekelim mi kulağını?

-Yok. Burası benim eski evim siz içeri girmeyin…

Gözlerimin önünden geçiyor her bir anım, duvarda ki her leke, kilimde ki her desen. Hatta odamın kapısına bıraktığım tekme izlerim. Büyüdüğüm evin içinde çaresizlik cereyanında kalmış gibiyim. Anılarımı tekrar yaşamak için, hayatımın en önemli zamanlarını daha doğru yaşamak için tüm emeklerimi bir çırpıda harcayabilirim ama yapamam…

Evden çıkmak istiyorum artık, boğulmak üzereyim. Son kez odama bakmak istediğimde masamın üzerinde kitabı görüyorum, Beyza’nın yarım bıraktığı kitap. Son bölümü yırtılıp atılmış ve onun yerine uzun bir not bırakılmış. Bu bir mektup değil, bir not:

‘’Arda, bu kitap eline geçer mi bilmiyorum ama fark ettiğin gibi son bölümü yırtık, ben yırttım.. Bildiğim tek şey bu kitabı unuttun ve yerine bu kitabın aynısını alıp okumaya bile tenezzül etmedin. Ben artık gidiyorum bu mahalleden. Artık peşimizde olanlar bizi yine buldular, çünkü; izi bulmak zor değil. Sana gelecek olursak sen bu kitabın son bölümünü hak etmiyorsun. Sen aileni, beni, mahalleni bırakıp gittin. Üstelik siz niye kaçtınız dediğini de unutmadım, unutmayacağımda. Sana mutluluklar dilemek içimden gelmiyor…’’

Beyza’da haklı maalesef ama haksız olduğu tek yer ben o kitabı okumaya tenezzül etmemiş olmam değil bizzat kendisinin okumasını istememdendi ona olan saygımdandı. Artık çıkmalıyım bu evden komşular gözetlemeye başlamışlardır bile etrafı. Seni bulacağım birgün Beyza, mutlaka bulacağım.

Bu evden son ayrıldığımda beni savcıya tehdit etmem için gönderen iri yarı adam aklıma geldi. Savcı hemen ertesi gün şebekeye dahil olmam için beni tembihlemişti:

‘’Demir parmaklıklar önünde duran takım elbiseli adam beni görür görmez içeriye haber yolladı zaten:

-Ağabey ile konuşmaya geldim.

-Öyle her isteyen konuşamaz.

-Ben konuşacağım!

-Bak git şuradan velet!

Ağabey: Hey hey durun gel bakalım çocuk ne diyeceksin?

-Benim hayatımı kararttınız. Artık bir yarı sakat insanım trafik kazasından dolayı. Babamı da öldürdünüz. Kimse sizden korkunuza bana işte vermiyor. Annem ve ben evde açız bize kim bakacak?

Ağabey: Şuna 3-5 kuruş bir şey verin gönderin…

-Sen dilencimi sandın beni ha?

Takım Elbiseli: Ağzını topla çocuk!

Ağabey: Ne istiyorsun çocuk bak uğraşamam seninle!

-İş istiyorum iş!

Ağabey: Bahçe işleriyle uğraşabilir misin?

-Malzemeler nerede?

Demek bahçe işleri ha ağabey dedikleri şahıs? Sana o otları yoldurmazsam bana da Arda demesinler!’’

Artık öyle bir hal aldı ki hayatım; filmlerde gördüğüm parmak şıklatınca emir verilmesi gibi bende parmak şıklatınca oluveriyor istediğim her şey. Şoförün dikiz aynasına baktığını gördüm:

-Ağabey bir emrin mi var?

-Neden yavaş gidiyorsun?

-Sen öyle emrettin ya ağabey…

-Hızlı git!

Köşke vardığımızda finans isteyenler kapıda bekliyorlardı. Demir parmaklıklar aralandı ve peşimde koşmaya başladılar, tiksiniyorum bunlardan.:

-Şunları bahçe dışına çıkartın sonra kapımı açın.

-Emrin olur ağabey. Beyefendileri lütfen dışarı alalım!

Beyefendi: Ağabey rica ediyorum, çok önemli sözüm var!

Sözün varda niye tutmuyorsun da bana geliyorsun be adam!

-İçeri alın şunu!

İki büklüm duran, kelimeleri konuşurken yutan, korktuğu her halinden belli olan bir herif:

-Ne istiyorsun?

-Ağabey af edersin rahatsız ettim sizden biraz borç istiyorum.

-Nerede kullanacaksın parayı?

-Ağabey iş yapmak istiyorum, eşime bir kitapçı açmak ve çocuklarımıza iyi bir gelecek kurmak istiyorum. Sözüm eşime, memnun edemiyorum bir türlü, kitapçı da kitapçı diyip duruyor.

-Eşin kim senin, nerede oturuyorsun, dükkan nerede olacak?

-Biz orta mahalledeniz ağabey, eşim Beyza diye liseden arkadaşımdı evlendik. Oğlumuz var Arda diye, ellerinden öper.

-Kimsin ulan sen, adın ne?

-Ağabey af edersin yanlış bir şey mi söyledim? Ben Ahmet, Fırıldak Ahmet derler bana. Ama size bir fırıldağım nasıl olur ağabey!

Hizmetçi: Ağabey sizi Başkan çağırıyor, acilmiş.

Off şimdi sırası mı Başkan? Bırak işimizi yapalım. Tam Beyza’nın izini bulmuşum beni çağırıyorsun. Üstelik evlenmiş, çocuğu var adı da Arda. Şaka gibi! Ulan Fırıldak kesin senin bu işte bir fırıldağın var ama hadi hayırlısı.

Az önce bana duyulan tüm hürmetleri şimdi ben yapmak zorundayım, zirveye geldim, en üstte.

-Başkan beni emretmişsin.

Başkan:Gel oğlum gel. Siz işe yaramazlar dışarı çıkın, konuşacaklarımız var.

-Buyur Başkan seni dinliyorum.

Başkan: Bak oğlum ben artık ölmek üzereyim. Biliyorsun bir varisimde yok maalesef.

-Neden hiç evlenmediniz Başkan?

Başkan: Bir kızım ve bir eşim vardı. Yıllar önce terk ettiler beni. Bu saatten sonra miras onlara kalsa bile onlar istemezler. On sene önce kadar bulduk izlerini kaynanam olacak kadının yanına gitmişler ama sonra yine kaybettik. Senden bu imparatorluğun başına geçmeni ve kızımı bulup onunla evlenmeni istiyorum. En azından torunum bu imparatorluğun başına geçsin.

-Kızınızın adı neydi Başkan? Ayrıca böyle bir şeyi kabul edemem.

Başkan: Adını Beyza koymuştum değiştirdi mi bilmiyorum. Bak mirasım senin. Sen geldikten sonra biz on kat büyüdük neredeyse, senin sayende. Üstelik kimseyi öldürmeden ve öldürme emri vermeden yaptın bu işi. Artık yeni Başkan sensin.

-Sağ ol Başkan. Ben düşmanlarımı öldürerek yenmem, safıma katarak yenerim. Vurarak yok etmem, yiyerek yok ederim. Ufalınca da devletin eline veririm. Zaten devletle bu yüzden aramız iyi değil mi?

Başkan: Devlette yavaş yavaş eline geçiyor. Sen işini biliyorsun.

-Unutma Başkan bunlar Son Çırpınışlar. Sakın öleyim deme. Son Çırpınışlar(ın.)

Sakın öleyim deme ihtiyar hesap vereceksin sen daha, çok hesap vereceksin. O eski ağabey cehennemin dibini boyladı ama sen ölmeyeceksin. Cezanı çekeceksin. Artık şaşırmıyorumda Beyza birilerinin yakını olmasına, sen ne biçim kızmışsın be. Hem babandan nefret edip yanından kaçıp gidiyorsun hemde babana kocanı gönderip para istiyorsun.

-Bana bak Fırıldak Ahmet misin nesin. Defol, yok para size.

-Ağabey yapma kurbanın olayım. Bunlar, Son Çırpınışlar.

-Ne?

-Ağabey Son Çırpınış diyorum. Eğer karımı mutlu edemezsem karım; savcıya gider ve Son Çırpınışlarım son bulur ama kurtulmam, ölürüm. Akşam 21:00’a kadar vaktin var dedi bana.

Ah be Savcı yüreğime indirdin. Kesin sen biliyorsun Beyza’nın yerini. Ahmet’i de mi yanına aldın? Neyine yetmedim senin?

Ne zamandır bugünü bekliyorum  Savcı, yetti artık. Nihayet bu akşam bu görev bitiyor. Tüm evrakları hazırladım ve tüm elemanların, tüm faaliyetlerin, tüm taşınır ve taşınmaz malların, hepsinin evrakı elimde. İlmek, ilmek dokudum yıllarca. Akşam 21:00 olduğunda artık gizlenecek bir şeyim yoktu, odamda ve korunaklıyım. Popzin’den yeni hesap açtım ve bekliyorum:

Savcı:Sen kimsin?

-Son Çırpınış!

Savcı: Yarın operasyon var, seni de alacağız ama sonra biliyorsun, serbestsin.

-Tüh, bende tam Başkan oluyordum Savcı. (Güldüğünden eminim.)

Savcı: Ne Başkanlığı?

-Başkan, ölüyorum artık Başkan sensin dedi. Pehh boş laflar.

Savcı: Eğer Başkan sen olursan, bu çok iyi. Daha garanti bir operasyon ve ülkede ki tüm pislikleri de toplayabiliriz. Onlar sana gelecekler sen de yem yapacaksın. Başkanlığın hayırlı olsun. Mesajları sil!

Ahh yapma Savcı, bana bunu yapma. Yeter artık çektiklerim. Ben Beyza ile olmayı, yuva kurmayı ve normal bir işim olmasını istiyorum. Neden Savcı neden, artık yeter, bıktım. Ben bir on yıl daha değil, on gün dahi dayanacak gücüm kalmadı, yeter!

Masaya yumruklarımı vururken, isyan ediyorken halime hizmetçiler girdi içeri:

-Başkan, Beyefendi vefat etti.

-Başımız sağ olsun.

-Emriniz nedir Başkan?

-Gizli yaşadı, gizli öldü, gizli defnedilsin. Denize atın gitsin. Denizi çok severdi rahmetli.

-Başkan denizden korkardı Beyefendi.

-Beyefendi, denizi çok severdi!

4
like
1
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
2 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
2 Yorum yazarları
ahmet çetinmustafa Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
ahmet çetin
Üye

Kapak fotoğrafından tutun yazı emeğine kadar herşey güzel serinin devamını bekliyoruz

mustafa
Üye

Yazı içeriği, kapak, konu çok iyi serinin bitmemesi dileğimle tek kusur birazcık uzun oluyor oda insanları sıkabiliyor.