Bazı kitaplar özeldir. Okuduktan yıllar sonra bile akıldan çıkmaz.

Bazı kitaplar ne zaman hangi coğrafyada yazıldığından bağımsız olarak uzun yıllar boyunca insanları eğitmeye ve onlara ilham vermeye devam eder. Sözünü ettiğim kitaplardan biri Sun Tzu tarafından 2500 yıl önce yazılmış olan Savaş Sanatı.

Askerlikle hiç ilgisi olmayan ve savaştan hiç hoşlanmayan bir insan savaşın stratejisini anlatan bu kitabı neden bu denli sever?

Bu sorunun birden fazla yanıtı var.

Savaş sanatı her ne kadar fiziki güç kullanılan savaşlarda izlenmesi gereken stratejileri ve taktikleri anlatsa da herhangi bir mücadelede üstün gelmek için rehber olarak kullanılabilir. Ben kitabı bankacılıkta yoğun bir rekabetin yaşandığı dönemde nasıl rekabet avantajı sağlanacağını anlamak için okumuştum. Bana özel bir durum değil bu, Savaş Sanatı yöneticilik yapan birçok insanın başucu kitabı durumunda.

Savaş sanatını iş hayatında başarının sırlarını anlatan kişisel gelişim kitaplarından ayıran çok sayıda özellik var. Çok sayıda savaş yaşamış bilge bir komutan olan Sun Tzu kitapta savaştan mümkün olduğunca kaçınmayı tavsiye ediyor. Bu tavsiyeyi savaşın politikayla iç içe olduğunu ve bazı durumlarda kaçınılmaz olduğunu bilerek veriyor. Sun Tzu’nun naif bir bakış açısı yok, aksine olaylara yüzyıllar sonra Machiavelli’ye ilham verecek ölçüde pragmatik bir biçimde yaklaşıyor.

Kitabın sade, özlü bir anlatımı var, o kadar ki Sun Tzu’nun öğütleri 40 sayfayı bile bulmuyor. Çinli savaş filozoflarının Sun Tzu’nun öğütlerinden sonra yaptığı açıklamalar kitaba destansı bir hava katıyor. Kolektif bir bilgeliğin önünüze serildiğini hissediyorsunuz. Anlatım sırasında benzetmeler ve imgelerden yararlanılması da kitabın okuyanın üzerinde bıraktığı etkiyi pekiştiriyor.

Savaş Sanatı’nın eski Çin’de M.Ö. beşinci ve üçüncü yüzyıllar arasındaki “Savaşan Eyaletler” döneminde yazıldığı biliniyor. Bu dönem Çin tarihinde Chou hanedanı olarak bilinen merkezi yönetimin parçalanma dönemidir. Hanedanın çöküşü sonrasında ortaya çıkan otorite boşluğu eyaletler arasındaki ilişkilerin bozulması ile sonuçlanınca, hanedanı ele geçirmek için harekete geçen eyaletler arasında sona ermek bilmeyen bir çatışma başlamıştır.

Kitap yaşanan bu acılardan çıkarılan dersler sonucunda, hayatın pratiğinden beslenerek ortaya çıkmış. Zorunlu olmadıkça güç kullanılmaması gerektiğini yaşanan acı tecrübelerle öğrenilmiş.

Savaşın hiç hoşlanmadığım asimetrik bir tarafı var. 50 yaşındakiler kararlılık nutukları atarken 20 yaşındakiler ölüyor. Savaş kararını alanlarla ölenler hemen hiç bir zaman aynı kişiler olmuyor. Zengin ve güçlü olanlar savaşmaya karar verirken yoksul ve güçsüz olanlar savaşın ceremesini çekiyor. Savaştan hiç hoşlanmasam da her ülkenin topraklarını savunmak için güçlü bir orduya sahip olması gerektiğini düşünüyorum.

Sıcak ya da soğuk, düşük yoğunluklu ya da şiddetli, düzenli ya da gerilla taktiğine dayalı, ilan edişmiş ya da örtülü olsun savaşlar hiç durmadan devam ediyor. Savaş Üzerine ismini taşıyan bir diğer klasik kitapta Carl von Clausewitz Napoleon savaşları boyunca Prusya ve Rus ordusunda kazandığı tecrübeleri, istatistiksel verilerle destekleyerek sunar. Clausewitz kitabında savaşın politikanın ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etmiştir.

Savaş Sanatı’nda sunulan bilgiler ilk defa 8. yüzyılda Japonya’da gün yüzüne çıkmış. O döneme kadar kitaba sadece hükümdarlar ve generaller ulaşabiliyormuş. Şimdilerde her türlü bilgiye kolayca ulaşabiliyoruz. Bilgilere erişimde bir sıkıntımız yok ama dünyayı daha iyi anlamamızı sağlayacak bilgiler enformasyon bombardımanı içinde gizlenmiş durumda.

Tao öğretilerinin felsefi ve siyasal etkisi altındaki Sun Tzu’nun Savaş Sanatı, Tao klasiği Tao-te Ching adındaki eserle paralellik gösterir. Her iki eserde de önerilen deyişler destan kahramanlarını andıran bir bilgenin ağzından söylenmektedir. Kitaplarda bir bilge bizlere seslenerek kendi öğretilerinin yerine getirilmesi halinde başarının, aksi taktirde ise başarısızlığın mutlak olduğunu söylemekte ve önerilerini tartışma kabul etmez bir üslup ile iletmektedir. Savaş sanatının anlatımında rol alan Sun Tzu dışındaki savaş filozoflarının isimlerinin listesi aşağıda yer alıyor.

Çao Çao (m.s. 155-200)
Meng Shi (Liang hanedanı m.s. 502-556)
Jia Lin (Tang hanedanı, 618-906)
Li Quan (Tang hanedanı, 608-906)
Du You (735-812)
Du Mu (803-852)
Zhang Yu (Sung hanedanı, 960-1278)
Mei Yaochen (1002-1060)
Wang Xi (Sung hanedanı, 11. yy başı)
Chen Hao (Sung hanedanı 12. yy başı)
Ho Yanxi (Sung hanedanı)

Savaş Sanatı o kadar büyük bir ilgi görüyor ki şu anda Türkiye’de 6 yayın evinden kitabın 6 ayrı çevirisi piyasada satılır durumda.

Kitabın havasını yansıtmak üzere giriş bölümünden bir alıntı yapmak istiyorum.

SUN TZU

  1. Savaş sanatı bir devlet için yaşamsal öneme sahiptir.
  2. Ölüm – kalım meselesidir. Güvenliğe kavuşmanın yahut yok olmanın ölçüsüdür. Bu nedenle ihmal edilmesi kesinlikle düşünülemez.

YORUMLAR

Lİ QUAN: Askeri harekatlar uğursuzdur. Savaş Sanatının önemli olmasının tek nedeni savaşın bir ölüm-kalım meselesi olması ve savaş meselesine genellikle gerekli özenin gösterilmemesi riskinin büyük olmasıdır.

DU MU: Bir ülkenin ve üzerinde yaşayan insanların yaşamını sürdürmesi ya da yok olması çoğu zaman askeri harekatlara bağlıdır. Bu nedenle bu konu olanca dikkatle incelenmelidir.

JİA LİN: Arazi, savaşın yer alacağı alanı gösterir. Avantajı elde eden kazanır, yitirense ölür. Bu nedenle savaş, ölüm ile yaşamın doğduğu yerdir. Koşullara uyumu sağlayarak zaferi güvence eden yolu bulmasını beceren yaşayacak; bulamayan ise yok olacaktır. Bu nedenle bu konu mutlaka incelenmek zorundadır. Eski bir deyiş: “Yaşamın bir yolu vardır, bu size yardımcı olup güç verecektir. Bir diğer yol da yok oluşun yoludur, bu yol sizi unutulmaya götürecektir.”

MEİ YAOCHEN: Yaşayıp yaşamayacağınız, savaş alanının konumuna; kurtulup kurtulmayacağınız ise savaşın durumuna bağlıdır.

Kitaptaki şiirsel anlatıma örnekler:

bir rüzgar gibi hızlı,
bir orman gibi sıkı ol.

ateş gibi saldır,
bir dağ gibi sağlam ol.

planların görünmez ve gece gibi anlaşılamaz olsun,
ve hareket ederken, bir yıldırım gibi düş.

Sun Tzu, kitapta stratejinin şeklinin su gibi belirsiz olmasını öğütler. Böylece zayıf bir noktan kalmaz, rakip hiçbir hareketini kestiremez, nasıl saldıracağını da nasıl korunacağını da bilemez.

Eseri savaştan ziyade, psikolojik savaşın ya da diplomasinin temel eserlerinden birisi olarak görmek daha doğrudur. Çünkü eserin verdiği temel mesaj savaşmadan kazanmaktır. “Savaşmadan kazanmak en iyisidir” felsefesine ek olarak kitabın birçok yerinde yazar kazanmanın temel prensibi olan şaşırtma olayından dem vurur. “Açken tok gözük, tokken aç. Yorgunken güç gösterisi yap, gücün yerinde iken mazlumu oyna. Çünkü bir mücadele ancak şaşırtmacalarla kolayca kazanılabilir” der.

Kitapta bilginin kullanımına özel bir önem verilir ve iyi bir komutanın kendisini ve rakiplerini iyi tanıması gerektiği vurgulanır: “Eğer düşmanı ve kendini biliyorsan, yüz savaşın sonucunda bile korkmana gerek yok. Eğer kendini biliyor ama düşmanı bilmiyorsan, kazandığın her zafer için bir de yenilgi tadacaksın. Eğer ne kendini ne de düşmanı biliyorsan, her savaşta yenik düşeceksin.”

Sun Tzu savaşı dünyanın bir gerçeği olarak görmekle birlikte güç kullanımına pek de sıcak bakmamaktadır: “Gerçek savaşçılar girdiği her savaşı kazananlar değildir. Düşman ordularını savaşmadan çaresiz bırakanlar, işte onlar gerçek savaşçılardır”.

Kitabı okumanızı hararetle tavsiye ederim.

11
like
2
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
14 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
13 Yorum yazarları
Hüseyin çetinyellowredÇalı KuşuReha Karakayacan aydın Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Karasu
Üye

Bu kitaptan hareketle ‘Robert Greene – 33 Stratejide Savaş’ isimli başka bir kitap da var. Yazar; Sun Tzu’nun stratejilerini güncel hayata ayrıntılı olarak uyarlamış.Ben de sana onu tavsiye ederim.

Hüseyin Çetin
Üye

Ben de tavsiyene kulak kabartırim 😂

yellowred
Yazar

Geleceği gören bir kitap olmuş resmen çağın ötesinde

Çalı Kuşu
Yazar

Okuma listemde var; ancak ne zaman okuma fırsatı bulabilirim diye düşünüyorum.Oldukça başarılı bir yaklaşım ve değerlendirme. Saygılar

Reha Karakaya
Yazar

Hiç birini okumadım. İleride inşallah.