28 Kasım 1881’ de Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun  Başkenti Viyana da dünyaya gelmiş Stefan Zweig’ in başka bir eserinin değerlendirmesiyle yine karşınızdayım kıymetli okuyucular. İlk analizimle ilgili yapmış olduğunuz olumlu ve de güzel yorumlarınız açıkçası bu alanda daha aşk ve şevkle çalışmamı tetikledi. Göstermiş olduğunuz zarif düşünceli tavrınızdan ötürü şükrânlarımı arz ederim. İyi ki varsınız efendim.

Bu yazım da sırf ırkı sebebiyle –yazar aslen Yahudi asıllı- doğup büyüdüğü topraklarda hakir görülmüş, eserleri yakılıp yasaklanmış bir yazarımızın savaşa ve savaş yıllarına ışık tutan eseri ‘’Mecburiyet’’ kitabının analizini yapacağım müsaadenizle.

Kırmızı Kedi Yayınevinden çıkan ve Amine Akyel tarafından yapılan çevirisini okuduğum eserin, yine büyük bir hassasiyetle çevrilmiş olduğu kanaatindeyim. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi iyi bir çeviri hem eseri hem de yazarı doğru anlamada önemli bir ölçüt.

Peki, benim iyi bir çeviri yapıldığı kanaatine nereden ulaştığımı soracak olursanız? –sormaya da bilirsiniz tabi. Takdir sizin efendim.- Şöyle bir cevap verebilirim naçizane. Okurken anlam bütünlüğü korunmuşsa,  yazarın kalem özellikleri göz ardı edilmemişse,-ki bu durum Zweig gibi betimleme ustası bir yazarı çevirirken çok güçtür.-  gerçekten verilmesi gereken mesaj hem kalbe hem de akla hitap eder tarzda sunulmuşsa, son olarak ve de en önemli olarak iki dilinde inceliklerini göz önünde bulundurularak çeviri yapma hassasiyeti yürütülmüşse takdiri de alkışı da hak eder düşüncesindeyim. Benim için bir çevirinin kalitesini belirleyen en temel ögeler bunlar efendim. Tabi bunlar daha da arttırılabilir. Ben benim açımdan en temel gördüklerimi yazmayı yeterli gördüm sadece.

Lafı çok fazla uzattığımın artık esere geçmem gerektiğini söylediğinizi duyar gibiyim.

O halde kahve ya da çayınızı alıp buyurun efendim.

Olay İsviçre de geçen bir çiftin, küçük yaşamında büyük yankı uyandırmaya sebep olan bir haber etrafında örülüyor.

Başkarakterlerimizden  Ferdinand   savaştan dolayı eşiyle beraber ülkesini terk edip İsviçre de kırsal bir yörede yaşama tutunmaya çalışan  bir ressam. Oldukça saf bir kişiliğe sahip, iç dünyasındaki inandığı hiçbir değeri haykıracak cesareti kendinde göremeyen bir karakter.

Eşi- aynı zamanda kendisi diğer başkarakterimiz.- Paula ise eşinin tam aksi bir karakter olarak kendini yansıtıyor. İnanmadığı ve de savunmadığı hiçbir değere boyun eğmemeyi kendine ilke edinmiş kocasına nazaran daha güçlü ve iç dünyasını daha rahat haykırabilen bir karakter.

Bu kaçak yaşamda huzurlu anları ortadan kaldıran haberi getiren son karakterimiz postacı Nussbaum. – Bu karakter hakkında sadece fiziksel bir betimleme yapıldığı için ruh dünyası hakkında bilgi veremeyeceğim. Kusura bakmayın lütfen-

Gelen zarfla askere çağrıldığını öğrenen Ferdinand ve eşi Paula’ nın bu haber karşısındaki tutum ve izlenimlerini ve de iç dünyalarında savaşa karşı düşüncelerini büyük bir ustalıkla işleyen bir eser olarak özetleyebilirim. Ancak kitabı okurken karakterlerden ziyade, aslında yazarın kendi iç dünyasının bir haykırması niteliğinde bir eser olduğunu her Zweig okuyucusu rahatlıkla müşâhâde edebilir.

Çünkü Stefan Zweig ve onun ikinci eşi Elisabeth Charlotte savaşın ve yıkımın esir aldığı bir dünyada uyku hapı içerek intiharı tercih etmişlerdir.  Tabi eserdeki  ‘’savaş’’ kelimesinin ne kadar soğuk bir kavram olduğunu neredeyse kitabın her noktasında gözlemlemek mümkün. Mesela gelen zarfta bir an önce askeri durum belgesinin Zürih Konsolosluğuna teslim edileceğini ve de kendisinin konsolosluğa başvurması gerektiği haberini okuduktan sonra eşiyle aralarında geçen bir diyaloğu müsaadenizle paylaşmak isterim.

‘’…Ferdinand, kim seni çağırıyor? Vatan mı? Hayır, sadece bir kâtip! Canı sıkılmış bir büro kölesi! Hem devletin bile seni cinayete zorlamaya hakkı yok…’’

‘’Biliyorum, biliyorum. Bir de Tolstoy’dan alıntı yaparsan tam olacak! Tüm hususları biliyorum zaten: Ama anlamıyor musun, beni çağırmaya hakları olduğuna, onlara itaat etmenin vazifem olduğuna zaten inanmıyorum: Tek bir vazife tanırım. İnsan olmak ve çalışmak. İnsanlığın ötesinde bir vatanım yok, insan öldürmek gibi bir isteğim yok, her şeyin farkındayım Paula, bende her şeyi senim kadar açık ve net görebiliyorum ama tıpkı dediğin gibi şimdiden ele geçirdiler beni, çağırıyorlar beni ve her şeye rağmen gideceğimi biliyorum.’’

‘’Neden? Neden? Sana soruyorum: Neden?’

‘’Bilmiyorum. Belki de bu dünyada delilik mantıktan daha güçlü olduğu içindir.’’

Kitabın neredeyse tamamında bu tarz diyaloglara rastlamak mümkün. Savaşın kaderine çizdiği yolu kabullenmek zorunda olduğuna inanan  bir adam ve bunu kabullenmesine isyan eden bir kadının haykırışı her bir diyalog. Özgürlüğü, hürriyeti savaşın hakim olduğu bir dünya da yaşatmaya çalışma çabası her kelime.

Savaşın acı, soğuk, insan psikolojisini yıpratan yönünün yanı sıra; gerekliliğini, ne için, ne uğruna yapıldığını sorgulama imkânı sunuyor yazar eserde baştan sona. Tabi savaşı haklı gören sistemi eleştirir bir tarz da. Zaten Hümanist dünya görüşünü benimseyen bir yazardan insan öldürmeyi gerektiren bir sistemi alkışlaması ya da kabullenmesi çok güç bir netice olurdu.

Peki, sizler ne düşünüyorsunuz bu konuda efendim. Sizce insanlık için insan ya da insanlar öldürülebilir mi yahut öldürülmeli mi? Ya da bu öldürmeler’’ İnsanlık içindir!’’ söylenebilir mi?

106
like
174
love
0
haha
4
wow
2
sad
0
angry
17 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
17 Yorum yazarları
Melisa AvciMurat SiyliOlupapatyayellowredReha Karakaya Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
okan88
Yazar

Bu serini çok beğendim. Kendine has üslubunu birleştirerek eserler hakkında önemli ipuçları vermeden, okuyucuya sadece gerekeni aktarman çok başarılı. Kaleminize sağlık efendim.

Melisa Avci
Yazar

Stefan zweig gerçekten muazzam bir yazar. Kitaplarına bayiliyorum

Murat Siyli
Yazar

Akıcı bir yazı olmuş başarılar

Olupapatya
Yazar

Sayenizde kütüphaneme eklendi. En kısa sürede okuyacağım. Teşekkürler

yellowred
Yazar

bu kitabı hatırlıyorum, güzeldi diye kalmış aklımda, tekrar okumak gerek.