Ardı arkası kesilmeyen virajlar, her saniye hissedilen sallantı ve oturmakta olduğu eski koltuk, bütün bunlardan bıkmıştı. Birkaç saatlik yolu kalmış olmalıydı ama buna nasıl katlanacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. Yolun en virajlı ve en zor kısımlarını atlatmış olmayı umut ediyordu, kusmamak için kendini zor tutmuştu. Girdikleri ilk dinlenme istasyonunda kendini mavzerden fırlayan bir fişek gibi dışarı atmıştı. İçerideki boğucu havadan ve nereden geldiğini bilmek bile istemediği ayak kokularından kurtulmak için insanları iterek yolunu açmıştı. Hava buz gibiydi, rüzgar her estiğinde soğuk iliklerine kadar işliyordu. Yoldan geçen arabaların farları gözünü alıyor ve karanlığa alışmasını zorlaştırıyordu.

Burası küçük bir yerdi ve fazla bir araçta yoktu. Oturup, çay eşliğinde sigarasını tüttürebileceği bir yer aradı göz ucuyla. Beş-on metre ilerde bir benzin istasyonu onun hemen yanı başında da küçük bir çayhane vardı. Mekan son derece bakımsızdı, sandalyeler pislik içindeydi ve içlerinden en temizini seçip oturdu. İçeriye seslenerek çay istedi ve cebinden çıkardığı sigarayı kibritle yaktı. Sigaradan her nefes alışında soğuk hava da ciğerlerine akın ediyordu. Verdiği nefes kocaman bir buhar bulutu oluşturup gökyüzüne yükseliyordu. Çayın gelmesini beklerken etrafı seyretmeye koyuldu. Kendi otobüsünden başka sadece bir otobüs daha vardı onun haricinde iki tane de binek araba vardı. Kendisiyle birlikte sadece üç- beş kişi araçtan inmişti, diğerleri ya uyukluyordu ya da soğuk yüzünden inmek istememişlerdi. Etraf beklemediği kadar sessizdi, sessizliği bozan şeyler ara sıra yoldan geçen araçlar ya da böceklerin çıkardığı seslerden ibaretti.

Sigarasının yarısına gelmişti ama söylediği çay halen önünde değildi. Ayağa kalkıp kapıya yaklaştı ve içeri uzanarak ‘’Usta benim bir çay vardı, ne oldu?’’ diye seslendi. Mekanın içinde tezgahın arkasında beklemekte olan kara kaşlı, sakallı bir adam ve iki müşteriden başka kimse yoktu. Tezgahın arkasındaki adam ona dönerek baktı, ağzından tek bir kelime bile çıkmadı. İçeriye derin bir sessizlik hakimdi, müşterilerde konuşmayı kesmiş ve donuk bakışlarla ona bakar olmuştu. Bu tuhaf andan bir nebze ürkmüştü, bir şey söylemesi mi gerekiyordu yoksa hiçbir şey söylemeden dönüp gitmeli miydi bilmiyordu. Hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştı, söylediklerimde bir yanlış mı var diye düşündü ama bir şey çıkaramadı. Bu esnada zaman geçiyordu ve hala hiç kimseden ses çıkmıyordu. Bir şey söylemek için artık geç olacağını düşündü ve otobüsüne dönmeye karar verdi.

Arkasını dönüp, otobüsüne doğru yürümeye başlamıştı ki gördüğü görüntü karşısında korkuya kapıldı. Bütün araçlar gitmişti, iki otobüste, binek araçlarda görünürde yoktu. Bunun bir şaka olmasını diliyordu ama gördüğü şeyler gerçekti, bunun nasıl olabileceğini bir türlü anlamıyordu. Yola doğru koştu ve otobüsü bir umut yakalayabileceğini düşündü, oysa bu oldukça çaresizceydi. Görünürde bir far ışığı bile yoktu. Bütün eşyaları, valizi giden aracın içindeydi ve yanında sadece telefonu ile cüzdanı kalmıştı. Ceketini bile koltuğunda bırakmış inerken yanına almamıştı. Ceketini almayışına pişman olmaya başlamıştı bile, soğuk arttıkça artıyor, rüzgar sanki öfkeyle daha bir hiddetli esiyordu. Kapalı bir alana girmenin doğru olacağını biliyordu. Ne yazık ki etrafında var olan sığınabileceği tek yer çay ocağıydı. Yavaş ve isteksiz adımlarla mekana doğru yürümeye başladı, tezgahın arkasındaki adamın bakışlarını bir saniye bile ayırmadan kendisine baktığını fark etmişti. İçinden ‘’Bu adam yoksa gözlerini hiç benden ayırmadı mı? Hala donuk ve sert bir ifadeyle arsızca bana bakıyor.’’ diye düşündü. Adamın bakışları rahatsızlık vericiydi, yine de kendisine bir şey olmayacağını düşünüp içeri girdi. ‘’Selamın aleyküm.’’ İçeride bulunan üç kişiden de bir cevap gelmedi. Köşede bir yerde çıkışa en yakın bulunan masaya oturdu. Bir gözü adamların üstünde bir gözü yoldaydı. Cebinden telefonunu çıkarıp, otobüs şirketine ulaşmayı denedi. Ama hat yoktu, hiçbir şey çekmiyordu. İçinden şansına küfürler savurup bir yandan da çareler düşünmeye başladı. Aklına yanındaki insanlarla konuşmaktan ve onlara sormaktan başka hiçbir şey gelmiyordu. Yan gözle üç kişiye baktı, iki müşteri kendi arasında kısık sesle konuşuyordu ve arada bir ona göz atıyordu. Tezgahın arkasındaki adam bir şeyle ilgileniyordu, ne olduğunu göremiyordu. Çıkan takır-tukur sesler içeride yankılanıyordu. Rüzgarın kapıyı yalayarak geçişinde çıkan uğultu ortamı iyice gergin kılmaya başlamıştı.

Elindeki tek çare bu olduğu için adamlarla konuşmayı seçti.

‘’Burda kullanabileceğim bir telefon var mı?’’

Adamlar önce cevap vermediler sonra içlerinden birisi dalga geçer bir ses tonuyla

‘’Noooooldu, otobüsünü mü kaçırdın?’’

‘’Evet, çeken bir telefon var mı?’’

‘’Yok.’’

Adam konuşmayı kestirip atmıştı. Burada daha fazla durmanın güvenli olmayacağını düşündü ve oturduğu yerden kalkarak dışarı çıktı. Rüzgar hala aynı şiddetle esiyordu ve iki eliyle kendisine sarılarak ısınmaya çalışıyordu. Telefonunu çıkarıp tekrar baktı, hala çekmiyordu. Etrafta biraz gezinip çeken bir yer aramaya çalıştı. Yan taraftaki petrol istasyonu terkedilmişti, hurda pompalar ve birkaç adet lastik yerde yatıyordu. O tarafa doğru yürüdü, hala sinyal yoktu. Yan dönüp, mekanın içindeki adamların ne yaptığına bakmak istedi. İçerdeki üç kişi ayaklanmış ve kapıda dikilip ona bakmaya başlamışlardı. Adamların bakışlarında tehlikeli bir şey, tekinsiz bir şey olduğunun farkındaydı. Buradan ayrılmalıydı, otostop çekmenin tek yol olabileceğini fark etti. Yola doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı, bir yandan da ara ara dönüp adamlara bakıyordu. Yolun kenarında durdu ve geçen tüm araçlara otostop çekmeye çalışacaktı. Ancak yol tamamen ıssızdı, saniyeler geçiyor ama tek bir araç bile geçmiyordu. Saate baktı, saat 03.42’ydi. En azından bir otobüs, bir tır ya da bir kamyonun geçeceğinden emindi.

Bir kez daha adamlara dönüp baktı, üçü de yavaş adımlarla ona doğru yürüyordu. Kalp atışları hızlanmaya başlamıştı, bir şeylerin yaklaştığının, bir şeyler olacağının farkındaydı. Adamlarla arasında yaklaşık otuz metrelik bir mesafe vardı. İki-üç saniyeye bir dönüp adamlara bakıyordu. Kara kaşlı, sakallı adamın elinde yarım metrelik bir döner bıçağının olduğunu fark etti. Alnından soğuk terler akmaya başlamıştı, hem donuyordu hem terliyordu. Yol hala bomboştu, adamlar gitgide yaklaşıyor, her geçen saniyede olacaklara bir adım daha atıyorlardı. Aralarında on beş metreden az kalmıştı. Dikilmekte olduğu yerde duramayacaktı, kendini yola attı ve ilk geçen aracı durduracaktı. Yolun ortasında çaresiz bir şekilde dikilmiş bir aracın gelmesini bekliyor bir yandan da adamlara dönüp bakıyordu. Adamlar yolun kenarına varmıştı bile.

Birkaç saniye daha geçti, gözlerini kapadı. Sonra yüksek bir korna sesiyle olduğu yerde sıçradı. Arkasını dönüp bakınca gördüğü şey kendi otobüsünün geri dönmüş olduğuydu. Mutluluktan, gözünden birkaç damla yaş süzüldü. Sonra adamlara dönüp baktı, sanki sihirli bir şekilde ortadan kaybolmuşlardı. Yaşadıklarının gerçek olup olmadığından emin bile değildi ama artık bitmişti. Koltuğuna oturup, sağından geçip giden bu korkunç yeri seyretti. Rüzgar artık ağaçları kuvvetlice sallamıyordu.

30
like
6
love
0
haha
1
wow
2
sad
0
angry
26 Yorum konuları
2 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
27 Yorum yazarları
İlkay Bozkuşyellowredokan88Kerem İnceZeynep Sarıoğlu Tosun Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
İlkay Bozkuş
Yazar

Etkileyici.

yellowred
Yazar

Başarılı, güzel olmuş.

okan88
Yazar

Yazılarını ozleyenlerden biri olarak tekrar gelişine sevindim. Hoşgeldin.

Kerem İnce
Üye

bence iyi beğendim yani

Zeynep Sarıoğlu Tosun
Üye

Bu nasıl bir anlatım sanki o bekleyen adam bendim. Gerildim gece gece. Kaleminize sağlık.