– Merhaba Bahar Hanım. Öncelikle bize kendinizden bahsedebilir misiniz?
– Merhabalar herkese. Özgür ruhlu olduğumu sanıyorum, olayların titreşimini sezerim, kendimi insanlarla ve hikayeleriyle beslerim, sanata sığınırım, kitaplarla yaşarım, seyahat ve doğayla şarj olurum, eğlenmeyi ve mizahı çok severim. Farklı kültürlerle çok ilgiliyim. Mütevazi bir ailenin değişik ördek yavrusuyum. İnsanın kumaşına ve dikişine çok önem veriyorum. Kumaş doğuştan gelir. Doğduğun aileden farklı da olabilir. Ruh meselesi. Dikiş ise insanın kendisine yaptığı, kattığı ve çevreden aldığı her şey. Neşeli, coşkulu olmayı çok önemsiyorum. Etrafımda hayattan zevk alan insanlar olsun isterim. Çocukluğumda hep kendi dünyamı günlük yazarak kurdum. Çözemediğim tüm her şey hakkında Tanrı’ya mektuplar yazardım. Benim için Tanrı en yakın dostumdu, kelimeler üzerinden konuştuğum… Babamdan hayal kurmanın önemini öğrendim. Mevcut hayat şartlarına takılı kalmanın en kötü hapishane olduğunu gösterdi. Onun kızı olduğum için mutluyum. Başkaldırının bazen koca bir hayata mal olabildiğini ve bunun hiç de kötü bir durum olmadığını sayesinde anladım. Annem beni tek başına büyütecek kadar becerikliydi. Hayatımda varsa bir parça bilgeliği anneanneme borçluyum. Gezmeyi seyahati dedemden aldım. Hayattan keyif almayı ve mümkünse her şartta var olmayı dostum dünya gezgini rahmetli Bülent Göncü’den öğrendim. Üniversite eğitimim ekonomi, yüksek lisansım da NYU’da uluslararası ekonomi olmasına rağmen alakasız olarak medyada işe başladım. Beni zihnen ve ruhen dönüştüren en önemli yer New York oldu. Bana göre dünyanın merkezi olarak kabul ettiğim yerde beş yıl yaşadım. Hem okula gittim hem de NTV’nin New York temsilciliğini yaptım. Bekarım. Evlilik kurumuna inancım yok. Sevgili olabilmek, kalabilmek anlamlı geliyor. Yine de her şeye fazlaca anlam yüklememeyi erken yaşta öğrenmiş biri olarak hayat felsefem de arada değişiyor. Çünkü tek bir felsefe edinirsem ona da fazla anlam yüklemiş sayılırım. Ama temel olarak gülümserim ve gülümseyen insanlara meylederim.

– Üniversitede İktisat bölümünden mezun olmuşsunuz. Neden muhabirlik yapmayı tercih ettiniz?

– Bazen mesleği insanı bulurmuş. Benimki de öyle oldu. Bambaşka bir iş görüşmesi için CNBC-e’de arkadaşımı bekliyordum. Beni alıp Garanti bankası müdürüne götürecekti ve muhtemelen de orada işe başlayacaktım. Onun yayınının bitmesini beklerken kanalın genel müdürü Saner Ayar gördü beni. Ekrana neredeyse apar topar atıp deneme yayını yaptılar. Sonrası kendiliğinden geldi. Aslında işin kendisi beni bizzat buldu desem daha doğru olur.

– Muhabirlik hayatınıza nasıl başladınız? Biz sizi ekranların karşısında haber sunarken gördük. Bu noktaya gelebilmek için nerelerden geçtiniz?

– İstinye’deki borsadan aylarca her Allah’ın günü rejiye kaydedilen prova yayınları yaptım. Akşam da onları kanal yöneticisi izleyip eleştirirdi. Makyajımdan tut, söylediğim kelimelere kadar! Vurgular, bakışım, boynumu tutuşum bile! Ender Bölükbaşı’nın kulakları çınlasın valla zalimdi! Fakat işini ciddiye alırdı, çok çalışkandı. İyi ki de öyle olmuş. O disiplin sayesinde öne çıkan işlere imza attım. Sonra rahmetli Ufuk Güldemir’den gazetecilik nedir, ne değildir onu öğrendim. Çok iyi bir gazeteciydi. İtiraz edendi, boyun eğmezdi. İtaat etmedi. Sayesinde bir kanal nasıl kurulur, hükümet denen hastalıklı yapılarla nasıl ilişki kurulur hepsini gördüm. Burada hastalıklı demem herkes için geçerli değil ama güç, belli bir zamandan sonra hastalıktan başka bir şey değil. Tadında bırakmayı bilmek önemli bir kültür ve görgüdür. Bugün medyada biat etmeyen kendilerinden olmayan kimse çalışamaz hale geldi. Bildiğim, çocukluğumdan beri yaptığım bir şeyi yani yazdıklarımı insanlarla paylaşıyorum. Hepsinin gerçek ve samimi olması kaydıyla. Yoksa planlı ve kariyer odaklı biri değilim. Derdim kendime meydan okumak.

– Oldukça başarılı röportajlara imza attınız. İlk röportajınız nasıldı? Kiminleydi? Neler yaşadığınızı bize anlatabilir misiniz?

– Benim röportajlarımın başarılı olmasının tek nedeni sorduklarımı gerçekten merak ediyor olmamdır. Onları gerçekten tanıdım, anlattıklarını da gerçekten dinledim. Anlam veremediğim yerleri de açık açık sordum. Buna iyi röportaj dediler ama ben sadece konuşuyordum ve merakımı gideriyordum. İlk röportajımı elbette hiç unutamam! Aslında biraz utanıyorum hatırladıkça! Bülent Eczacıbaşı ile yapmıştım. O kadar acemiydim ki, ısrarlarıma dayanamayan beyefendi, zarif bir tavır gösterip röportaj vermeyi kabul etti. Ama o kadar heyecanlıydım ki, tuvaletin önünde ve merdiven altında röportaj yaptığımı bile fark edememişim! İzleyince şok oldum. Rahmetli Ufuk, “bunun yayınlanacak bir tarafı yok ama iyi iş çıkarmışsın fakat berbat bir görüntü” demişti. Nasıl utandığımı anlatamam. Zaten o günden sonra sadece röportaj yaptığım kişiye değil mekana da, çekim açısına da özen gösterdim.

– Adım Nisan kitabını bizim için kısaca anlatabilir misiniz?

– Eski ve yeni Türkiye arasında sıkışanların hikayesi Adım Nisan’ın hayatı üzerinden anlatılıyor. Problemi yahut konusu hiç bitmeyen baba kız ilişkisini irdeliyor. Erkek egemen bir toplumda kadına nasıl bakıldığını, eşcinsel azınlığın sürdüğü zorlu yaşamı biraz nükte katarak gösteriyor. Kadınlara kendi ayakları üzerinde durmanın ekonomik bağımsızlık anlamına gelmediğini söylüyor. Sevgili denen kişinin karşımıza boşuna çıkmadığını, yine de gidenlerin her zaman güçlü olmadığını anlatıyor olabilir. Ama benim çıkardığım her anlam okuyucunun aynı anlamı çıkardığını göstermez. Hatta e-mail atanlar, Instagram’dan yazanlar var. Nisan ile ilgili o kadar güzel ve farklı anlamlar çıkarmışlar ki, ben neden daha önce düşünemedim bile dedim. Yazar ne derse desin günün sonunda okuyucu romanı kendi dünyasına alıyor ve kişiselleştiriyor. O yüzden Adım Nisan’a evini, gönlünü, vaktini açan herkese hem teşekkür ederim. Hem de o kadar heyecanlıydı ki iki günde bitirdik diyen okuyuculara selam ederim buradan. Onların hızına yetişmek zor.

– Bu kitabınızdan önce bir kitap daha yazdınız. “Aşk Yolcusu” isimli kitabınızı da kısaca bir anlatabilir misiniz?

– Struma Aşk Yolcusu bir dönem kitabı. İkinci Dünya Savaşı’ndan canını kurtarmak için kaçan yahudilerin dramını anlatıyor. Köstence’den berbat bir gemiye binerek Filistin’e gitmek üzere kandırılan yolcular maalesef İstanbul’a geldiklerinde neye uğradıklarına şaşıyor. Çok acı çok üzücü bir gerçek. Geminin motoru bozulup bir süre İstanbul’da bekletildikten sonra açığa bırakılıyor. Ve Karadeniz açıklarında Rus torpidosu tarafından vuruluyor. Yaklaşık 800 kişiye mezar oluyor deniz. Bir kişi kurtuluyor sadece. Benim kitabım da, kız arkadaşını kurtarmaya çalışan yahudi asıllı Türk vatandaşı doktor İzak Levi’nin hikayesiyle Berlin’de başlıyor. Dönemin Berlin’i, Romanya, İstanbul ve politikacılarını mercek altına alan belgesel niteliğinde bir roman. Arka planda gelişen olayların hepsi gerçek. Aşk hikayesi ise bizi hikayeye daha yakından bağlıyor.

– Kitap yazmaya nasıl başladınız?
– Ben kitap yazacağım diye başlamadım. Okuma yazma öğrendiğim günden beri günlük, mektup herşeyi yazıyorum. O yüzden yabancılık çekip yaptığımı yadırgamadım. Sadece roman yazarken insanları günlük hayatlarından başka bir dünyaya götürebilecek kadar heyecanlı hikayeler yazmaya gayret ediyorum. Kalbimle yazmaya önem veriyorum. Duygumun olmadığı hiç bir hikayeyle ilgilenmiyorum. Okuyucuyu tasvirler mezarlığına sokmaktan hoşlanmıyorum. Gerçek hikayeler yazmayı seviyorum.

– Nisan isimli karakteriniz, Kasım’ın acısını unutmak için kitap yazıyor. Peki siz ne için yazıyorsunuz?

– Ben aynı zamanda gazeteci, ana haber spikeri, sunucu, haber müdürü de oldum. Hepsini sevdiğim için yaptım. Şimdi kafamda, yüreğimde taşıdıklarımı elimden almaları söz konusu değil sanırım. Okuyuculardan başka patronum olduğunu düşünmüyorum. Yazmak belki de insanın kaderini iki dudağın arasında bırakmıyor. Gelecekte yayınevleri bile kalksa okuyucu her daim orada olacak.

– Oldukça başarılı bir yazarsınız. Genellikle hangi konularda yazmayı tercih edersiniz?

– Çok teşekkür ederim. Hangi konu beni içine alıp sürüklüyorsa onu yazıyorum. İnsanlara şu tarafa bakarsanız başka bir şey daha göreceksiniz demeyi seviyorum. Daha önce belki defalarca önünden geçtikleri yeri ya da durumu bambaşka gözlerle yeniden göstermek için araştırıyorum. En önemlisi her defasında kendime meydan okumayı seviyorum. Hadi bakalım bu sefer de kalk da bu işin altından göreyim seni, yazarım ben diyorsun hadi bunu da yaz da göreyim seni gibi içsel konuşmalarım var! Dolayısıyla her defasında kendimi kendime ispat ediyorum. Daha önce yapmadığım birşey olması beni çok motive ediyor. İlk romanımda mesela, sırf 2 yıl araştırma yaptım ve sonra parçaları bir araya getirip romana dönüştüremeyeceğimi düşündüm. Çok korkutucuydu. Fakat hikaye beni ya da ben hikayeyi bir türlü bırakamadık. Bitirdiğimde hissettiğim tatmini ve başarmışlık duygusunu unutamam!

– Nisan Nesin gerek soyadıyla, gerekse karakteriyle Aziz Nesin’e oldukça benziyor. Aziz Nesin’den etkilendiniz mi? En çok hangi özelliklerini seviyorsunuz?
– Nisan soyadını tamamen Aziz Nesin’den aldım. Ve kendisi için sürekli nesin sorusunun peşinden gidebilmek adına böyle bir soyadı seçtim. Tıpkı Aziz Nesin gibi. Türkiye için çok önemli bir değerdi. Yazıları ve hikayeleriyle hala da öyle. Aziz Nesin’in mizahını, lafı gediğe koyma ustalığını, ince zekasını, hicvini ve iğnelemelerini elbette hikayelerini çok seviyorum. Onun itiraz kültüründen gelmesi, yanlışa boyun eğmemesine önem veriyorum. Analiz gücü, cesareti bugün kaç yazarda var emin değilim.

– Etkilendiğiniz başka yazarlar da var mı?
– Dostoyevski’nin insana yumruk atar gibi anlattığı romanlarını seviyorum. Ernest Hemingway’in gerçekçi roman üslubuna bayılıyorum. Edgar Poe’nun insanın kalbine isabet eden kelimelerine, Stefan Zweig’in karakter işçisi gibi onları ince ince işleyip anlattığı hikayelerine hayranım, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanı bir nakış gibi işlemesi ve Gabriel Garcia Marquez’in samimi kalemini çok etkileyici buluyorum. Ahmet Ümit, Joyce Carol Oates, Nazım Hikmet, Mark Twain, Sait Faik, Ayn Rand, Shakespeare, Anton Çehov, Nietzsche, Ivan Gonçarov yazdıkları ve duruşlarıyla beni etkileyen yazarlar.

– Kitabınızda kadının özel bir hayatının bile olmadığı, erkeğin yüceltildiği bir toplumu eleştiriyorsunuz. Peki sizce bir toplum, kadın ve erkek eşitliği konusunda nasıl davranmalıdır?
– Cinsiyetçi bakıştan acilen kurtulmamız lazım. Daha fetus, anne karnındayken erkeğe mavi, kıza pembe kıyafetler hazırlayıp onları renklere ayırmaktan vazgeçmemiz gerekir. Kadınlar tuvaleti, erkekler tuvaleti gibi bizi bölen her türlü konforu zor da olsa terk etmek şart olmalı. Kadın hakları, kadın durumu diye dar bir çerçevede tuttuğumuz her şey kadını yapılandırmaz aksine küçük bir alanda ona özürlü muamelesi yapmaktan başka bir şey değil. Erkekler basit ama statükonun devam etmesi için var gücüyle savaşan varlıklar! Bugün dünya bir türlü değişmiyorsa bu onların değişime olan dirençleri ve statüko, düzen sevdaları yüzünden. Kadının yaratılışında devinim var, değişim var. Maalesef kazmalar dünyayı yönetince incelikten eser kalmıyor.
Kadınlara önerdiğim, işe yaramak veya bir meslek sahibi olmak artık çıtamız olamaz. Bu çok azına razı olmak demek. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için çalışmalıyız. Kimsenin artık ben kendimi kurtardım gerisini onlar düşünsün deme lüksü de yok. Olan her şeyin ucu herkese dokunuyor bir gün. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın devri geride kaldı. Bunun bilinciyle elinden ne geliyorsa onu yapmalı kadınlar. Sosyal medya çağında ulaşamayacakları yer kalmadı. Vaktimizi tüketmek yerine meseleleri içselleştirmeye başlayarak değerlendirmeliyiz. Bu ne demek şimdi diyen olabilir ama inanın içselleştirdiğimiz her kazanım, dışımızdaki dünyayı da değiştiriyor. En azından bunun üzerine düşünsünler. Dünyayı kadınlardan başka kimse değiştiremez bu gerçek. Erkekleri ayırıp yabana atıyor değilim ama kurulan her yeni düzenin bekçileri de erkekler oluyor. Ama kurucular her zaman kadın beyniyle hareket edenlerdir, erkek olsalar bile. Umarım düşüncemi aktarabilmişimdir.

– Kitabınızın ana karakteri Nisan Nesin de sizinle aynı işi yapıyor. Bu durumun özel bir nedeni var mı? Neden kendinizle aynı meslekte çalışan bir karakteri yazma ihtiyacı hissettiniz?
– Bu dönemin bir gerçeği Nisan’ın başına gelenler. İşsiz kalan gazetecilerden birisi de o. Dönemin içinden geçerken etrafta yaşananları görmezden gelemezdim. Yazarlar biraz da yaşadıkları dönemlerin şahitleri gibi onu yazmakla sorumlular, bana göre.

– Nisan karakteri, hayatta tek başına kalmış ve kendi hayatını kendisi kazanmaya çalışan bir karakter. Bir kadının kendi ayakları üzerinde durması, kendi hayatını kazanması sizin için ne anlam ifade ediyor?
– Önce duygusal olarak kendi içinde yaşayabilen kadın, kendi ayakları üzerinde duruyor demektir. Kendinden kaçarak yaşayan bir kadının ekonomik bağımsızlığı tek başına bir şey ifade etmez. Parayı bir değer değil olarak değil araç olarak görmeli her kadın. O zaman seçimleri ve hayata bakışı her anlamda değişir. Ekonomik bağımsızlığı olup akşam evde kocasından dayak yiyorsa hangi ayakların üzerinde durduğuna dair şüpheleri olmalı. Kendi ayakları olmadığı kesin. Duygusal bağımsızlık burada önem kazanıyor.

– Nisan’ın en iyi arkadaşı Cem isminde bir erkek karakter. Nisan’ın kötü günlerinde ona yardımcı oluyor. Kadın, erkek dostluğunu kitabınızda özellikle işlemiş olmanızın özel bir nedeni var mı?
– Cem aslında orada eşcinsel bir arkadaş. Ve toplumda var olan azınlık diyebileceğimiz kitleyi temsil ediyor. Onun da zorlukları var. Tek rolü Nisan’a destek olmak değil arka planda Kasım’a platonik aşık ama hiç o konuya girmiyor. Biz onun dostluğunu ön planda okuyoruz. Esasen içinde fırtınalar kopan bir karakter. Aslında onu daha ayrıntılı yazmam gerekirdi.

– Yeni bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
– Kafamda bazı konular var ama henüz kesin şunu yazmalıyım gibi netlik kazanan bir durum yok. Fakat novella olarak tanımlanan kısa bir hikaye yazmayı düşünüyorum. Bu arada Şalom gazetesi için haftalık köşe yazıyorum. salom.com.tr den ulaşabilir okuyucular.

– Popzingo.com yazdıkça ve okudukça kültürlendiren bir internet sitesi. Kurulduğu zaman oldukça büyük bir başarı yakaladı. Hızla yükselmekte olan bir platform. Sizde popzingo.com ailesine katılmayı düşünür müsünüz?:
– NEDEN OLMASIN!

16
like
3
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
15 Yorum konuları
1 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
16 Yorum yazarları
SERDAR ÖZDEMİRNasibe AvcıMelisa AvciGülsüm ApişPINAR GÜL Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Ayse Teyze
Yönetici

Aramizda gormek, cok guzel ve heyecanli olur Popzingolular olarak cok sevinirizz. Degilmi?

Çalı Kuşu
Yazar

Herkesin aradığı soluksuzca bir gerçek varsa oda sadece insanlık. Emeğinize sağlık efendim yeni düşünceler ve yeni insanlar tanıma yolunda güzel bir yolculuktu bu röportaj da.

mehmetcan
Üye

Çok harika bir röportaj olmuş. Yeni röportajları bekliyoruz.

Aycan
Yazar

Çok güzel bir röportaj olmuş. Verdiği cevaplar oldukça samimi Bahar hanımın :)) Onun samimiyetine, senin emeğine sağlık 🙂

Sinan
Yönetici

Güzel bir röportaj olmuş, daha iyi tanımış olduk Bahar Feyzan’ı :)) Emeğine sağlık Büşra..