Büyük şehirlerin havaalanlarında çıkış kapıları, bekleyen insanlarla doludur. Eşini, dostunu ya da herhangi bir yakınını gözleyen heyecanlı gözleri bu ve bunun gibi yerlerde görebiliriz. Bazen elinde üzerinde büyük puntolarla  isim yazan bir kağıtla bekleyenleri görürüm. Karşılamaya geldikleri kişileri, yani kağıdın üzerinde ismi yazan kişiyi, hayatları boyunca görmemişlerdir ve her birinde farklı bir hikaye saklıdır. Hedeflerimi seçerken her zaman Orta Doğu güruhunu tercih ederim, çünkü en ilginç hikayeler hep oradadır. Boşlukta hissettiğim zamanlarda, çıkış kapısında bekleyen insanların beklediği kişiye dönüşürüm.  Çünkü insanlar, sadece onlara söylenenlere inanırlar.

    Kiev’de indim.

    Amir Ayadi’yim.

    Atina’da indim.

    Hassen Rabai’yim.

    Roma’da indim.

    Safaa Kanj’ım.

Amir Ayadi olduğum zaman, kendimi Lübnan’da bir gerilla kampında bulmuştum. Büründüğüm en boktan kimlikti diyebilirim, zira günlerce mağarada uyuyup amacını bile bilmediğim bir örgüte hizmet etmek zorunda kalmıştım. Oradan kaçmak tabii ki kolay olmamıştı.

Hassen Rabai’yken, Tahran’da taşlanarak ölmekten kıl payı yırttım. Farsça konuşamadığımı fark ettiklerinde beni  MOSSAD’dan zannettiler, günler süren işkencenin ve zulmün ardından uluslar arası kriz çıkmıştı. Oysa yalnızca paranoyaktılar, yerine geçmeye çalıştığım adam basit bir öğretmendi.

Safaa Kanj’ken, ah.. Anılar.. Safaa Kanj, İtalya’da çekilecek olan bir Hint porno filminde baş aktördü. Üç beş boktan sahne çekmemizin ardından set ekibindeki kıdemli otuzbircilerden birinin Safaa Kanj’ın kıçındaki et benini hatırlamasıyla foyam ortaya çıkmıştı.

Ve bu sefer İstanbul’da iniyorum, çıkış kapısında bekleyenlerin arasından çarşaflı bir kadın dikkatimi çekiyor. Gözleri o kadar güzel ki, bir anda ‘’Rashid Bani’’ oluyorum. Çünkü kadının elindeki kağıtta Rashid Bani yazılı. Yanına yaklaşıp :

-‘’Selamun aleyküm. Ben Rashid Bani.’’

Yüzünün tamamı peçeyle kapalı olduğundan numaramı yutup yutmadığından bile emin değilim, sadece bakışlarına anlam yüklemek zorundayım. Umarım Arapça konuşur. Tanrım, lütfen Arapça konuşsun.

-‘’Aleyküm selam. Sonunda gelebildin, yolculuk nasıldı ?’’

Bingo.. Şimdi Rashid Bani’nin kim olduğunu ve ne iş yaptığını çaktırmadan öğrenmeliyim. Birlikte havaalanından çıkarken cevaplıyorum :

-‘’Biraz yorucuydu, ama iyiyim. Burdan nereye gidiyoruz ?’’

Çarşaflı kadın yerinde durup bana doğru dönüyor, sanırım sıçtım. Ama bunu anlamak bile çok güç, çünkü mimikleri yok. Her şeyi peçesinin altında gizli. Bakışlarına anlam yüklemek, beni uzun vadede paranoyak yapabilir. Ama elimdeki tek çare bu.  Hafifçe yaklaşıp cevaplıyor :

-‘’Sen nereye istersen oraya.’’

Güzel haber. Sanırım Rashid Bani, islami evlilik sitelerinden birine üye. Dolayısıyla bu kadınla konuşmuş, tanışmış, adını, sanını, her şeyini biliyor olmam gerek.  Mümkün olduğunca az konuşmalı, benden ne istediğini ve bu buluşmanın amacını öğrenene kadar gri adam’ı oynamalıyım. Hemen bir taksi çevirip İstanbul’daki kiralık daireme doğru gidiyoruz. Yolda tek kelime bile konuşmuyoruz, çünkü geleneğimiz böyle.

Toplum içinde olmaz. Sevimsiz Türk taksiciye verdiğim adreste inip daireme giriyoruz, salondan içeri adım atıp kendimi kanepeme fırlatıyorum. Yoruldum.  Kadın, peçesini ve kafasındakini çıkarıyor. Herkesten sakındığına değecek bir güzelliği varmış. Bir sigara yaktıktan sonra  sessizliği bozuyor :

-‘’Fotoğraftakilerden çok farklısın, neden kendi resmini koymadın ? Bu halin de fena sayılmaz.’’

Bu sözler, islami evlilik sitesi teorimi doğruluyor. Çarşaflı bir kadın, kolaylıkla manipüle edilebilir. Cahil ve güzel. Ayrıca, konuştuğu Arapça’dan anladığım kadarıyla büyük ihtimalle bir Suudi ya da İran’lı. Kelimelerin gücüne güvenmeliyim. Üzgünüm Rashid, bu gece ekmeğini ben yiyeceğim. Cevaplıyorum :

-‘’Karpuz seçer gibi kadın seçip mesajlaşıyoruz, açıkçası ben de çarşafın altından erkek çıkıp çıkmayacağına güvenemiyorum. Neden kendi resmimi koyup ifşa olayım ki ?’’

Şeriatın hüküm sürdüğü topraklarda yaşamasının karşımdaki kadına getirdisi.. Özgüven eksikliği, iki kelimeyi bir araya getirememe, argüman üretememe..  Muhtemelen doğduğu günden beri sürekli engellenmiş, kendini hep başkasının fikrine katılırken bulmuş. Zihni yeterince sorgulayamıyor, ama dudakları muhtemelen yalan sanatında bana tur bindirir. Benimle, yani Rashid Bani’yle görüşmek için aynı anda kaç tane yalan söylemesi gerekmiştir, kim bilir. Çünkü yalan söyleyebilmek bir sanattır, bir tane bile söyledikten sonra devamını getirmek için düzinelerce yalan daha uydurmak zorunda kalırsın. Baskıda kalmış bir kadının zihni, bu sanatta uzmanlaşmıştır.

Bedrunnisa’yla kapalı kapılar ardında günlerce tavşanlar gibi seviştik. Kokain ve alkol. Yeşil, nur saçan gözlerini kıpkırmızı görmek çok eğlenceliydi.

İmansız bir Orta Doğu kadınına denk gelmiştim, yine de sevişirken bile ‘’Allah’’ın adını ağzından düşürmemesi benim için ilginç bir tecrübeydi.

 

 

4
like
1
love
1
haha
1
wow
0
sad
1
angry
12 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
12 Yorum yazarları
Melisa AvciEnesyellowredMurat tekneciHadiOrdan Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Çalı Kuşu
Yazar

Keşke ALLAH kelimesini her dillendirene Müslüman gözüyle bakılmamasa! İnsanların beyinlerindeki darlığına bakarak bir şeyler değerlendirilmese! Keşke herkes kitabi olmak kadar değerli bir şeyin olmadığını anlasa! Eleştiri koltuğuna koyduğu kişiyi eleştirirken kendine de bir koltuk sunsa. Keşke!

yellowred
Yazar

pek hoşlanmadım.

Murat tekneci
Yazar

Emeğinize sağlık çok beğenmemekle birlikte

HadiOrdan
Üye

…kardeş

Melisa Avci
Üye

Çok anlayamadığım bir fanzin olmuş