Her Türk asker mi doğar?

Türk’ün Türk’ten başka neden dostu yoktur?

Bence Türk’ün Türk’ten başka düşmanı yoktur. En büyük zararı ülkemize biz veriyoruz, bize dayatılan düşünceleri sorgusuz sualsiz kabul ederek, kapattığımız gözlerimizle, kulaklarımızla ve ağzımızla, üç maymunu oynayarak, cahil kalarak, susarak en büyük zararı yine kendimize biz veriyoruz.

Bu düşüncelerle gitmiştim askere, güney doğuya, Suriye sınırına…

Bol bol tuvalet temizledim, süreki ceza yedim ve birkaç hastalık kapıp döndüm, küçük şirin bizim için Amerikanvari kasabamıza, daha doğrusu sözde ”Mutluluk Şehri” ismini kendine takmış özünde bok çukuruna. Tabi bir sürü sahte ve yorgun sırıtışla karşılaştım, dedikoduları aldım, o onla birlikte olmuş, o onla birlikte olurken onu en yakın arkadaşının, arkadaşının kardeşiyle öbürünü şey etmiş falan filan…

İyi dedim durulmuşsunuz birkaç olay, acıklı olsada koca bir sene için fena değil. Ben en az dört, beş büyük olay bekliyordum…

Evet, dönelim hayata, artık iş bulmam lazımdı, bir yere girdim garson olarak, şu beni aldatan en yakın dostumun arkadaşı, tabi kavga etmişler vesaire, sonradan yalan olduğunu anladım işte beni ortada görünce üniversite sınavlarına hazırlandığım dönemde cebime üç beş kuruş girmesi için yalan söylemiş, halbuki hiç kavga etmemişler. Zaten dikişte tutturamadım orada o yüzden çok sorun olmadı, genelikle o dönem fotoğraf üzerine yarışmalara girip kazandığım parayla, e tabi birazda ailemin desteği ile karnımı doyurdum.

Askerlik yaptığım dönem yakalandığım birkaç hastalık beni gerçekten çok güçsüz düşürüyordu, ona rağmen kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışmak vesaire beni inanılmaz yormuştu. O yorgunluk yetmezmiş gibi birde hayatımda aldığım en kötü kararı alarak o bana büyük kazığı atan can dostumun çocukluk aşkıyla çıkmaya başlamıştım, anlayacağınız, dertsiz başıma dert almıştım. Hepinizin aklına geleceği üzere bunu bir intikam almak için ya da misilleme olsun diye yapmamıştım, çok dostum ve arkadaşım vardı, ama beni koskocaman Mutluluk şehrinden, ben askerdeyken arayan tek kişi bu kızdı, bütün sene konuşan ve yanımda olan, eski sevgilim başkalarıyla düzüşüp, eskiden en yakın dostum olan herif önce eski sevgilimi düzüp, sonra kendinden on beş, yirmi yaş büyük milf hatunlara merak sarıp yeni tecrübeler ararken, o beni arayıp, bana destek çıkan tek kişiydi. Bizimde aramızda yaş farkı vardı, ben ondan büyüktüm, tabi sonradan ayrılmamızın tek sebebide bu değildi, ona hiçbirimizin geçmişi çok temiz değil, ama ben bütün hatalarınla seni kabul etmeye hazırım dememe rağmen bana geçmişiyle ilgili yalan söylemesinden sonra bırakmıştım onu, e tabi birazda yaş ve kafa farkıda etkendi. Öyle boktan bir yer ki bu Mutluluk şehri, o herifin iyi, kötü tüm hikayeleri bile ben istemediğim ve kilometrelerce uzakta olmama rağmen zorla kulağıma gelmeye devam ediyordu. Bulaşıcı bir hastalık gibi, virüs gibi bir kere girdiğin zaman senaryonun içine bir daha çıkamıyorsun ve ben askerden döndüğümde biraz olsun kendimi izole edebilmişken, o kızla birlikte olarak yine kendimi Mutluluk Şehri isimli herkesin birbirini becerdiği ve arkasından iş çevirdiği pis senaryonun tam merkezine atmıştım. Dediğim gibi dertsiz başıma dert almıştım ama neyse ki çok uzun sürmedi, en kötüsüde tekrar yüz yüze gelmek zorunda kalmamızdı,  artık eski bile olmayan milf düşkünü önceden dostum dediğim o herifle ve evet dedim ya iyi, kötü herşey kulağımıza istemesek bile mutlaka geliyor diye, o karşılaşmamızdan önce babasının kanser olduğunu öğrenmiştim fakat buna rağmen on dakikadan fazla yüzüne bakmaya dayanamadım, cenazesinede gitmedim zaten, sanırım hikayedeki kötü karakter biraz ben olmaya başlıyorum he…

O zamanlar kendimi izole etmek için bu kadar sert bir duruş gösterirken ne s***me gidip o kızla birlikte olmuştum ki!

Askerlik insanı değiştirir, olgunlaştırır derler ya, ben giderken en azından Chuck Berry, The Beatles ya da Mighty Sam Mcclain tarzı, Blues dinleyip felsefe yaparken, Black Sabbath bağımlısı, sadece siyah giyinen bir pislik olarak döndüm, daha sert ve metala kaçan tarzımın yanı sıra, çoğalttığım sigara ve içki, özellikle o kızıda bıraktıktan sonra nerde akşam orda sabah yaşantım ve Kadıköy günlüklerinin başladığı zamana tekabül eden yeniden bir öz arayışına döndüğüm, gözümün altındaki morluklar ve tenimdeki solukluk, yeniden uzayan siyah saçlarım ve ne renk olduğu belli olmayan yeşilimsi ve kızarık gözlerimle çalıştırmak için eleman arayan iş verenlerin pek seveceği bir tip değildim kısacası, sadece geçici barmenlik işlerinden kazandığım parayla kuru ekmek ve şarapla bile karnımı doyurduğum olmuştu, soğan ekmek değil sevgili okurlar kusurabakmayın, kazandığım paranın zaten yarısından çoğunu sigaraya yatırıyorum, benim gibi bir tip için kuru ekmek ve şarap daha mantıklı bir seçim, bunu hepimiz biliyoruz. O dönem kimine göre kafir, fötr şapka taktığım dönemler yahudi, tanımadığım insanlarla din muhabbetine girdiğim zaman inançsız, siyasal muhabbete girdiğim zaman deist bir komünist, öylesine bişeyler konuştuğumuz zaman hristiyan, arada hipilik dönemlerimden söz ettiğim zaman bir kıza budist falan her bok oldum müslümanlık dışında. Barmenliğin en güzel yanıda budur, insanları belkide gözlemleyip sosyalleşebileceğiniz en güzel alanlardan birini yaratır size barmenlik. Tanımadığınız insanlarla konuşun, özellikle gençlere söylüyorum bunu, inanın bana tanımadığınız bir insanla sohbet etmek en etkili meditasyonlardan biridir, eğer birde kaşınızdaki hem cinsiniz veya değil hiç farketmez, eğer ondan elektrik alabilmişseniz o gece gerçekten sizin için unutulmaz bir geceye dönüşür.

Konumuza dönmek gerekirse en kayıp dönemlerimi yaşıyordum, bazı çocukluk anılarım çok daha önce, demek istediğim bu keşmekeş dönemlerimden seneler önce olmasına rağmen, bu bol içkili dönemlerimen çok daha net zihnimde canlanabiliyor mantık hatası olmasına rağmen. Kadıköy’de geçirdiğim o dönem bunu kesinlikle iyi anlamda söylemiyorum, sanki her günü bir rüyaymış gibi hissediyordum, her uyuduğumda sanki resetlenecekmişim gibi hissederken, her uyandığımda giden tek şeyin ruhumdan bir parça olduğunu aklımın derin çukurunda, en dipte, zifiri karanlıkta biliyordum, ve o dipsiz kuyunun karanlığında o kadar çok şey geçiyordu ki beynimden güneşin en tepede olduğu öğle vakti bile karanlıktı sanki her yer benim için, sanki sürekli geceleri yaşıyor ve gündüzler elimden kayıp gidiyordu. Bir daha hiç güneşin sıcaklığını hissedememekten korktuğum, bir daha asla güneşin o parlak ışığıyla yüzüme vurmayacağını düşündüğüm karanlık bir dönemden geçiyordum ki sonradan farkettim, eğer o dönemler olmasaydı ben belkide istediğim gibi bir adam olamazdım. Çünkü ben insanın gündüzleri arkadaşlarıyla değilde, gece eve dönüp yatağa başını koyup gözlerini kapadığı zaman, karanlığın sessizliği bastırdığı an attığı sessiz çığlıklarla kendi özünü bulabileceğini düşünenlerdenim.

Ve ben çok uzun bir zaman attım bu sessiz çığlıkları sayın okurlar, ta ki on yaşında ailesine kızıp bana ”zengin bir koca bulup kurtulucam ben bu hayattan” diye isyanını dile getiren o zamanlar küçük birer çocuk olmamızın saflığını hiç kaybetmemiş ve hala çok saf ve temiz bir kalbi olan senelerdir konuşmadığım çocukluk arkadaşım beni arayana kadar…

17
like
3
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
16 Yorum konuları
7 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
17 Yorum yazarları
Koray CömertyellowredDEHA KARAKAYAmetehan cavdarReha Karakaya Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Çalı Kuşu
Yazar

Meselenin özünü son iliştirmekle edebi nokta da başarılı; ancak anlaşılma noktasında yanlış bir karar aldığınızı düşünmüyorsunuzdur umarım. Yakın bir tarihte ilginç bir olayla karşılaşan bir olarak- anlattıklarınızla yakından ilgili- her bir insân okumayı hak eden birer kitaptır. Önemli olan sıfatlardan sıyırarak bakabilmeyi başarabilen bir yüreğe sahip olunması.

Endymion
Üye
Endymion

“Askerlik insanı değiştirir, olgunlaştırır derler ya, ben giderken en azından Chuck Berry, The Beatles ya da Mighty Sam Mcclain tarzı, Blues dinleyip felsefe yaparken, Black Sabbath bağımlısı, sadece siyah giyinen bir pislik olarak döndüm”

bu nasıl bir betimlemedir ya, gülümsettin :))

Furkan Ali Topal
Üye

Emeğine sağlık hoş bir yazı fakat ben ara ara kopukluk hissettim yani ben koptum

Dost
Üye

Yalınlığın en temiz halidir bu.(bence) İnsan onca konuda uzmanlaşırken kendisini tanımaya pek zaman bulamıyor.Hikaye ya da gerçek bilemiyorum ama devamını merakla bekliyorum. Emeginize saglik.

BÜLENT ÇAĞLAYAN
Üye

türk olunmaz doğulur