Sosyolojik açıdan incelediğimiz zaman insanlık, klan, kabile ve imparatorluk aşamasından sonra millet seviyesine ulaşmıştır. Her ne kadar millet ve milliyet bilincinin on dokuzuncu yüzyıla ait olduğu konusunda ortak bir görüş olsa da, yapılan araştırmalar Türklerde bu bilincin çok eskiden beri var olduğunu göstermektedir.

Ziya Gökalp, “Türkçülüğün Esasları” isimli eserinde millet ve milliyetin ırki, kavmi, coğrafi, siyasi bir zümre olmadığını ifade etmiştir. Gökalp millet ve milliyet bağının; terbiyede, kültürde, yani duygularda birlik olduğunu belirterek, insanların dilde müşterek olduğu fertlerle beraber yaşamak istediğini vurgulamıştır.

Milliyetçilik, mensubu olunan milletin faydası için yapılan çalışmaların genel ismidir. Türk milliyetçiliği, Türk milletine duyulan derin sevgi ve inançtan kuvvet alan bir duygu ve şuur halidir. Selahattin Ertürk Hocaoğlu milliyetçiliği şu şekilde tanımlamaktadır: “Milliyetçilik, milleti her bakımdan koruma, kuvvetlendirme ve yükseltme gayretidir. Millet yerine tarifi konulacak olursa milliyetçilik daha sarih olarak anlaşılacaktır. Şu halde milliyetçilik, dil, din, ahlak, sanat, ülkü, tarih, ırk, vatan ve iktisadiyatı, istiklal, hürriyet ve adaleti koruma, kuvvetlendirme ve en üstün seviyeye ulaştırma gayesini güden, ideoloji (mefkure – ülkü)dir. Türk milleti için düşünüldüğü ve yapıldığı zaman Türkçülük adını alır.”

                                                            (Hüseyin Cavid)

Türklerde milliyet bilincinin çok köklü bir geçmişi bulunmaktadır. Bu bilincin doğal ifadesi de Türk milliyetçiliğidir. Bu bakımdan Türk milliyetçiliği olgun ve tarihsel derinliği olan bir ideolojidir.

Dil, en basit tanımıyla insanlar arasındaki iletişimi sağlayan önemli bir araçtır. Günümüzde dilin birçok tanımı yapılmıştır. Araştırmacıların üzerinde durduğu en önemli hususlardan birisi de, dilin milleti teşkil eden unsurların başında geldiğidir. Dilin mensubu olduğu milletin düşünce anlayışına ve zevkine ışık tuttuğu, fertleri birbirine bağladığı ve milli şuuru beslediği herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

Bir toplumu millet yapan değerlerin tümüne biz kültür ismini veriyoruz. Halkın ortaklaşa yarattığı bütün değerler, gelenek ve görenekler, sanat varlıkları, ahlak anlayışı, dünya görüşü kültürün içerisinde değerlendirilmektedir. Kültürün korunması ve gelecek nesillere aktarılması, milletin bekası için çok önemlidir. Bu noktada Mustafa Kemal Atatürk‟ün şu sözü dikkate değerdir: “Milletimizin inkişaf-ı dehası ve bu sayede layık olduğu mertebe-i medeniyete irtikası bittabi ali meslekler erbabını yetiştirmekle ve milli harsımızı ila ile kabildir.”

Sosyolog Ziya Gökalp, dili kültürün temel unsuru olarak görmüştür. Dil, toplumun yaratmış olduğu kültürü nesilden nesile aktararak; kültürün devamlılığını sağlar. Başka bir ifadeyle bazı kültür değerlerinin yaratıcısı konumunda olan dil, bütün kültür değerlerinin taşıyıcısı durumundadır. Milletin kendi varlığıyla yoğrulan kültür değerleri, dille kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bu yüzden dilin korunması, milletin varlığı için temel şarttır.

Türkiye‟de milliyetçilik akımı, diğer fikir akımlarının tersine ilk önce dilde ve edebiyatta başlamış, daha sonra ilim ve siyaset alanında kendini göstermiştir. Akım, Türkiye‟ye gelmeden önce Avrupa‟da filizlenmeye başlamıştır. Burada, özellikle Türkoloji alanında yapılan birtakım çalışmalar, daha sonra Türkiye‟de yansımasını bulacaktır. Rusya, Almanya, Danimarka, Fransa ve Macaristan gibi ülkelerde, eski Türklerle ilgili tarihi – kültürel çalışmalar yapmaya başlayan birçok bilim adamı, Türklerin çok köklü bir millet olduklarını ortaya koymuştur: “Genellikle bütün Türk ve Osmanlı devletindeki Türk aydınlarının milli bilincinin oluşumuna, Avrupa ve bunların dışında Rusya Türkologlarının bilimsel araştırma ve bulguları önemli derecede tesir etmiştir. Bu Türkologlar, Batı‟nın Türkleri medeniyetsiz ve vahşi bir kavim olarak niteleyen yaygın ve sabit görüşlerine karşın genç Türk kuşakları, iftihar ettikleri eser ve heykelleri olan eski bir Türk medeniyetinin varlığını kanıtlıyorlardı. Vambery‟nin Orta Asya seyahati, Von Le Cogue‟un keşifleri, Leon Cahoun‟un Türk ırkı tarihi hakkındaki meşhur kitabı, Radloff‟un Türk şiveleri sözlüğü, Barthold‟un Türkistan üzerine yazdığı bilimsel eserler ve umumen Batılı Türkolog ve müsteşriklerinin eserleri ellerine geçtikçe Türk aydınları bunlara tepkilerini gösteriyordu.”

Bu anlamda Avrupalıların kaleme almış olduğu iki önemli eseri de ayrıca anmak gerekmektedir. Bu eserlerden birincisi Fransız Sinolog ve tarihçisi Joseph Deguignes‟in yazmış olduğu “Hunların Tarihi” (1721 – 1800 ) isimli kitaptır.  İkinci önemli eser ise Musevi asıllı genç bir İngiliz oryantalisti olan Arthur Lumley Davids‟in kaleme aldığı “Türk Dilinin Grameri”dir. (1811 – 1832)

Yapılan bu çalışmalar Türkiye‟de etkili olmuş ve aydınlarımızın Türkçülük alanında bazı çalışmalar ortaya koymasında önemli bir rol oynamıştır. Radloff, Thomsen gibi batılı Türkologların ortaya koydukları çalışmalar, Türk aydınları tarafından da örnek alınmıştır.

Ali Suavi “Lisan-ı Hattı Türki”, Ahmet Vefik Paşa “Lehçe-i Osmani”, Necip Asım “Asya Tarihine Giriş”, Şemsettin Sami “Kamus-ı Türki” gibi eserleriyle bir anlamda 1911 yılında başlayacak olan Yeni Lisan Hareketi‟nin öncüsü olmuşlardır.

Bunların yanında yine Türk varlığını ortaya koymayı amaçlayan bazı kurumsal çalışmalarda dikkat çekicidir. 1905 yılında Selanik‟te yayınlanmakta olan “Çocuk Bahçesi” dergisinde başta Mehmet Emin Yurdakul olmak üzere birçok şairin sade Türkçe kaygısı içerisinde yazmış olduğu şiirler yer alır. 1908 yılında bütün Türk kültürünü, tarihini, coğrafyasını ortaya koymak amacıyla “Türk Derneği” kurulur. Dernek kadrosunda Yusuf Akçura, Rıza Tevfik, Necip Asım, Bursalı Mehmet Tahir gibi isimler bulunmaktadır. Sözünü ettiğimiz bu dernek “Yusuf Akçura‟nın deyişiyle „Türkçülükte teşkilatlanma devresinin ilk girişimini oluşturmaktadır.” Yine millî varlıkların ele alınıp değerlendirildiği bu faaliyetlere 1913‟te çıkarılan Halka Doğru, 1917 yılında çıkarılan Yeni Mecmua, 1921 yılında çıkarılan Dergâh gibi dergiler de büyük katkı sağlamıştır.

Edebiyatımızda çeşitli tartışmalardan sonra şekillenen Türkçülük akımı, edebî alana farklı anlayışlarla yansımıştır. Millî Edebiyat isminden yola çıkarak farkı edebî çalışmalar sergileyen dönem yazarları, dilin sadeleştirilmesi konusunda görüş birliği içerisinde olmuşlardır. Millî Edebiyat hareketi ilk olarak dil sahasında somut adımlara dönüştürüldüğünden dolayı Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp gibi aydınların öncülüğünde ortaya çıkan “Yeni Lisan” makalesi ile Millî Edebiyat dönemi de başlamış olur. Genç Kalemler‟in ilk sayısında yayımlanan “Yeni Lisan” adlı makalede öncelikle Türk edebiyatının ve dilinin millileştirilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Kadrosunda başta Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin ve Ali Canip gibi isimlerin bulunduğu dergi millî dilin, millî bir edebiyat için temel şart olduğu düşüncesini vurgulamıştır.  Genç Kalemler amaçlarını “Yeni Lisan”ın teşhisi, sanat ve edebiyatın millileştirilmesi ve bu doğrultuda eserler verilmesi olarak tayin etmişlerdir.

                                                            (Özker Yaşın)

Türk edebiyatında Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp gibi aydınların da üzerinde durduğu gibi millî bir edebiyatın vücut bulması için, öncelikle millî bir dilin oluşturulması gerekmektedir.

Kıbrıs Türk aydınları ve Azerî aydınlar da bu düşünceden hareketle dillerini korumaya özen göstermişlerdir. Kıbrıs‟ta Osman Türkay, Ahmet Gazioğlu, Hikmet Afif Mapolar, Özker Yaşın gibi isimler, yalın, süssüz ve anlaşılır bir Türkçe ile eser vermeye çalışırken, Azerbaycan edebiyatında Sabir, Hüseyinzade Ali Bey, Hüseyin Cavid gibi şahsiyetler dil konusundaki duyarlılıklarıyla dikkat çekmişlerdir.  Kıbrıs Türk edebiyatının millî şairi olarak bilinen Özker Yaşın “Ol Alem”, “Bayraktar Denen Adsız”, “Cenk Tepesinden”, “Kıbrıs‟tan Atatürk‟e”, “Kıbrıs‟ta Atatürk”, “Kıbrıs‟a Gelen” gibi şiirlerinde yalın, gösterişsiz bir dil kullanırken; Azerbaycan edebiyatında da Hüseyin Cavid, özellikle toplumsal duyarlılıkla kaleme aldığı “Hərb İlahi Qarşısında”, “Hərb Və Fəlakət”, “Novruz Bayramı”, “Elmi Bəşər” ve “Qız Məktəbində” gibi şiirlerinde, anlaşılır bir dil kullanmaya özen göstermiştir.

Kıbrıs‟ın, Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra Anadolu‟nun farklı bölgelerinden birçok insan, adaya gelerek burada yaşamaya başlamışlardır. Bugün adada yaşayan Türklerle, Anadolu‟da yaşayan Türkler arasında çok yakın bir kültür birliği olduğu bilinen bir gerçektir.  Özker Yaşın, İstanbul‟da da bulunmanın vermiş olduğu etkiyle İstanbul Türkçesini de başarılı bir şekilde eserlerinde kullanmıştır. Yaşın‟ın kaleme almış olduğu ve Kıbrıs‟ta Türk bayrağının dalgalanmasından duymuş olduğu büyük sevinci anlattığı “Kıbrıs‟ta Bayrak” adlı şiirinde bunu açık bir şekilde görüyoruz.

Dil konusunda Azerbaycan edebiyatına göz attığımız zaman özellikle yirminci yüzyılın başında birtakım tartışmaların yaşanmış olduğunu görüyoruz. Molla Nasreddin dergisinin aracılığı ile ve Celil Memmedguluzade‟nin öncülüğünde bir grup aydın Azerbaycan Türkçesi ile eser vermeyi savunmuş ve halkın kullandığı Türkçeyi edebî dil haline getirmek için çalışmalar yapmıştır. Aralarında Hüseyinzade Ali Bey ve Hüseyin Cavid‟in de bulunduğu bir grup aydın ise, İsmail Gaspıralı‟nın “Dilde, fikirde, işte birlik” düşüncesinden hareketle ortak dilin İstanbul Türkçesi olması gerektiği konusunda görüş birliği içerisinde olmuşlardır.

İstanbul‟da yaşamanın da vermiş olduğu kazanımla özellikle edebî hayatının ilk dönemlerinde İstanbul‟da konuşulan dili ağırlıklı olarak kullanan Hüseyin Cavid, ayrı coğrafyalarda yaşayan iki Türk toplumu arasındaki dil farkını ortadan kaldırmayı hedeflemiştir: “Yaratıcılığının ilk devirlerinde, bilhassa şiirlerinde İstanbul şivesini maharetle kullanan şair, daha sonra yarattığı eserlerinde bu şiveyi Azerbaycan edebî Türkçesi‟ne yaklaştırmaya çalışmış ve demek olur ki, bu işte muvaffak olmuştur. Bunun için de Cavid‟in Türkçesine ne tamamıyla İstanbul Türkçesi, ne de tamamıyla Azerbaycan edebî Türkçesi demek kabildir.”

Hüseyin Cavid, ilk şiirlerinde özellikle Servet-i Fünûn şairlerinin de etkisiyle Arapça ve Farsça sözcüklere yer vermiş olsa da, daha sonra kaleme aldığı şiirlerde ve piyeslerde, bu hususa özellikle dikkat etmiştir. Sanatçı, makalelerinde de Türkçenin gazete ve mektupları okumak suretiyle mutlaka öğrenilmesi gerektiğinin altını çizmiştir:

“Pəs bu surətdə əbnayi-vətən üçün lazımdır ki, əvvəlcə vətən dili olan Türk dilini bəzi ruznaməcat və məktubat qxumaqdan ötrü öyrənmək…”

Hüseyin Cavid, Sovyet devleti tarafından büyük tepkiyle karşılanmasına rağmen yazdığı eserlerle Türkiye ve Azerbaycan Türkçesini birbirine yaklaştırmaya çalışmış ve bunda da büyük başarı göstermiştir. Şairin kaleme almış olduğu “Çiçek Sevgisi” isimli şiirde kullanmış olduğu dil, onun bu konudaki hassasiyetini göstermesi açısından oldukça önemlidir.

Bilinçli ve inançlı birer milliyetçi olan Hüseyin Cavid ve Özker Yaşın, eserleriyle toplumu eğitmeyi ve toplumun millî şuurunu canlı tutmayı hedeflemişlerdir. Özker Yaşın, bu düşünce içerisinde yazdığı “Bayraktar Destanı – 1”, “Bayraktar Destanı – 2”, “Kıbrıs‟ta Bayrak – 2”, “Savaşın Beşinci Günü”, “Kıbrıs‟ta Halk Oyunları” gibi şiirlerinde halkın kullanmış olduğu yerel söyleyişleri de yansıtmıştır.

Şiiri, daha çok düşüncelerini anlatmak için bir araç olarak gören Yaşın, genelde serbest ölçüyle eserler vermiştir. Kıbrıs Türk edebiyatında serbest şiirin gelişmesinde Özker Yaşın‟ın etkili olduğunu söyleyebiliriz. Nazif Süleyman Ebeoğlu, Yaşın‟ın eserlerini anlatırken, bu şiirlerin çok farklı olduğunu belirtmiş ve sanatçının serbest nazımla yazdığı bu eserlerinde Türkçeyi başarıyla kullandığını vurgulamıştır. Serbest ölçüyle şiirler kaleme alan Özker Yaşın ve Hüseyin Cavid, Türk edebiyatının millî vezni olan heceyi de kullanmayı ihmal etmemişlerdir.  Özker Yaşın, “Akdeniz 2”, “Sen Ölmedin” ve “Bayraktarım” isimli şiirlerinde dörtlü “Zeyneb‟e Mektuplar 3” adlı şiirinde yedili, “Yağmur” adlı şiirinde sekizli, “Gölge” adlı şiirinde on dörtlü, hece ölçüsünü kullanırken; Hüseyin Cavid, “Mənim Tanrım”, “Xuraman – Xuraman”, “Bən İstərim ki…”, “Sevinmə Gülmə Quzum”, “Görmədim” gibi şiirlerinde hecenin on birli, on ikili, on dörtlü ve on beşli kalıplarını kullanmayı tercih etmiştir. Şair, Azerbaycan edebiyatında üçlük, dörtlük, koşma, bayatı, rubaî, mesnevî, beşlik, mühemmes, mügeddes, gazel, terkib-i bend, müstezad, türkü, nağme ve şarkı gibi şiir türlerini ustalıkla kullanır. O, şiirlerinde özellikle on ikilik, on dörtlük, on beşlik, on altılık hece vezinlerini kullanarak bunların yaygınlaşmasını sağlamıştır. Bununla birlikte sanatçı, yanlış batılılaşmayı ele aldığı “Uçurum” adlı eserinde de hecenin yedili, sekizli, on birli, on dörtlü, on beşli ve on altılı kalıplarını kullanmıştır. Hüseyin Cavid, özellikle ilk dönem şiirlerinde Servet-i Fünun şairlerinin etkisiyle aruz veznini de kullanmıştır. Sonuç olarak her iki sanatçının da yazmış oldukları eserlerle, ait oldukları toplumlarda millî şuuru canlı tutmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bunun doğal bir yansıması olarak hem Özker Yaşın‟ın, hem de Hüseyin Cavid‟in, gerek manzum olarak yazmış oldukları eserlerde, gerekse nesir yazılarında halkın rahatlıkla anlayabileceği eserler ortaya koyduklarını görüyoruz. Bununla birlikte her iki sanatçının da hem İstanbul‟da konuşulan dili, hem de ait oldukları toplumun kulanmış olduğu Türkçeyi, eserlerinde başarılı bir şekilde kaynaştırmış olduğunu söyleyebiliriz.

Millî şuur, insanların ait olduğu milletin tarihî ve kültürel değerlerini bilmesi ve doğrultuda çalışmasıdır. Kısaca söylemek gerekirse, milletlerin kendini tanımasıdır.

Her millet, kendini geliştirmek ve diğer milletlerden daha ileri düzeye ulaşmak için var gücüyle çalışır. Milletlerin bu yarışta başarılı olmaları, ancak içerisinde yaşayan insanların, müşterek duygular ve ortak bir millî şuur etrafında toplanmasıyla mümkün olabilir. Milletlerin yükselmelerinde ve kendi toplumlarını geliştirme çabalarında, milliyetçilik şuuru ve milliyetçilik duygusu en önemli faktördür. Milliyetçilik duygusuna ve millî şuura sahip olmayan bir topluluğun bir arada yaşaması mümkün değildir. Hem duyguya hem de düşünceye dayanan millî şuur, milletin en önemli manevî kuvvetidir.

8
like
2
love
1
haha
0
wow
1
sad
0
angry
14 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
14 Yorum yazarları
Can canSalih Çelikahmet çetinÇalı Kuşuyellowred Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
mkkomkeser
Üye

Bilgilendirici

sila
Yazar

Emeğine sağlık Büşracığım 🙂

yarasab
Üye

Çok güzel bir yazı olmuş

ensygmr
Üye

Çok uzun gerçekten okuyamadım ama yazan uğraşan ellerine Allah dert vermesin ????????

EMIN ALTINTAS
Yazar

Teşekkürler içerik için ????????