İnsanlık tarihinde alet yapan ve kullanan insan topluluklarına dair ilk buluntular M.Ö. 40.000 yılı civarındadır. Günümüze gelebilmiş en erken tarihli tasvirler bu topluluklara ait Paleolitik Dönem mağara duvar resimleridir. Bizon, domuz, mamut gibi hayvanları avlayan bir grup erkeği gösteren bu resimler; toplumdaki cinsiyete dayalı işbölümü hakkında sınırlı da olsa bir fikir verirler. Yapılış sebebi tam olarak bilinmemekle beraber; ölüme, bilinmeyene ve güçlü olana duyulan korkuyu yatıştırma veya avın bereketli olması için yapılan büyü gibi anlam ve işlevler yakıştırdığımız bu resimlerde kadına rastlanmaz. İspanya’daki Arana Mağarası’nda bulunmuş Bal Toplayan Eli Sepetli Kadın çizimi ise erken dönemlerin avcı-toplayıcı topluluklarında kadının üstlendiği düşünülen toplayıcılık rolüne gösterilebilecek ender kanıtlardan biridir. 

Mağara resimlerinden sonra ulaşabildiğimiz en erken tarihli tasvirler, Asya veAvrupa’nın çeşitli bölgelerinde ele geçen ve M.Ö. 30.000 yıl civarına tarihlenen kadın heykelcikleridir.Kadınlık ve doğurganlık özelliklerinin vurgulandığı bu heykelciklerin en ünlüsü,Avusturya’da bulunduğu kasabanın adıyla anılan Willendorf Venüsü’dür.

İnsanlık tarihinin dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen Neolitik Dönem’de M.Ö. 10.000’den başlayarak insan topluluklarının Mezopotamya, Nil, İndus, Sarı Nehir gibisu kaynakları civarında yerleşik hayata geçtiği ve üretim ilişkileri ekseninde ilk sınıflı toplumların belirmeye başladığı düşünülmektedir. Yerleşik hayata geçiş, insanlar ve insan toplulukları arasındaki ilişkileri dönüştürmüş; toplumsal cinsiyet rolleri ayrılmaya başlamıştır. Bu dönemin buluntuları; genellikle çıplak olarak ve bedeninin kadın özellikleri vurgulanmış biçimde taştan veya pişmiş topraktan yapılma kadın heykelcikleridir. Benzerlerine Asya ve Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde rastlanmış olan bu kadın heykelciklerinin kimi otururken, kimisi de yatar veya çömelmiş vaziyette doğum yaparken tasvir edilmiştir. Fiziksel olarak oldukça güçlü görünen bu kadınların bazıları manevi güçleri de olduğunu vurgular biçimde, yanlarında yer alan leopar benzeri hayvanların üzerine ellerini koymuş, onlara hükmetmektedirler. Anadolu’da bu türden pek çok buluntu arasında en bilineni, Çatalhöyük kazıalanında ele geçirilmiş Ana Tanrıça heykelciğidir. 

Doğurgan kadın bedenini vurgulayan bu kadın heykelcikleri genellikle yassı biçimde yapılmış ancak kadınlık özellikleri yansıtılmış idollerdir. Bereketin ve çoğalmanın sembolü olarak görülmüşlerdir. Genel eğilim bu heykelcikleri Ana Tanrıça tasvirleri olarak yorumlamaktır. Bu dönemin; erkekle birlikte olan, doğuran ve kollarında çocuğunu taşıyan kadın tasvirleri; biyolojik cinsiyeti vurgulamakla beraber, kadının toplumsal alanda güçlü olduğunu hissettirirler.

9
like
2
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
9 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
9 Yorum yazarları
Kara penceKoray CömertEmre Can ÇelikÇalı Kuşuyellowred Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Aycan
Yazar

Ellerine sağlık çok güzel bir paylaşım olmuş 🙂

yellowred
Yazar

Hiç estetik değil.

Emre Can Çelik
Üye

Çok güzel olmuş ellerine sağlık:)

Çalı Kuşu
Yazar

Tarih noktasında kadına verilen yer bir kez daha ne kadar acı… Geçenlerde dinlemiş olduğum bir konuşmacıyı hatırlattı. Zât kadının kadınlığını yaşamasını erken evlenmeye ve de çocuk yapmakla özetledi, Ne yüce fikirlilik aman ALLAH’ ım değil mi (?) Her şeyden evvel bir insân olarak birbirimize nazar edebilmek temennisiyle…

mustafa
Üye

Güzel ve kaliteli bir içerik olmuş teşekkürler kadınlar ve kadınlarımız iyi ki varlar.