https://www.youtube.com/watch?v=J7yMzfplUco

Sonunda yarığın dünyaya açılan kısmına ulaştığımda derin bir nefes alıp kendimi dünyaya doğru ittirdim. Yarıktan çıkıp doğrulduktan sonra kafamı kaldırdım ve gözlerim büyüleyici manzara karşısında kocaman açıldı. Yeşilin bu kadar güzel tonları olduğunu görmek beni bir trans haline sokmuştu. Cehennemde gördüğüm yeşillerden sonra bunlara yeşil demek adeta bu güzelliklere hakaret gibiydi. Hafifçe eğilip sanki bir anda kaybolup gideceklermiş gibi narince elimi yosunlu tabakada gezdirdim.

O kadar yumuşaktı ki! Ellerim hızla hafif nemli yüzeyde gezindi. Ah, bu kadar güzel olmak zorunda mıydı? Adeta beni büyülemişti yosunlar. Neden sonra kendime gelip doğruldum. Odi’nin bahsettiği gölete ilerledim. O kadar güzeldi ki! Kendi küçük şelalesi bile vardı. Mükemmel bir yeşil mavi uyumu vardı. Berraktı ama garip bir hoşlukta buğusu vardı. Güzelliğini anlatmak için sınırlı sözcüklerim yetersiz kalıyordu. Hiçbir cehennem bataklığına benzemiyordu. Tedirgin adımlarla ve büyülenmiş gözlerle yaklaştım bu güzelliğe.

Suya ayağımı soktuğumda şaşırdım. Suyun ılık olduğunu fark ettim. Mayışarak kendimi suya bıraktım. Su vücuduma değdikçe sanki sihirliymiş gibi üstümdeki cehennemi çekip alıyordu. Ruhumun hafiflediğini hissedebiliyordum. Ama garip bir şekilde vücudumdan ayrılan siyahlık suyu bozmuyordu. Hızla bir yılan gibi kıvrılarak cehenneme açılan yarıktan aşağı iniyordu. Mutlulukla banyomu yaptım. Bugün hayatımın en güzel günü olmalıydı.

Şehir meydanına ulaştığımda beklediğimin aksine sokaklarda kimse yoktu. Bu işime gelmişti. Mahluk görmek istemiyordum. Sonra saatin çok erken olduğunu fark ettim. Elim belki de yüzüncü kez sırtıma gitti. Kanatlarım kapalıyken rahatsızdım çünkü daha önce hiç onları böyle sıkıştırmak zorunda kalmamıştım. Sokağa dönen bir siluet gördüğümde elimi hızla kanatlarımdan çektim. İstemsiz pençelerime -pardon ayaklarıma- döndü gözlerim. Onları net bir şekilde görebiliyordum. Onları saklamanın bir yolu yoktu.

İnsanlar ise ayağımda siyah çizmeler varmış gibi görüyordu. Yani Odi algı filtresinin öyle göstereceğini söylemişti. Sokakta yürüyenin kim olduğuna bakmadan kafamı önüme eğdim. Hızla kolyeye göre ilerlemeye başladım. Kolyenin mavi parıltıları ben ilerledikçe artmaktaydı. Gözlerimi kolyeye dikmiş bir şekilde yürümekteydim. O sırada ne olduğunu anlamadan kendimi yerde buldum. Şaşkın bir şekilde bakınırken görüş alanıma bir el girdi. Kafamı kaldırdım ve gökyüzüyle yarışacak derecede ışıl ışıl mavi gözlerle karşılaştım.

Bir an ne yapacağıma karar veremedim. O ise sabırla kendime gelmemi bekledi. Kolyemi hemen elbisenin yakasından içeri attım gizlice.Uzatılan eli sonunda tutmaya karar verip elimi onun sıcak avucuna bıraktım. Beni kolaylıkla kaldırdı. Zaten beş yaşındaki bir çocukta kaldırabilirdi. Meleklerle bir ortak özelliğimiz daha… Hafiflik…

“İyi misin? Biraz sert çarptım sanırım. Özür dilerim.” dedi nazikçe gülümseyerek.

“Önemli değil. Ben de bakmıyordum.” diyerek onun yanından ayrıldım. Ama kısa bir süre sonra bir el kolumu tuttu. Reflekslerim daha ben ne yapacağımı düşünmeden devreye girdi ve bir an sonra mavi göz yerdeydi. Bir an endişeyle kaskatı kesildim. Ölmemiştir, değil mi? Nefes aldığını görünce rahat bir nefes aldım. Ölseydi kuyudan delirene kadar çıkamazdım. Gözleri kapalıydı acaba bayılmış mıydı? Dizlerimin üstüne çöküp hafifçe dürttüm.

“Hey! Kendinde misin?” dedim hızlıca. İyi olduğundan emin olmalıydım. Yoksa ben gittikten sonra ölürse başıma kalırdı. Onu savunmasız bırakmıştım. Oflayarak bu defa sertçe dürttüm. Hala bir hareket yoktu.

“Odi beni mahvedecek. Dikkatli olmalıydım. Kimseye yaklaşmamam gerekiyordu.” dedim kendi kendime kızarak. O sırada sonunda beni rahatlatarak cevap verdi.

“Sadece utancımdan kalkamıyorum. Rahat ol. Gitmeni bekliyorum. Gidince kalkacağım. O yüzden git bence.” dedi alaycı bir sesle. Öfkeyle onu tekmelememek için kendimi zor tuttum. Bir de dalga mı geçiyordu?!

“Gidemem. Başına bir şey gelirse sorumlusu ben olurum ve bunun cezası çok ağır. Kalkman gerekiyor. Sağlığından emin olmalıyım.” dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak.

“Nesin sen? Doktor mu?” dedi aynı alaycılıkla. Sakin ol, Plimmyra! Dünyadasın buna odaklan ve mutlu ol!

“Kalk seni domuz!” dedim sıkılı dişlerimin arasından. Bir kahkaha atıp ellerinden destek alarak doğruldu.

“Domuz mu? Gerçekten yapabileceğinin en iyisi bu mu? Erkek gibi vuruyorsun ama küfür etmeyi bilmiyor musun?” dedi sırıtarak. Alaycı tavrı karşısında gözlerimi yumup derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Sakinleşmeyi başardığımda gözlerimi açtım.

“Küfür etmem yasak. Ayrıca sevmiyorum.” dedim kaşlarımı çatarak.

“Nesin sen? Bir azize mi, yoksa bir tür melek falan mı?” dedi yamuk bir sırıtışla.

“Melek mi?! O egoist yalakalara benzeyeceğime bir insan olurum, daha iyi!” dedim tiksintiyle. Anlamamış bir ifadeyle bakınca kırdığım potun farkına vardım ama artık çok geçti. Hızla ayağa kalktım. O da kalktı. Gayet sağlıklı gözüküyordu. Artık gitmeliydim.

“İnsan mı olursun? O da ne demek?” dedi kaşlarını çatarak. Onu duymazdan gelip,

“Gayet sağlıklı görünüyorsun. Artık gidebilirim.” dedim ve arkamı dönüp hızla yürümeye başladım. Arkamdan gelmeye devam ederken,

“Hey! Bir dursana! Adını söylemedin!” dedi arkamdan bağırarak. Ona dönmeden,

“Bilmen gerekmiyor.” dedim düz bir sesle. Kolyeye bakarak yoluma koyuldum. Neyse ki peşimden gelmedi. Rahatlamayla bir nefes verip adımlarımı hızlandırdım. O pis Goblin’i bulup cehenneme geri dönmeliydim. Biri beni fark etmeden bu işi halletmeliydim. Hem ne kadar erken yakalarsam bana o kadar etrafı dolaşmam için vakit kalırdı. Bu süreyi ormanı keşfederek değerlendirebilirdim. Neşeyle adımlarımı koşar adımlara çevirdim. O Goblin’i hemen bulmalıydım.

Goblin’i bir çöplükte yemek ararken gördüm. Bu iş sandığımdan da kolay olacaktı. Goblin’ler boğazlarına düşkünlükleriyle bilinirler. Garip bir şekilde de şeker için resmen delirirler. Hızla etrafta göz gezdirdim. Biraz ilerideki küçük market dikkatimi çekti. Marketten içeri girdim. Adam kafasını bile kaldırmamıştı. Hızla şekerlerin olduğu yere yöneldim. Cebime bir avuç dolusu şekeri tıktım. Ardından çıkışa yöneldim. Gözlerimi adama çevirdiğimde uyuduğunu fark ettim. Kendi kendime gülerek marketten çıktım.

Aşırdığım şekerlerle Goblin’in karşısındaki küçük banka geçtim. Ona bakmadan şekerlerden birini açtım. Anında ilgisinin bana döndüğünü göz ucuyla fark ettim. Yüzümde şeytani bir gülümseme oluşurken şekerlerden birini ağzıma attım ve kusmamak için kendimi zor tuttum. Ah! Ne kadar da iğrenç bir şeydi bu böyle! Yüzümü bu iğrenç şeyden keyif alıyormuş gibi yapmak çok zordu. Goblin usul usul yanıma yaklaştı.

Yanıma geldiğinde aç bir ifadeyle yüzüme baktı. O an hırkayı fırlatıp kanatlarımı göstersem de kaçmayacağını anladım. Bu insan yapımı çöpler için her şeyi yaparlardı. Gözlerimi Goblin’in iğrenç yüzüne çevirdim.

“İster misin?” dedim elimdeki şekerleri göstererek. Hırsla atıldı ama şekerleri tutan elimi onun uzanamayacağı bir yere kaldırdım. O şekerlere uzanmak için çırpınırken hemen Odi’nin verdiği halkayı boynuna geçirip kilitledim. Goblin bir an duraksadı. Hızla geri çekilirken elleri boynundaki halkaya dolandı. Çekiştiriyordu ama halka bataklık yosunlarından yapılmıştı. Hiçbir kuvvet çözemezdi. Bir zebaninin eli değmeliydi.

“Kendini paralamayı bırak. Onu çıkaramayacağını biliyorsun. Bir zebani çözebilir sadece.” dedim alayla. Yüzünü öfkeyle buruşturdu.

“Seni lanet olası iblis!” dedi nefretle. Hırsla suratına bir tokat attım.

“Lanet okumak büyük bir suçtur, iğrenç Goblin! Ağzından bir daha lanet duyarsam bunu cezası bir Gölge olmak olur.” dedim tehditkar bir sesle. Sesini kesti ama bana nefretle bakmayı sürdürdü.

“Gel seninle bir anlaşma yapalım. Sen benimle sakince gel. Ben de şekerleri sana vereyim.” dedim gülümseyerek. Goblin’in gözleri şaşkınlıkla büyüdü.

“Gerçekten onları bana verecek misin?” dedi inanamayarak.

“Evet, ben hiç beğenmedim.” dedim omuz silkerek. Goblin’in yüzü sevinçle aydınlandı. Başıyla beni onayladı. Ben de ona bir şeker uzatıp yürümeye başladım. Şekeri bitirdikten sonra,

“Senin adın ne?” dedi Goblin yüzüme bakarak. Bir şeker daha uzatırken,

“Plimmyra. Senin?” dedim yürümeyi kesmeden.

“Morti.” dedi şekeri yuttuktan sonra.

“Cehennemden nasıl kaçtın, Morti?” dedim merakla.

“Fazla meraklısın, Pili.” dedi alayla.

“Sen de mi kaçmayı düşünüyorsun?” dedi gözlerini kısarak.

“Bunu da nereden çıkardın? Üstelik adım Plimmyra.” dedim hızla. Son cümlemi duymazdan gelerek,

“Gözlerinden, Pili. Gözlerin aynı benim bu şekerlere baktığım gibi bakıyor etrafa.” dedi sırıtarak. Ona uygun bir cevap düşünürken acı doku bir ciyaklama dikkatimi çekti. Bizim sağımızda biraz ilerde bir adam bir köpeği insafsızca tekmeliyordu. Dünyayı izlerken sıklıkla gördüğüm bir sahneydi bu. Sadece tekme atan ve tekmeyi yiyen değişirdi. İnsanlara da zebani olma şansı verilse bu işi zevkle yapacak insanlar görmüştüm.

Bu adam da onlardan biriydi. Ama suçsuz birini cezalandırmak hiçbir zebaninin yapmayacağı bir şeydi. Bu adam iyi bir ceza hak ediyordu. Hızla adama doğru yürüdüm. Morti de mecburi olarak peşimden geldi. Konuşmasın diye ağzına bir lolipop soktum. Adamın yanına varınca öfkeyle,

“Sen bir zebani misin de kendinde ceza verme yetkisi buluyorsun, hem de suçsuz bir varlığa?!” dedim haykırarak. Adam köpeği bırakıp bana döndü.

“Sen de cehennemin tadına bakmak ister misin, küçük kız?” dedi iğrenç bir gülümsemeyle.

“Cehennem hakkında hiçbir fikrin yok, aptal mahluk!” dedim ve hırsla boğazını kavrayıp havaya kaldırdım. Ayakları yerden kesildiğinde ayaklarıyla boş havayı tekmelemeye başladı. Onu öfkeyle yere fırlattım. Bir inilti koptu ağzından. Zorla ayağa kalkıp topallayarak kaçmaya başladı.

“Nereye kaçıyorsun günahkar? Adam olmazsan bir gün cehennemde tekrar karşılaşırız, domuz!” dedim arkasından alayla haykırarak. Ardından köpeğin yanına gittim. Hayvan bir deri bir kemikti ve yaralarından kanlar sızıyordu. Ruhunu görebiliyordum ve anında fark ettim ki, ölmek üzereydi.

“Su getir, Morti!” dedim yanımdaki Goblin’e. Goblin hemen oradaki ağaçların altından bir kase su getirdi. Su biraz kirliydi ama hiç yoktan iyiydi. Suyu içince köpek biraz olsun kendine geldi. Zavallı hayvan! Aç olmalıydı. Hemen kolumu uzattım.

“Isır bakalım!” dedim hızla. Köpek tedirgince baktı. Biraz kollarımdan uzaklaştı. Emin olamadım. Ya korkuyordu, ya da bana zarar vereceğini düşünüyordu.

“Bana bir şey olmayacak. Merak etme. Birkaç dakika içinde iyileşecek. Ben ölümsüzüm. Haydi gel, buraya!” dedim benden uzaklaşan köpeğe tatlı bir sesle. Köpek kafasını yana eğip beni süzdü. Sonra geldi ve kolumu kokladı. Beğenmemiş gibi geri çekildi.

“Biliyorum, sandığın kadar lezzetli değil ama seni hayatta tutacaktır. Buna ihtiyacın var. Hadi oğlum!” dedim onu cesaretlendirmeye çalışarak. Bundan cesaret alan köpek açlıkla koluma saldırdı. Dişlerinin tenime geçmesiyle acıyla kasıldım ama bu kısa bir süre sonra kesildi. Morti de o sırada şaşkınlıkla beni izliyordu. Köpek geriye kemiklerim kalana kadar kolumu kemirdi. Geri çekildiğinde etler tekrar oluşmaya başlamıştı bile.

“Bak, sana demiştim.” dedim gülümseyerek. Ardından bir ses zihnime doldu.

‘Demiştin.’ 

“Ah, demek artık böyle anlaşabileceğiz. Kanım aramızda bağ kurulmasını sağlamış olmalı.” dedim şaşkın bir sevinçle. Sonrasında Morti’ye döndüm.

“Hadi, Morti! Geç olmadan dönmeliyiz. Güneş neredeyse batmak üzere.” dedim kırmızılaşan gökyüzüne bakarak. Biz Morti’yle ormana yöneldiğimizde köpek de peşimize takıldı. Bizimle gelemeyeceğini söylesem de bizi takip etmeye devam etti. Hoşuma gittiği için sesimi çıkarmadım. Hiç takip edilmemiştim.

“Madem peşimi bırakmıyorsun, o zaman sana bundan sonra Gölge diyeceğim. Artık benim de bir ‘Gölge’m var.” dedim gülerek.

Ormanda birkaç saat dolaştık ama geri dönüş yolunu bulamıyordum. Her ağaç birbirinin aynısıydı. Gölge burnundan geldiğince bize yardım etmeye çalışıyordu. Ama hala yarığa ulaşamamıştık. Başta sakinliğimi korusam da zaman geçtikçe sakinliğimi kaybediyordum. Zamanında yetişememekten korkuyordum. İlk defa Lucifer’i görmekten korkuyordum.

Şarkı: Nina Simone_ Sinnerman

5
like
1
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
6 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
6 Yorum yazarları
Nasibe AvcıEren YeniyellowredmustafaÇalı Kuşu Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Nasibe Avcı
Üye

İlginç film

Eren Yeni
Üye

Film enteresan ve merak uyandırıcı olduğu kesin.

yellowred
Yazar

filmi izleyeceğim. ilginç.

mustafa
Üye

Filmi izlemedim.Ama kanatlarım olsun isterdim ben kuşlar gibi uçmak gitmek isterdim.

Çalı Kuşu
Yazar

”Dünyayı izlerken sıklıkla gördüğüm bir sahneydi bu. Sadece tekme atan ve tekmeyi yiyen değişirdi. İnsanlara da zebani olma şansı verilse bu işi zevkle yapacak insanlar görmüştüm.” en can alıcı noktası benim açımdan. Emeğine sağlık.