Değerli popzingo okuyucuları hepinize merhaba. Çok severek ve ilgiyle karşıladığınız ,’Kayıp defter’ adlı yazı dizimin ikinci bölümünü yazdım ve zaman buldukça da yazmaya devam edeceğim.

Eğer birinci kısmı okumadıysan linkten oraya ışınlanabilirsin hemen.

https://popzingo.com/kayip-defter-1/

KAYIP DEFTER – ikinci bölüm.

YAZIYI ŞARKIYLA OKU.

Sabah güneş ışıkları usulca süzülerek perdemin aralıklarından yüzüme doğru süzüldü. Sanki dün gece yaşadıklarımdan eser kalmamış gibi bir halim vardı ama unutmakta mümkün değildi bilakis uzun süredir aynı durum hakimdi üzerimde. Gözlerimi kamaştırdım…

Yorgunluk tüm bedenime hakimdi ve beni yatağa yapıştırmış öylece izliyordu. Kolumu dahi kımıldatamıyordum ama kalkmak şarttı. Biraz esnedim. Gözlerimi ovuşturdum ve tekrar esnedim. Artık kalkamam gerektiğinin bilinci ile zorda olsa kendimi yataktan dışarıya attım.

Odama bir kaç dakika göz gezdirdim. Masumiyetin ve saflığın beyaz rengi tüm odayı sarmış bütün kötü ruhları tanrı yardımıyla uzaklaştırmıştı. Derin derin nefes aldım. Bu derin nefesleri her çekişimde dün gecenin aklıma gelmesini engellemek için zihnimi zorluyor ve bir daha olmaması için tanrıya yalvarıyordum adeta.

Bir kaç adım ilerledim. Yumuşak ve pofuduk halıda her adımım sanki bulutta yürüyormuş hissi veriyordu. rahatlamıştım… nefes alıyordum…

Pencereye doğru ilerledim. Camı açtım ve güneşin, aydıunlığını ferahlığını tüm odaya dağıtmasına yardımcı oldum. Rüzgarda çırak misali güneşe yardımcı oluyorduç Hafif bahar esintisi artık tüm odaya ve en önemlisi de bana hakimdi. Baharın kölesi tanrının kulu ve güneşin beyaz ışığı olduğumun bir kez daha farkına vardım.

Bir damla gözyaşı süzüldü yanaklarımdan aşağıya. Nerden çıktı şimdi bu göz yaşı ? Beyaz rengin isyanımıydı yoksa. Karanlık ruhuma geldiği için pişmanmıydı. Onun göz yaşımıydı…

O yere doğru süzülen göz yaşının ardı arkası kesilmedi…

Camdan dışarıyı yeşil ve mavinin hakim olduğu bahçeyi seyretmeye başladım. Bu kadar güzelliğin içinde şeytanın göz yaşı nereden çıkmıştı.

BİR SÜRE SONRA SOĞUK VE ÜRPERTİCİ BİR RÜZGAR…

Beyaz tüm öfkesini kusmuş gidiyordu. Benden yavaş yavaş uzaklaşıyor ve yerini karanlığa bırakıyordu. Nereye gidiyorsun?

Dur LÜTFEN !

Karanlık tüm şahvetiyle odayı sardı. Şeytan kahkaha atıyor ve tanrıya lanet ediyordu. Kırmızı gözleriyle bir yandan beni süzüyor bir yandan da ne yapacağını düşünüyordu…

DURAKSADIM…

Belki yine aynısı oluyordu dün gece olanlar tekrarlanıyordu. Kurtulmalı ve kendime sahip çıkmalıydımç

Tanrıya yalvardım.

AĞLADIM VE AĞLADIM.

ELLERİM İLE YÜZÜMÜ KAPATTIKTAN SONRA OLDUĞUM YERE ÇÖKEREK TANRININ YAZMIŞ OLDUĞU KADERE BOYNUMU BİR KEZ DAHA BÜKTÜM…

Bu kaçıncıydı. Kan ter içerisinde yataktan kalktım. Sabah olmuştu. Güneş tam tepede beni selamlıyor ama hiç yanıma uğramadan öylece gidiyordu. Grimsi tonlardaki odamın tam tersi bir odayı az önce rüyamda görmüştüm. Neler oluyordu  ?

Yataktan kalktım. Yavaş yavaş terk ettim odamı. Yavaş va sakin. Korkularımı da terk etmeliydim. Bir süre durdum kapıda duran annemle bakışıyordum. İsteksizce ağladım. Bana bakıyor ve çaresizliği tüm yüz ifadesinden bana acıdı tüm hareketlerinden anlaşılıyordu. Beni yansıtıyordu bana. Bana beni seyrettiriyordu.

Sarıldım. Ağladım. Üzüldüm…

Sabah kahvaltısı yine tüm muazzamlığıyla hazırlanmıştı ve beni bekliyordu. Elimi yüzüzümü yıkadıktan sonra ikinci durağım mutfak ve annemin yanıydı. Sandalyeyi çektim ve oturdum. Gözlerime masanın üzerinde bir kaç saniye tur attırdım.

Zeytin, peynir, salam, reçel ve en sevdiğim çilek reçeli… Bir kaç dilim ekmek bir dilim tost ve bir bardak meye suyu… Bir şişe su bir kaç adet haşlanmış yumurta ve umutlarım…

Bir bardak su aldım kendime. İçtim. Daha sonra yumurtaya uzandım ve aldım işte en son hamla çilek reçelini bir ince dilim ekmeğime sürerek kendi tabağımı hazırladım. Bir kaç zeytin ve bir küp peynirle artık yemeğe hazırdım. Meyve suyumdan bir yudum aldım…

‘Anne dün gece…’

‘Yinemi ?’

“Malesef anne ama yine her zaman olduğu gibi…”

“Nasıl kurtulacaksın bundan. Piskyatriye falan mı gitsen acaba ?”

“Anne daha kaç kere gideceğim. Farklı bir çözümü olmalı bence”

“Nasıl farklı bir çözüm.”

Annem derin derin nefes aldı. Sağlık düşünmek için kendisini zorluyordu. Bu durumun geçmesi için önce Tanrıya daha sonra ise bilime güveniyordu. Ama artık bilimin ilaç yazmaktan başka yapacağı hiçbir şey yoktu ve bana göre de olmayacaktı. Çayından usulca bir yudum aldı. Baş parmağı ve işaret parmağıyla tuttuğu çay fincanını yavaşça masay koyduktan sonra bıçak yardımıyla bir ince dilim salam kesti. Çatalına batırdı ve yavaş yavaş iki dudağından içeriye ittirdi. Usulca annemi izliyordum.

“Yavrum belki ümidini kaybetmiş olabilirsin ama…”

“Anne daha ne kadar daha ümitli olacaksın. Sende görüyorsun ki işe yarayan bir şey yok. Buna inanman için daha ne yapman gerekiyor.”

Meyve suyumu yudumlarken gözlerimi kapatarak sakinleşmeye çalıştım. Bugün artık bunun için bir çözüm bulmam gerekiyordu.

Bitmeyen kabuslarım için bir çözüm bulmam gerekiyordu…

Artık bu kabuslara karşı o kadar çaresiz kalmıştım ki sanki ucu bucağı görünmeyen okyanusta kürek çekiyor gibiydim. ve böyle devam ederse karanlık sularda boğularak ölecektim…

DEVAM EDECEK

3
like
0
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry

1
Kimler Neler Demiş?

1 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
1 Yorum yazarları
mustafa Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
mustafa

Ellerin dert görmesin en kısa zamanda Kayıp defter 3 bekliyorum.