SSCB kuruluşunun ilk yıllarında askeri yönden zayıf bir durumdaydı. Çarlık rejimi Lenin liderliğindeki Bolşevikler tarafından yıkılmış, Bolşevikler yönetimi ele geçirmiş, Sovyetler Birliği kurulmuştu ama kurulan bu yeni birlik hala Çarlık’tan kalan silahları kullanıyordu. Yeni silahlar, tanklar, uçaklar ve diğer savaş araçlarını üretmek için fabrikaları yoktu.

1928’de Sovyet ekonomisinin %70’ini tarım kesimi oluşturuyordu. YEP (Yeni Ekonomi Politikası) döneminde tarımda özel mülkiyete dokunulmamıştı. Devlet tarımdan sadece çok ağır olmayan bir vergi alıyordu. Bu vergi de endüstri sektörünü geliştirmek için yeterli değildi.

Stalin 1928 yılında hedeflere ulaşamadığı gerekçesiyle YEP dönemini bitirdi. YEP az da olsa özel mülkiyete imkan veriyordu. Ama Stalin’in diktatörlüğünde özel mülkiyete ve teşebbüse kesinlikle yer yoktu. Bu düşünce ile tarımda da özel mülkiyete son verildi. Kamu mülkiyetine geçildi. Bu nedenle artık artık bütün köylülerin büyük kolektif çiftliklerde (kolhoz) toplanmasına karar verildi. Bu çiftlikler tamamen devlet otoritesi altındaydı. Stalin önderliğindeki Bolşevikler kurulan bu kolektif çiftliklerin tarımda çok büyük ve hızlı bir artış sağlayacağını düşünüyorlardı. Özel mülkiyetin tamamen ortadan kalkmasıyla sosyalizme geçilmiş olacağı düşünülüyordu.

Tarımda bu kolektifleştirme işini organize etmek için köylere gönderilecek Stalin’e ve Komünist Parti’ye sadık elemanlara ihtiyaç vardı. Böylece Stalin’in kolektifleştirme emirlerini köylerde uygulayacak 25.000 işçi toplandı.

Toplanan bu işçilerin çoğunun eğitim seviyesi düşüktü, işçiler tarımı kolektifleştirmek için toplanmışlardı; ama tarımla ilgili bilgileri yoktu. Her birine küçük köy çiftliklerini kısa sürede kolhoza dönüştürme görevi verildi. Kısa zaman sonra bu kolhozların iyi tarımsal üretim yapacağı, fazladan ürün sağlayacağı düşünülüyordu.

Seçilen bu kişilere emirler verildi. Kolektifleştirme planı için önce köylerden kolektifleştirmeye en fazla karşı çıkan zengin köylülerin köylerden atılması ve sürülmesi gerekiyordu. Stalin’in verdiği emirler doğrultusunda hareket eden bu görevli kişilerin kendilerine köylerden destek sağlaması gerekiyordu. Böylece yoksul köylülere zengin köylülerin (kulakların) mallarının dağıtılacağı herkesin mal sahibi olacağı söylenerek onların desteği sağlanmaya çalışıldı.

Stalin’in emrine göre önceden köylülerin şahsi mülkiyeti olan topraklar,araçlar, hayvanlar… kamu mülkiyetine geçecekti. Köylüler kolhozun üyeleri olacaktı. Kolhoz üyelerinin özel mülkiyeti olarak yalnızca içinde yaşadıkları evler kalacaktı. Ancak daha sonra bu evler de halkın elinden alınarak Rus köylülerine verildi.

1929 yılında Bolşevikler köylere yayıldılar. Toplantılar düzenlediler. Herkesi köy meydanına çağırarak köylüleri kolhoza katılmaları için ikna etmeye çalıştılar.Halbuki köylüler daha ‘’kolhoz” kelimesinin anlamını bile bilmiyorlardı. Cengiz Dağcı, Onlar da İnsandı adlı romanında bu durumu bir dedenin kolhozu kurmaya gelen komünistle konuşması üzerinden çok güzel özetler.

Halkın, kolhozun ne olduğundan haberi yoktur. Ama görevliler kolhozun eşitlik, birlik, bol ürün sağlayacağını, malı olmayana kulakların mallarının verileceğini söyleyerek halkı iknaya çalışmaktaydılar. Ama halkın kolhozu anlayıp anlamaması aslında yönetimin umurunda değildi. Çünkü kolhozlar her halükarda kurulacaktır ve buna karşı gelenler ya sürülecek ya öldürülecektir. Kalanlarsa ister anlasın, ister anlamasın mecburen kolhoz üyesi olup, çalışacaktı.

Kolektifleştirme planına yerli halktan destek verenler de oluyordu. Bu destek verenler kendi milletinden hatta kendi canından olanlara bile acımayabiliyorlardı. Kendi ailesini, akrabalarını, arkadaşlarını kulak, milliyetçi, faşist, molla gibi suçlamalarla ihbar eden kişiler vardı.

Bolşeviklerin köylüleri kolhoz kurmaya ikna çalışmalarından sonra kulakların ve orta halli köylülerin mallarına el konuldu. Kulaklar ve orta halli köylüler sürüldü.5 milyon civarında aile (15 milyondan fazla erkek, kadın ve çocuk) bütün mal varlıklarını kaybetti. Erkeklerin bir kısmı kurşuna dizildi, kalanları toplama kamplarına sürüldü. Aile üyelerinin diğer fertleri ülkenin kuzey ucundaki kolhozlara gönderildiler.

(Bir kolhozun stoklarını gösteren belge)

Daha sonra kolhozların oluşturulması işine girişildi. Köylülerden atları ve diğer hayvanları toplandı. Hayvanlar üstü açık alanda yağmur ve kar altında çitle çevrili yerlerde tutuldular. Çünkü Bolşevikler bunun için bir ön hazırlık yapmamışlardı. İnsanlar mülkiyet duygusunu yok etmek için hiç kimsenin önceden kendisinin olan hayvanlara bakmasına izin verilmedi. Bir ön hazırlık olmadığı için hayvanlar arasında kısa zamanda salgın hastalıklar yayıldı ve hayvanlar telef olmaya başladı. Sonuçta büyük ve küçük baş hayvan sayısında büyük düşüşler yaşandı.Hayvanların bu içler acısı durumunu ve bakıcılarının çektikleri çileleri Cengiz Aytmatov “Elveda Gülsarı” adlı romanında detaylı bir şekilde anlatır.

Her kolhozun bir başkanı vardı. Bu başkan kolhoz üyeleri tarafından seçilirdi.Ama kolhozlar zamanla Komünist Parti tarafından atanan başkanlar tarafından yönetilmeye başlandı. Başkan ne derse o olurdu. Görev dağılımını başkan yapardı.Kolhoz başkanı kolhozun durumu, ihtiyaçları ve elde edilen ürün hakkında Komünist Parti yöneticilerine hesap verirdi.

Kolhozlarda insanların, önceden kendilerine ait olan yerleri ekip biçmelerine izin verilmezdi. Bu da kendi hayvanlarına bakmalarına izin verilmeyişiyle aynı nedendendi: Mülkiyet duygusunu yok etmek için. İnsanlar önceden kendisine ait olan hayvanları ve topraklarından uzak tutularak mülkiyet duyguları ortadan kaldırılmaya çalışılıyordu. İnsanlara sadece, kendi beslenme ihtiyaçlarını sağlamaları için evlerinin önündeki ufak, birkaç metrekarelik bahçeleri ekmelerine izin veriliyordu.Ama zaman zaman bu bahçelerin ürünlerine de el konuluyordu. Cengiz Dağcı ve Cengiz Aytmatov’un eserlerinde bu konuya birçok yerde rastlanmaktadır.

Sovyetler Birliği ile Çin arasındaki Mançurya 1931’de Japonya tarafından işgal edildi. Sanayisi gelişmiş bir ülke olan Japonya’yı SSCB bir tehdit olarak görüyordu. Bunun için SSCB’nin güçlü bir ordu kurması ve sanayileşmesi gerekiyordu. Bunları yapabilmek içinse büyük gelirler lazımdı.

Bütün bunlar için kaynaklar yetmeyince Stalin 1931 yılında Ukrayna’da ve Kuban nehri kıyısındaki köylerin bütün tahıl ürünlerinin toplanması emrini verdi. Bu köylerdeki bütün ürünlere devlet el koyunca bu bölgelerde açlık başladı.24 1930-1931 yıllarındaki kıtlık ülkenin her yerinde çok ağır biçimde hissedildi ve bilhassa Ukrayna’da yaşanan açlık insan zihninin sınırlarını zorlar nitelikteydi.

Ukrayna’da, Kuban’da ve Kazakistan’da milyonlarca kişi açlıktan öldü. Ukrayna’nın Eski Cumhurbaşkanı YUŞÇENKO yaptığı bir konuşmada bu konuyla ilgili şöyle demiştir: “Üç, beş, yedi, sekizden on milyona kadar masum insan.Sayısını bile net bilemiyoruz. Ezildiler, dondular sefalet içinde açlıktan öldürüldüler.Şimdi onların ruhu bizi görüyor. Onlar bizim onları unutmamamızı onları hatırlamamızı istiyor”.

Kolhozlardaki ürünlere devlet tamamen el koyunca bunun etkisi şehirlerde de görülmeye başlandı. Şehirlerde de kıtlık baş gösterdi. Bu yüzden her şey karneye bağlandı ve karneye göre yiyecek dağıtılmaya başlandı.

(Bir kolhoz toplantısı)

1939 yılında kolhoz üyelerinin sayısı nüfusun 46.1’ine denk gelmek üzere 29 milyon, sovtarlarda çalışanların sayısı 1.760 bin ve makine-traktör istasyonlarında görevli 530 bin kişi bulunmaktaydı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordusu Sovyet ordusuna  üstünlük sağladığı sıralarda, Almanlar ilerleyebildikleri Sovyet topraklarında kolhoz topraklarını eski sahiplerine dağıtmaya başlamışlardır. Ancak SSCB ordusu  savaşı kazanınca düzen eski haline dönmüştür. Cengiz Dağcı O Topraklar Bizimdi adlı romanında Almanlar tarafından toprakları kendisine geri verilen ve camileri tekrar açılan insanların durumunu gerçekçi bir biçimde ortaya koyar.

1950 yılında hükümet kolektif çiftlikleri birleştirmeye başlamış, 1972’ye gelindiğinde kolhozların sayısı 254.000’den 32.300’e düşmüştür.281992-1994 yıllarına gelindiğinde ise kolektif çiftliklerin bir bölümlerinin özel  mülkiyet ele geçirebilmesinin önü açılmıştır.

Gorbaçov’un ortaya atmış olduğu Glastnost ve Perestroika reformları  kollektif çiftliklerin özelleştirme yoluna gitmesine katkı sağlamıştır. Kolektif çiftlikler 1991 yılında SSCB dağılınca Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından kaldırılmıştır.

KAYNAKÇA:

  • yilmaz.mersin.edu.tr/derslerdir/materyaller/KIS/Sovtar.doc, 2015
  • George Vernadsky, Rusya Tarihi, Selenge Yay., İstanbul, 2009, s:428
  • Menaf Turan, “SSCB’de Toprak Mülkiyeti”, Yüzüncü Yıl Üniversitesi İktisadi ve İdari BilimlerFakültesi, SBF Dergisi, Cilt 66, No:3, 2011, s.307-332
  • Burçin AYIK, CENGİZ DAĞCI ve CENGİZ AYTMATOV’UN BAZIROMANLARINDA RUSLAŞTIRMA VE SÖMÜRÜ POLİTİKASIOLARAK KOLHOZ
10
like
4
love
0
haha
0
wow
0
sad
1
angry
6 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
6 Yorum yazarları
mustafaCanan DemirbaşÇalı KuşuPINAR GÜLyellowred Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Canan Demirbaş
Üye

Teşekkür ederiz

Çalı Kuşu
Yazar

Hakkında yazınızla fikir sahibi olduğu belirtmek isterim. Oldukça açıklayıcı bir içerik olmuş. Emeğinize sağlık efendim.

PINAR GÜL
Üye

Değişik elinize sağlık

yellowred
Yazar

izlemişim belgeselde, daha detaylı anlatılabilir.

salla gitsin
Üye

çok enteresan bir şey