“Ben kâbus gördüm ancak siz onları gerçek kıldınız.”
Franz Kafka

“Kupa Kızı!”

Hapsedildiği su kuyusunda beyaz ışığı gören su kovası gibi ismin bana sunduğu ışığa doğru ilerlemeye çalışırken bilincimin, bütün uzuvlarımın cehennemimin küllerine zincirlendiğini hissedebiliyordum. Cehennemin kavurucu sıcaklığı bedenimi kor haline getirirken zihnim koca bir buz kütlesi gibiydi. İblisler beni kaçırıp koca bir bilinmezliğin ortasında elimde sadece birkaç yapboz parçayla bırakıp gitmişlerdi.

Gözlerimi kapatan ölümün soğuk parmakları yavaşça uzaklaşırken bedenimin hakimiyeti tekrar benim elime verilmişti. Gözlerimi aralamaya çalışırken başımdaki ağrı bana karşı koyuyordu. Bütün acıya ve karşı koymalara rağmen gözlerimi açmak için kendimi biraz daha zorladım. Saniyeler sonra kirpiklerimde oluşan düğümü çözüp gözlerimi açmayı başarabilmiştim. Bulanıklık bütün benliğimi sararken olup biteni ayırt edemiyordum. Hiçbir şeyi tam olarak göremiyor ve duyamıyordum.

Kendime biraz daha zaman tanımak için derin bir nefes aldım. Nefes göğüs kafesime hükmederken kendimi daha iyi hissediyordum. Artık çevremi uğultulu şekilde duyabiliyor, karıncalı şekilde görebiliyordum.

Yaşam bütün bulanıklığıyla bana eşlik ederken gözlerim ve kulaklarımın üzerindeki sis perdesi ağır ağır dağılıyordu. Sisli bir akşam üstü kendini gösteren bir güneş gibi ortama sızan bir koku dikkatimi çekti. Küf, nem ya da içimde yayılan kan kokusu… Bilemiyordum. Ayırt etmek bir papatyanın yapraklarını söküp almak gibiydi.

Bilincim bütünüyle kendine geldiğinde cenin pozisyonunda düştüğüm yerde yatıyordum. Yerdeki eskimiş kahverengi parkeler toz tabakasının altında ezilirken bedenim sert zeminle bütünleşmişti. Yıkık dökük bir beden yıkık dökük parkelerle örtüşüyordu. Sanki varlığım bu döküntüye aitti ve ben bana ait olmayan bir hayatı yaşıyordum.

Kaç saattir baygın olduğumu bilmesem de bedenimi etkisi altına alan acı uzun bir zaman olduğunu söylüyordu. Böylece yatıp dururken yaşadığım o garip an saniye saniye tekrar ediyordu. Beynimde tek bir cümle var oluyordu.

‘Kartların yüzü açılıyor Kupa Kızı ve iblisler seni almaya geliyor.’

Ne demek istediğini, Kupa Kızının kim olduğunu bilmiyordum. Bilmek istediğimden de emin değildim. İblisin inine bir çomak soktuğumu hissediyordum. Yapmamam gereken bir şey yaptığımı… Ne yapmıştım? Hiçbir şeyi hatırlamazken bunun cevabını bulmam çok zordu. Bütün bu sorular, geçmişimi bir mum misali eriterek üzerimi kaplıyor ve hareket etmemi engelliyordum.

Yorgun ve yıpranmışlık içinde yattığım yerden kalkmak için ellerimi yere sabitleyip kalkmaya çalıştığımda bedenim boş bir çuval gibi tekrar yere serildi. Kendime biraz daha zaman tanımak zorunda olduğumu biliyordum ama içimdeki kargaşa beni etkisi altına alırken tekrar denemek için ellerimi yere koyup kalkmaya çalıştığımda üzerinde yattığım zemin saniyeler içerisinde kayıp gitmişti.

Başım yere öyle hızlı çarpmıştı ki kuyruksuz tilkilerim oluşan sarsıntıda sağa sola kaçışmaya, beynimin içinde bir kaos oluşturmaya başlamışlardı. Her bir kaçış geçmişime yapılan bir yolculuk gibiydi sanki. Küçük küçük kesitler, sesler, bağrışlar, kokular her biri saniyeler içerisinde akıp gidiyordu.

Kuyruksuz tilkilerimin oluşturduğu görüntüleri yavaşlatmak, büyütmek, durdurmak adına ayaklarımı karnıma doğru çekip ellerimi başımın iki yanına sabitledim. Hiçbir şey değişmemişti. Görüntüler o kadar hızlıydı ki zaman kavramını yitirmiştim. Akrep ve yelkovan eriyip geçmişime karışırken gelecek bütün pişkinliğiyle anı seyrediyordu.

Saniyeler dakikalara, dakikalar karanlığa karışırken görüntüler silik bir siluet gibi beynimin içinde yitip gidiyordu. Kendime gelmek istemiyordum. Yaşamak istemiyordum. Bu durumda kalmak ve geçmişimin bütün hatıraları beni selamlarken, tam burada, bu saniyede, bu yerde ölmek istiyordum. Hiçbir şeyi ayırt edemesem de, silik siluet varlığı bile bana unuttuğum duyguları hatırlatıyordu. Mutluluk, özlem ve umut. En önemli olansa umut…

“Ahenk!”

İsmim ve yıllarca duymaya alışık olduğum ses tonu, beni yaşadığım duygu karmaşasından sıyırıp alırken varlığını yeni yeni hatırladığım duygularda tekrar silinip yok olmuştu. Bu sesin sahibini tanıyordum. Benim kurtarıcım, en yakın arkadaşım, varlığım… Serkan’a aitti. Onun varlığını hissediyordum ama ona ulaşmak için hiçbir şey yapamıyordum.

“Ahenk, iyi misin?” diye bağırıp dururken elleri bedenimi sarıp beni kendine doğru yasladı. Sesi o kadar aciz ve kırılgan çıkmıştı ki varlığımın onun üzerindeki etkisini daha iyi fark etmiştim. O benim nasıl tek varlığımsa ben de onun tek varlığıydım.

Ona iyi olduğumu söylemek istedim ama ağzım o kadar kuruydu ki kelimeler bir bir buharlaşıp yok oluyordu. Bedenimi sarsmaya devam ederken eli yavaşça bileğime kaydı. Bu hareket karşısında bedenim gerilmişti. Evet, nefes alabiliyordum. Bunu hissediyordum. Peki ya bu gerçekten yaşadığım anlamına mı geliyordu? Belki de benim için önemsiz bir ayrıntıydı ama Serkan’ın nefes almama ihtiyacı olduğunu biliyordum. Onun için nefes almalıydım. Onun için şeytanın ininden sağ kurtulmalıydım.

Yavaşça Serkan’ın kolları arasında yıkık parkelerin üzerinden ayrılırken ait olduğu yerden sökülüp alınan bedenim hafifçe titredi. Vücudumun kontrolü yine benden alınmıştı. Gözlerim karanlığa gömülürken bilincim de tek bir cümle filizleniyordu.

“İblislerin seni bulmasına izin verme Kupa Kızı, git ve sen onları bul.”

Bir annenin yavrusu için yazdığı bir ağıt yankılandı gökyüzünden; kulakları sağır edecek kadar yakıcı ve acı dolu. Bütün evreni uyandırmak için bir çağrı.

Ve bütün ölü ruhlar ayaklandı bu çağrıyla; birbirinden küçük sayısızca çocuk dirildi mezarlığından. Hepsinin üzerinde beyaz elbise, saçları taranmış ve örülü, yüzlerinde tarifi imkansız bir gülümseme…

Sonra küçük bir kız çocuğu daha dirildi uzaklarda. Beyaz elbisesinin üzerine kan bulaşmış, ellerinde idam için kullanılan bir ip. Yüzü bembeyaz, gözleriyse beyaz bir sayfaya dökülen mürekkep gibi kara. Acı bir ninni döküldü dudaklarında, ardından bir intikam ateşi yankılandı teninde.

Her bir yankı daha da küle çevirdi bedenini, her bir kül zerresi ise usulca toprağa karıştı. Tamamen küle dönmüştü kız çocuğu. Ondan geriye bir ip parçası kalmıştı sadece.

Ardından bir genç kız dirildi o küllerin içerisinde. Bu sefer o tutuyordu idam ipini. Saniyeler içinde bir çok çığlık duyuldu karanlıktan. Birçok ağlama, yalvarış ve haykırış…

Genç kızın nereden geldiğini bile anlayamadığı sesler, daha da şiddetini artırdığında dayanamayıp elleriyle kulaklarını tıkayıp engel olmak istedi bütün bu seslere. Ama olmamıştı çünkü sesler beyninin içinde yankılanıyordu. İnsan beyninin içindeki seslere nasıl kulak tıkabilirdi ki? Genç kızda yapamamıştı. Artık bütün sesler birbirine karışıp tek ses olduklarında bir cümle yankılandı gökyüzünde.

“Bizi bul Sara.”

Seslerin her biri git gide durulduğunda gözlerini açtı genç kız. Ellindeki ip gitmiş, geriye ise sadece katran karası bir kızıllık kalmıştı. Kurtulmak istercesine kömür karası elbisesine sürdü ellerini ama bir türlü çıkmıyordu.

Vazgeçti çabalamaktan. Aklında cevapsız sorular vardı. Bu çocuklar kimdi? Sara kimdi? Beyninde yankılanan bu sorular cevapsız birer satır olarak kaldı çığlıkların ardında.

Kafasını yavaşça kaldırdı genç kız, bir ışık hüzmesi belirdi uzaktan, tüyleri ürperten bir görüntü ile karşı karşıya kalmıştı o an.

Elindeki ip sayısızca çocuğun boynuna dolanmış ve gökyüzünün masumluğunu simgeleyen yıldızlara asılmışlardı. Hepsinin beyaz elbisesine kan bulaşmış, yüzündeki gülümsemeler ters dönmüştü. Örülü olan saçları açılmış ve her bir telinden kan damlaları süzüyordu. Etrafa zifiri karanlık hakimdi. Sadece çocukları aydınlatabilen çelimsiz bir ışık vardı.

Etrafı saran sessizlik bir bedeni yıkacak kadar ağır ve sarsıcıydı. Kendi nefes alış verişlerinden başka bir şey duyamıyordu. Yavaşça çöktü dizlerinin üzerine, gördüğünün bir kabus olduğunu düşledi. Birazdan uyanacaktı ve her şey son bulacaktı.

Beyninin içindeki saat geri saymaya başlamıştı. Etrafa son bir kez baktı ve ona yaklaşmakta olan bir adam gördü. Siyah elbisesiyle ellili yaşlarda bir adamdı. Ayakları çıplak kızgın ateşim üzerinde yürürken yüzünde saf bir huzur vardı. Genç kız bu huzuru tanıyordu. Bu adamı tanıyordu ama bilinci bütün bunları yalanlıyordu.

Adam yavaşça yaklaşmaya başlamıştı genç kıza. Kızgın ateşin üzerinde o kadar ağır hareket ediyordu ki genç kız bundan zevk aldığını düşünmeye başlamıştı. Sanki acıya tapıyor acıysa ona istediğini veriyordu. Yaşlı adamı incelemeye çalıştı genç kız ama hiçbir şey göremiyordu. Ne kadar yaklaşırsa o kadar karanlığa bürünüyordu.

Yanına ulaştığında ise tamamen karanlık, silik bir siluetten ibaretti. Yavaşça elini genç kıza doğru uzattı. Avucunun içinde tabutu anımsatan bir kutu duruyordu. Genç kız bütün dikkatini kutuya verdi. Kahverengi, dikdörtgen şeklindeki kutunun üzerinde birkaç yılan sembolü vardı. Yılanların ortasında ise başka bir sembol çarptı gözüne. Genç kız farkına olmadan uzatmıştı elini. Sanki aslında var olmayan ama genç kızın hissettiği bir güven duygusu büyüyordu aralarında.

Kutu artık genç kızın avuçlarının içinde duruyordu. Üzerindeki sembolleri incelemeye devam etti. Sanki bir grup yılan ortalarında bulunan sembole tapıyorlardı. Genç kız ortadaki sembole biraz daha odaklandı. Kupa Kızı. Evet, kesinlikle bu simgeyi tanıyordu. Bu simge onun varlığıydı.

Saniyeler sonra boynunda bir baskı hissetti ve ayakları yerden kesilmeye başladı. Yüzünde huzur bulunduğu adam onun celladı olmuştu. Çok sevdiği gökyüzü ise artık onun idam sehpasıydı. Nefesi kesilirken yaşlı adam hafifçe kulağına fısıldadı.

“Beni bul Sara.”

Artık üzerine iliştirilmiş siyah elbisesi ve gökyüzüne asılmış bedeniyle yaşanan portre ile uyum içerisindeydi. Bir kor düşmüştü bedenine; bir acı ninni ve bir yıkılış…

13
like
3
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
10 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
10 Yorum yazarları
Reha KarakayaTriskacocuHüseyin çetinFatma bahadirhalidbinvelid Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
okan88
Yazar

Ben de betimlemelerine bayılıyorum. Okuyor muyum, seyrediyor muyum belli değil. Fazlasıyla emek verilmiş, emeğine sağlık.

Çalı Kuşu
Yazar

Yine güzel bir bölümle geldiniz efendim. Betimlemeler gerçekten çok iyi. Emeğinize sağlık efendim. Devamını bekliyoruz sabırsızlıkla.

Canan
Üye

İçine girip yaşıyor gibi hissettiren Kaleminize sağlık yazmaktan hiç vazgeçmeyin…

Hope
Üye

Kaleminiz çok güçlü güzel bir kitap ortaya cıkacağına eminim yeni bölümleri heyecanla bekliyorum başarılar diliyorum.

turuncumavi
Üye

Bir çırpıda okudum Heyecanla diğer bölümü bekliyorum