Dünya üzerinde yaşayan yaklaşık 7-8 milyar insan var.

Peki hiç düşündünüz mü bu insanlar neden yaşıyor?

Ya da daha ilginci bu insanlar neden yaşamak istiyor?

Birinci sorunun cevabı basit aslında. İnsanların yaşamasının nedeni metabolizmalarının ve kan dolaşımlarının sağlıklı bir şekilde sürmesi. Burada şaşılacak pek bir durum yok.

Peki ikinci soruma vereceğiniz cevap ne olacak?

Neden yaşamaya çalışıyoruz? Neden böyle bir arzumuz var? Neden acı çekme riskini göze alarak yaşamaya devam ediyoruz?

İşte gerçekten bu sorulara verilecek en makul cevabı size sunmak için buradayım. Yaşamak istememizdeki en temel nedenden bahsedeceğim.

YAŞAMA İÇGÜDÜSÜ:

Aslına bakarsanız bu içgüdünün tıp literatüründe çok net bir açıklaması yok. Bundan ötürü bu içgüdü biraz da felsefecilerin ilgi alanına giriyor.

İşin ilginci bu güdü sadece yaşamamıza değil mücadele etmemize de izin veriyor.

Bu konuyu iyi bir şekilde ele alabilmek için gerçek hayattan biraz örneklendirme yapalım.

Bundan yaklaşık 2 sene önce Trabzon’da Karadeniz Bölge Turnucası için bir kick-boks müsabakasına çıkmıştım. Henüz amatör olduğum için aşırı derecede heyecanlıydım. Biraz da korkuyordum. Çünkü rakibim benden çok daha kalıplıydı. İlk müsabakalarımdan biri olduğu için arkadaşlarım ve tanıdıklarım beni izlemeye gelmişlerdi.

Maç tahmin ettiğim gibi tamamen benim aleyhime gidiyordu. Daha 2. raundu bitiremeden burnumu çatlatmış ve kaburgalarımı incitmiştim. Raunt bittiğinde hocamdan havlu atmasını isteyecektim. Çünkü bu sayede arkadaşlarıma rezil olmaktan kurtulup sıradaki rauntta yiyeceğim yumrukları da yememiş olacaktım. Ama bu durumu kabullenemedim ve 3. raunda da çıktım. Maçı kaybedeceğimi bile bile sadece ayakta durabilsem de bir şekilde maçı pes etmeden bitirdim. O gün içimde çok ilginç bir his vardı. Mantığım bana “Zaten kaybedeceksin. Neden boş yere uğraşıyorsun?” diyordu. Ama sanki içimdeki bir diğer ses de bana pes etmemem gerektiğini söylüyordu.

Bu örneği vermemdeki amaç bu içgüdüyü daha anlaşılabilir şekilde size sunmaktı. Aslında biz insanların hayata karşı duruşu da bu şekildedir.

İlerideki hayatımızda sakat kalabilme, acı çekme olasılıklarının var olduğunu bile bile biz yaşamaya devam edebiliriz. Bütün bu olasılıkları göre göre yaşamamız gerektiğini bize biri söyler.

Kabullenip kabullenmemek size kalmış. Ama emin olabilirsiniz ki şu an ne dediğimin farkındayım.

Aslında bu güdüyü daha farklı örneklerle de ifade edebiliriz.

Örneğin insan zihni öleceğini fark ettiği anda  kişinin en değer verdiği varlıkları düşünmesini sağlar. “Hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti.” sözü aslında bu durumla az da olsa bağlantılıdır. Aslında bu söz biraz da kişinin hayatı boyunca yaptığı kendi inancına ters düşen hareketlerden dolayı duyduğu pişmanlıktır. Ancak bu da yaşama içgüdüsüyle bağlantılıdır aslında. Çünkü zihin ölen kişiye yaptığı hataları telafi edebilmek için yaşaması gerektiğini söyler.

Aslına bakarsanız bu korkunç bir şey. Çünkü zihninizin kontrolünde biri yatıyor ve bu şey size ölmemeniz gerektiğini emrediyor. Kendi ölümümüz bile bizim kontrolümüzde değil.

Son söylediğim cümle akıllara bir soruyu getiriyor olabilir.

Peki intihar eden insanlar içgüdülerine ters mi düşüyor?

Aslında hayır. Kimse yaşama içgüdüsünü reddedemez. Ölüm korkusunun başladığı an ölümün kesinleştiği andır.

Yani intihar eden kişi belki ilk başta kendi ölümüne izin vermiş gibi görünür. Fakat olaya başka türlü yaklaşırsanız dediklerimin haklılık payı olduğunu göreceksiniz.

Bir binanın tepesine intihar etmek için çıkan kişi belki ölmek için oraya çıkar ancak kendini boşluğa bıraktığı anda yaşama içgüdüsü ve ölüm korkusu devreye girer. Kişi yere çarpmadan önce elleriyle yüzünü korumaya çalışır. Ve bunu kendisi yapmaz. Zihninin derinliklerinde yatan şey emri verir ve o kişi de elleri ile yüzünü korumasının hayatını kurtarmayacağını bile bile yine de yere düşmeden önce bir şekilde kurtulmak için çabalar. Çünkü bunu yapmak zorundadır.

Hayatın kuralında neden böyle bir şey var düşündünüz mü?

Eğer düşünmediyseniz bir düşünün.

Birisi bizi yaşamamıza ikna ediyor ve bunu başarılı bir şekilde de sağlıyor.

Fakat bütün bu anlattıklarıma rağmen hala neden yaşamamız gerektiğini çözememiş olabilirsiniz. Endişelenmeyin ben de neden yaşama gibi bir zorunluğumuz olduğunu çözemedim. Ancak çözebildiğim bir şey varsa o da şu:

“Bir şekilde yaşamak zorundayız. Biri bize bu emri veriyor. Bir nedeni var mı yok mu bilinmez. Ancak yine de buna mecburuz.”

Dipnot:

Eğer diğer yazılarımı da okuduysanız size bir şeyler söylemek istiyorum. Öncelikle beni dikkate aldığınız için çok teşekkür ederim.

Son zamanlarda fark ettiğim bir şey var. Yazılarımın neredeyse hepsinin ortak bir özelliği var. Benim yazılarım cevap verebilen yazılardan ziyade soru sorabilen yazılar. Yani yazılarımda verdiğim ufak tefek cevaplar sizi tatmin etmiyor olabilir. Yazılarım bilimsel nitelikte de değil. Bunu hatırlatmak istiyorum. Hatta yazılarımda sorduğum birçok soru bir üniversite öğrencisinin bulaşık yıkarken aklına gelen sorular. Edebiyat dünyasından biri de değilim. Lütfen bunu da göz önünde bulundurun. Bundan dolayı tartışmak istediğiniz veya cevap vermek istediğiniz konular varsa lütfen benimle bu tarz şeyleri  paylaşın.

23
like
4
love
2
haha
2
wow
0
sad
0
angry
37 Yorum konuları
2 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
39 Yorum yazarları
Nasibe AvcıMurat Siyliahmet batarOgun SengulArda Çağlayan Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Çalı Kuşu
Yazar

Aklıma Mehmet PİŞKİN geldi ilk olarak. Nedenlerin, niçinlerin ve nasılların kıskacında dünyâya sabrediyoruz yaşayarak, irâde mekanizmasını satır satır okuyarak. Emeğinize sağlık efendim

HadiOrdan
Üye

yaşamak fıtratta vardır kardeşim.

Krcelf
Üye

İçinizdeki yazma ve sorma isteğini hiç kaybetmeyin o sizi ileriye götürecek olan ışıktır

tan man
Üye

çok doğru

Nasibe Avcı
Üye

Yaşamayı dünyayı seviyoruz