Merhaba PopzinGo ailesi, bu sitede yeniyim ve şu an size sunacağım metin kendi zihin dünyamdan kopan bir parçadır. Benim karanlık zihnimden peydah olan hazin bir hikaye. Eğer beğenirseniz elimden geldiğince bölüm atamaya devam edeceğim. Keyifli okumalar.

Not: Her bölüm için özel müzikler iliştireceğim sayfalarıma, dinlemeyi unutmayın!

❄️

“Tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresine yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan daha güçlüdür.”

– Stefan Zweig

TANITIM: “Kupa Kızı”

Silueti gecenin karanlığına düşmüş cılız ay ışığını gölgelendirirken bedeni ağır ağır ilerliyordu ölü sokağın acı dolu kaldırımlarında.

Beyaz renkli elbisesi kanın kızıllığına gebe kalmış acı içerisinde narin bir balerin edesıyla parmaklarının üzerinde yavaş bir dans sergiliyor gibiydi. Bunun nedeni ayaklarının altında bulunan cam kırıklarıydı elbette. Her ne kadar parmak uçları ağırsa da camların oluşturduğu boşluktan firar eden kızıllık onu daha ileri sürüklüyordu.

Bedeninde bulunan birkaç yaranın en büyüğü karnının sağ tarafında bulunan ve bir demir parçasının neden olduğu yaraydı. Ne yaparsa yapsın durduramadığı bir nehir gibi akıyordu kanı. Elini biraz daha bastırırken yarasına, acı yüzünden dişlerini sıkıyordu. Biliyordu, bugün ölecekti. Hissediyordu. Her ne kadar sadece bedeni ölecek olsa da acı ona imkansız bir şey yaptırıyordu. Yaşama tutunuyordu. Birkaç nefes daha çekmek istiyordu. Yaşama arzusu onu etkisi altına almış, daha da ileriye götürüyordu.

Daha fazla dayanacağını sanmıyordu. Yıkık dökük bir binanın önüne gelip durdu. Düşündü… düşündü. Bedenini terk eden kanın ardında bıraktığı boş damarlar gibiydi beyni. Ne bir anıyı yakalayabildi ne de bir yüzü. Hani insan ölürken hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi geçermiş ya, işte bu da koca bir yalanmış. Hayat gibi…

Yavaşça yıkık duvara yaslanmaya çalışsa da acı ona engel oluyordu ama aldırmadan kendini duvara yasladı. Duvarda hissetiği soğuk bütün vücudunu sarıyor ve onu rahatlatıyordu. Duvardan yayılan küf kokusu burnuna dolarken ona bir şeyi hatırlatmaya çalışıyor gibiydi. Ölüm, diye geçirdi içinden. ‘Ölümün soğuk yüzü beni selamlıyor,’ diye düşündü.

“Ona izin vermeliyim,” diye fısıldadı karanlığın içinde.

Ona izin vermeliydi ve bunu da yapacaktı. En yakın dostu onu almaya gelmişken karşı koymayacaktı.

İçi boşaltılmış bir ruh gibi hissediyordu kendini. Boş, sadece boş. Yavaşca duvarın üzerinde süzüldü bedeni ve kaldırımın acıları onu sarmaladı.

Issız bir sokakta, gecenin bir vakti ölmek üzereydi. Yanında kimse yoktu. Sokak lambaları bile bu manzaraya dayanamayıp ağlıyordu. Yanıp sönmelerinden onların ağladıklarını anlayabiliyordu. Ya da öyle olduğunu düşünmek istiyordu. Burada ölürken arkasından kimsenin ağlamayacak olmasını düşünmek karnındaki boşluktan daha çok acı veriyordu ona.

Üzerindeki beyaz elbiseye baktı. Artık pek de beyaz sayılmazdı. Kan kırmızısı. İşte bu rengi sevdi. Kısa siyah şaçlarına, yeşil iri gözlerine uymuştu. Sonra sağ avucuna baktı. Dikdörtgen ahşaptan oyularak yapılmış siyah bir kutuyu sıkıca kavrıyordu. Üzerine kan bulaşmış bir tabuta benziyordu. Kendi tabutunu elinde taşıdığını hissetti.

Gözleri kapanıyor, bedenini artık hissetmiyordu. Elindeki kutuyu bıraktı ve kutu kucağından kayarak yere düştü. Düşmenin etkisiyle kapağı açıldı. Karanlığa ve sessizliğe meydan okuyan bir melodi yayıldı etrafa. Genç kız son gücüyle gözlerini açıp kutuya baktı. Siyah elbiseli bir balerin kutudan çıkmış tek ayağı üzerinde dönüyordu. Bu bir müzik kutusuydu. O an kendini o balerine benzetti. Belki şimdi ölecekti ama bu ölüm onun hikayesinin başlangıcı olacaktı.

Tekrar ana rahmine düşecekti yani bir tabuta. Tekrardan doğacaktı bir ölü olarak. Sonra dans edecekti. Karanlık ve sessizlikle…

Melodi bütün sokağı inletirken kız bu melodiyi tanıdı. Geçmişinden. Yavaşça ağzını aralayıp gökyüzüne baktı. Bir şey söylemek istiyordu. Ölmeden önce birkaç kelime bırakmak istiyordu ayın karanlık sayfalarına. Biraz daha zorladı kendini. Ağzını oynatıyor, sessiz bir şeyler bırakıyordu karanlığa ama sessizlik istemiyordu. Son kez dudaklarını oynattı. Ölümüne saniyeler kala. Yıldızlar yasını tutmaya başlamış, ay son kez aydınlatırken bedenini, müzik kutusu ölüm ağıtını okuyordu.

Gözleri son kez kapanmadan önce ona yaklaşan birini gördüğünü düşündü. Bir kurtarıcı ya da ölüm meleğinin… Tam çıkaramamıştı ama son bir şey fısıldadı.

“Ay ışığı senfonisi. “

❄️

16
like
4
love
0
haha
1
wow
0
sad
0
angry
13 Yorum konuları
5 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
13 Yorum yazarları
mustafaEmre EryiğitTriskacocuresmiye karcan aydın Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
okan88
Yazar

Emeğine sağlık Olupapatya harika olmuş

Çalı Kuşu
Yazar

Emeğinize sağlık efendim.. Oldukça etkileyici bir giriş yaptığınızı söylemek mümkün. Devamının gelmesi temennisiyle..

turuncumavi
Üye

Bizi merakta bırakmayın Dört gözle bekliyorum Heyecanlı bir başlangıç

sila
Yazar

Harika bir tanıtımdı. Akıcı bir anlatım. Bir çırpıda okuyuverdim. Devamını da heyecanla bekliyorum. Çok merakta bırakmayın.

Popüler Fanzin
Yönetici

Yeni bir seri ve yeni bir macera başlıyor! Çok heyecanlıyız!