Kardeş Katli 

Osmanlı Devleti’ nde kardeş katli, Osmanlı tarihinin en çok üzerinde durulan  ve tartışılan konuların başında gelmektedir. Olayın iç yüzünü tam olarak bilmeyen ve araştırma yapmayan insanlar hemen hüküm vererek Osmanlı padişahlarına karşı tavır takınıyorlar, kendi hevesleri ve hedefleri uğruna, taht için kardeşlerini katlettiğini savunuyorlar. Olay hiç de bu şekilde tasvir edildiği gibi değildir. Bu şekilde anlaşılan düşünce yapısı Osmanlı’ ya tamamen terstir. Gerçekten Osmanlı bu düşüncede olsaydı yüzyıllar boyu dünyanın üçte birine nasıl hükmederdi. (Yazılan yorumlar doğrultusunda tekrar düzenlemek istedim.)

Acaba akıllarına gelmez mi bu insanlar, yıllarca bu devlet nasıl ayakta kaldı? Fethettiği ve hükmettiği bölgelerde dahi kendi dininden, dilinden olmayanlara bile zulüm yapmayan Osmanlı padişahlarının neyin sebebi ile kardeşlerini öldürmeye kadar giden bu hareketlerden geri durmadılar?

Olayı, sıradan ve günümüz şartlarında mütalaa etmek son derece yanlış olur. Meseleyi değerlendirirken mutlaka o dönemin şart ve koşullarını, yönetim şeklini, işin şimdisini ve geleceğini hesaba katmak, muhtemel olacakları düşünüp kestirmek, bunların sonucu olarak da şu can alıcı soruyu da sormak gerekir;

Hem devlet yaşasın, hem de şehzadeler hayatta kalsın; elbette en güzeli, benimde istediğim budur. Fakat bu ideali bulmak o günün koşulları doğrultusunda her zaman mümkün olamamıştır. Ve bu yüce devletin bekası için şehzadeler kurban verilmiştir. Baktığınızda bütün tarafsız tarihçiler, şehzade katlinin bir acımasızlık,hırstan değil, devletin bütünlüğünü her şeyin üstünde tutma ve kendi nefsinden çok halkın geleceği zaruretinden gelen zoraki yapılan bir fedakârlıklar sonucu kaynaklandığı yolunda hüküm vermişlerdir.

Padişahları evlat ve kardeş öldürmeye sevk eden sebep ne şahsi kin duygusudur, ne de menfaat veya makam hırsı…

Bu hareketler tamamıyla din ve devlet kaygısından doğan hazin, hazin olduğu kadar da acımasız tedbirlerdir. Zira günün birinde yönetime geçmek üzere yetiştirilen her şehzadenin gönlünde hep padişahlık yatmaktadır. Devleti en iyi en mükemmel kendisinin idare edebileceği düşüncesi sabit halinde bütün şehzadelerin kafalarına yerleşmiştir. Şehzadelerin böyle yetiştirilmesi ise ayrı bir zaruretin sonucudur. Bu düşünce gücüne güç katmakta, mücadele azmini arttırmakta , kendine güven duygusunu aşılamaktadır. Açıkçası, tahta çıkamayan her şehzade isyan etmeye, taht için kargaşa çıkarmaya adaydır.

Ortada yaşanmış çok olumsuz örnekler de mevcuttur. Mesela Sultan I. Murad’ ın oğlu Savcı Bey, babasına karşı  tahtı almak için isyan etmiş(1385), Anadolu’da Timur’ un istilasıyla başlayan Fetret Devrinde (1402-1413) Yıldırım Beyazıt’ in evlatları arasında yaşanan mücadelede binlerce masum insanın kanı akmış bu yüzden Bizans’a birçok tavizler verilmiş, daha önce alınmış elimizdeki  topraklar geri iade edilmiştir. Bunlar düşünülünce bir insan hayatına karşılık binlerce insanın hayatı sizce peki bu adaletli mi?

Musa Çelebi bir ara İstanbul’u sıkı şekilde kuşatırken, kardeşinin(Mehmet Çelebi) ordusuyla üzerine gelmesi sebebiyle mecburen kuşatmayı kaldırmış, daha sonra Bizans’a alet olan Yıldırım oğullarından Mustafa Bey ( Düzmece Mustafa) isyanları sonucu devlet yeni bir fetretle karşı karşıya  gelmiş; nihayet Fatih Sultan Mehmet’in babası II. Murad zamanında padişahın kardeşi Şehzade Mustafa Bizans, Germiyan ve Karamanlıların kışkırtıcı davranışları sonucu ayaklanmış, bunun üzerine Sultan II.Murad tıpkı Musa Çelebi gibi, İstanbul kuşatmasını kaldırarak küçük kardeşinin üstüne yürümek durumunda kalmıştır. Bu olaylar sırasında nice hayatlar kaybedilmiştir.

Bu olaydan sonraki isyan örnekleri ise sayılamayacak kadar çoktur. Şüphesiz her bir kargaşa sonucunda devlet büyük yaralar almış, bir şehzadenin hayatı yerine binlerce insan ölmüştür. Öte yandan daha eskilerde evlatlar arasında paylaştırılmış imparatorlukların sonucu da malumdur.

Bir Cengiz Han, bir Timur imparatorluklarının, kardeşler arasında pay edilmesi sonucu bir insan ömrü kadar bile hayatta kalamadıklarını hepimiz duymuşuzdur. Ama Osmanlı Devleti altı yüz  sene ayakta kalmış, bu 6 asırlık sürecin en az dört yüz senesinde dünyanın neredeyse üçte birine hükmetmiştir.

Fransız düşünür Fernand Grenard’ ın da söylediği gibi, ‘’ Osmanlı Devleti, gücünü devamlılığından alır. ‘’

Yani uzun ömürlü oluşunu, hiç bölünmeden yekpare olmasına borçludur. Yek vücut, imanlı bir kitlenin önünde, Bölünmüş Avrupa ve saltanat ortakları arasında pay edilmiş bir Bizans, elbette dize gelmeye mecburdu. Ve öyle de oldu.

Osmanlı hanedanı ve devlet yöneticileri, devletin bölünmez bir bütün olduğuna gönülden bağlıydılar. Mülkünün iadesi teklifiyle kendisine elçi gönderen Cem Sultan’a abisi Sultan II.Bayezit’ in verdiği cevap meşhurdur.

Osmanlı Devleti öylesine namuslu bir gelindir ki, iki damat kabul etmez..

Peygamber müjdesine nail olmuş Fatih Sultan Mehmed, bir saltanat endişesi ve düşmanı veya rakibi  bulunmadığı halde,  ‘’Kanunname’’sine malum hükmü koymuştur.(Devlet bekası için)

‘’Her kime neye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alem içün katletmek münasibdür. Ekser ulema dahi tecviz etmişdür, bununla amil olalar.’’(Kanunname)

Ne yazık ki şartlanmış kafalara ve ders kitaplarına, bu sebep ve gerekçelerin hiçbiri anlatılarak aktarılmamıştır. Olay öyle bir şekilde açıklanmıştır  ki, bundan, padişahların sadece kendilerini  ve hırslarını düşünerek, ikballeri uğruna oğullarını yahut kardeşlerini öldürttükleri sonucu çıkmaktadır.

Oysa Yıldırım Bayezid, kardeşi Yakup Bey’ in ‘’tahtını tabuta’’ çevirmeseydi, devlet bütünlüğünü kayıp etmez miydi?

Fatih, kardeşini sağ bıraksaydı, kardeşi zaman içinde isyan ettiğinde daha çok can kaybı yaşanmaz mıydı  (çünkü hep böyle gelişti), bu isyan nedeni ile acaba İstanbul fethi aksamaz mıydı?

Sultan II.Bayezid, Cem Sultan’ın teklifini kabul edip devleti kardeşiyle paylaşsaydı.  Yavuz Sultan Selim ortaya çıkabilir, ‘’Halife’’ olabilir miydi?

Ve Yavuz, üzerine saldıran kardeşleri Ahmed ve Korkud’u bağışlasaydı, toparlanır toparlanmaz birleşip yeniden saldırmazlar mıydı? Bu da Yavuz Sultan Selim’in en büyük hedefi olan ‘’İttihad-ı İslam’’ı (Müslümanların birliği) gerçekleştirmesini engel olmaz mıydı? Tabii Hilafet de Osmanlı hanedanına geçmezdi.

Nihayet şunu sormak lazım: Cengiz Han, Timur Leng ve Hülagü Han gibi cihangirlerin kurdukları devletler, neden acaba bir Osmanlı Devleti kadar olamamış, asırlarca devamlılığını sağlayamamış? (Tarihçiler neden olarak, imparatorlukların oğullar arasında bölüşülmesini gösteriyorlar.)

Benim kendi bakış açım doğrultusunda tamamen doğru demiyorum. Ancak yaşanılan dönem şartlarının getirdiği en uygun çözüm olarak görüyorum. Sonuçta bir can feda edilmese belkide ona karşılık yüz bin can kaybı olacaktı. Koskoca bir imparatorluğun geleceği de ihtimallere bırakılamayacağına göre bir çözüm bulunmalıydı. Bu şekilde bir çözüm bulundu. Bir canın alınmasını canice bulanlar yüz bin canın alınmasına nasıl tepki vermeliler düşünülür. Ayrıca saltanat olmasa belki bunlar hiç yaşanılmazdı diye düşünenler var. Bende bazı noktalarda katılıyorum ancak tarihi değiştiremeyiz. M.Kemal Atatürk bile Cumhuriyet rejimini alıştıra alıştıra anlatırken bu bir anda olabilecek bir şey olmadığı için dönem şartları altında düşünün..

Keyifli Okumalar sevgili popzingiller…

19
like
5
love
0
haha
3
wow
0
sad
3
angry
23 Yorum konuları
1 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
23 Yorum yazarları
Melisa AvcihuseyinhalilErenEndymionGazel Boyraz Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Endymion
Üye
Endymion

Bir ağabey olarak, osmanlıdan tiksinti duymama sebep olan durumlardan biri.

1) Allah’ın verdiği canı sadece Allah alabilir.
2) Devlet’in bekası falan, geçiniz.

bu pis zihniyeti yücetlmemeniz dileğiyle.

Oğuz Keskin
Üye

Asla, asla doğru bulmayacağım bir yöntem. Fatih’i ne kadar seviyor olsam da kardeş katlini meşru kılması sebebiyle ona olan sempatim her zaman belirli bir kademe de kalacak.

Gülsüm Apiş
Üye

Tek adam rejimi eninde sonunda yıkıma mahkumdur.Devletin bekası diyerek kardeş,evlat katlini doğru bulmuyorum ne olursa olsun.

Ayys
Üye

Üslubunuz konusunda ciddi sıkıntılar var. Şartlanmış kafalar sözünüz oldukça yersiz ve kaba. Yazının geneli sanki bir tek siz doğru dünyadaki herkes her düşünce yanlış gibi. Sizin gibi düşünmeyen insanlar illa şartlanmış olmazlar. Ayrıca bu konuya herkes bir tarihçi edasıyla yaklaşmak zorunda da değil. Bir kadın olarak bu konu beni hep rahatsız etmiştir. Sizinle tartışmıyorum. Benimsediğiniz fikir bu. Sizin aksinize şartlanmış olduğunuzu da düşünmüyorum. Yalnız fikirlerinizi beyan ederken biraz dikkatli olursanız. Kimseyi rencide etmemiş, kızdırmamış ya da üzmemiş olursunuz. Böylece ortaya koyduğunuz savlar daha dikkate alınır.

Melisa Avci
Yazar

Validelerinin sultan olma hirsi olmasa belki de masum sabiler yaşayacaktı