Enteresan bir kısır döngünün içerisindeyim, Bay Ünal.

Her şey dibe batmamla başlıyor. Boğuluyorum sanki, nefesim kesiliyor. İçimdeki ruhun acı çektiğini iliklerime kadar hissediyorum. Ağlasam belki rahatlarım ama ağlamak için bir sebep bulamıyorum. Öyle hissizleşmişim ki, vermem gereken tepkileri veremiyorum. Gülümseyemiyorum, ağlayamıyorum, kızamıyorum.

Duygularımız olmadan yaşayan bir ölüden farkımız kalmıyor, Bay Ünal. Emin olun, en derinden biliyorum. Güneş doğduğunda ve battığında önemi kalmıyor. Aç olduğunuzda umursamıyorsunuz ve çok geçmeden, kendinizi on kilo vermiş olarak bulduğunuzda, zayıflıktan ölmek cazip bile geliyor.

İlk evreye “Çırpınma” adını verdim. En uzun süreni bu. Kurtulmak için çırpınıyorsunuz. Bataklıktan kurtulmak istiyorsunuz ama bataklık sizi çektikçe gülümsüyorsunuz. Tezatlıklar sizi mutlu ediyor.

Sonra içten içe, her gördüğünüz insana “Beni kurtar.” diye yalvarıyorsunuz. Yalancı gülüşlere o kadar alışmışsınız, mutlu rolü yapmak o kadar sıradan ki, bu konuda ustalaşıyorsunuz. Arkadaşlarınız sizin git gide yok olduğunuzu anlamıyorlar. Ruhunuzun çığlıklarını duymuyorlar. Onları suçlayamayız çünkü çok az insan, ruhunda, duymak için bir çift kulak ve birilerini kurtarmak için iki kanat taşır. Bu Allah’ın hediyesidir, Bay Ünal. Kimi insanlar, kurtarmak için yaratılmıştır. Ben, elbette, bunu da yapamam çünkü varlığımın tek nedeni, oksijen israf etmektir, başka işe yaramam.

İkinci evreye de, tüm bunlardan yola çıkarak “Kurtuluş Arama” adını verdim.

Diğer evre, daha sancılı oluyor. Kimse yardım etmiyor ama Allah, ne dibe batırıyor, ne de sizi kurtarıyor. İçinize biraz umut ekiyor. Hiçbir şey yoluna girmiyor. Yine aynalara bakamıyorsunuz kendinize duyduğunuz nefretten. Yine ruhunuzun ezikliğinden iki büklüm geziyorsunuz. Ve yine yalandan gülümseyip espriler yapıyorsunuz. Ama çok derinlerde, bataklıktan kurtulabileceğinize dair, gaz lambasının bir ormanı aydınlatabildiği kadar bir umut peyda oluyor. Onu tutunmak ile ondan kaçmak arasında kalıyorsunuz, Bay Ünal, çünkü kısır döngü sizi yormuş oluyor. Hayal kırıklıkları artık kalbinizi kanatmış ve sizi yorgun bırakmış oluyor. Yine de, aylar sonra, bir kez dahi olsa, gerçekten gülümser gibi oluyorsunuz. Ben bu döneme “Umutlanma” adını verdim. Belki yaşayabilirim, dediğim kısa süreli anların toplamı bu dönem.

Sonra yine çöküveriyorsunuz ve kısır döngü yeniden başlıyor.

Aslında “Çöküş”ün net bir nedeni yok. Yıllardır yaşamama rağmen ben bile hala bilmem. Belki de kendimle ilgili çok fazla hayal kurdum ve hayallerimdeki insan olamadığım için kendimden nefret ettim. Belki de bir geri zekalı olduğum içindir bu beceriksizliğim. Şimdi, Bay Ünal, burada kendimden nefret etmem için size yüzlerce neden sayabilirim. Ama siz, bunların hepsinin gereksiz yanılgılar olduğunu söyleyip konuyu bir yardım almam gerektiğine getirirsiniz, ama bunu istemiyorum.

Ben sadece, ölmek istiyorum.

İnsanların boktan yere, kolayca söyledikleri ölümden bahsetmiyorum. Gerçek ölümden bahsediyorum. Her gece, yatmadan önce, kallavi bir ustura ile bakışıyorum. Ona, onu bir gün kullanacağımı, sabırlı olmasını söylüyorum. Sinan’a “Gözlerini kapatınca ne görüyorsun?” diye soruyorum. Bana “Bir havuz ve bol kız.” diyor. Ben gözlerimi kapattığımda, bir yerlerden atladığımı görüyorum.

Bunu yıllardır yapıyorum.

Ölümü hayal etmek yorucuymuş, Bay Ünal. Bir kurtarıcı beklemek daha da yorucu… Saçma geldiğinin farkındayım. İyi bir ailem, iyi bir öğrenimim var. Maddi sıkıntı yaşamıyorum ve her şey iyi gidiyor. Neden ölmek istediğimi pek çok insan merak ediyor olmalı.

Çünkü amaçsızım.

Çünkü kendimden nefret ediyorum.

Çünkü boğuluyorum.

Çünkü, yıllarca kanatlarımla en yüksek dağlarda uçmuşum, en taze yağmurları tatmışım ama doğduğum anda bir kafese kapatılmışım gibi hissediyorum.

Kanatlarımı çırpıyorum, demirlere çarpıp kanıyorlar, canım acıyor.

Kısır döngü beni parçalıyor. Etlerimi lime lime ediyor, kanımı yudumluyor.

Ölüyorum Bay Ünal. Beni kurtarın.

Ruhunuzda kulaklarınız ve sırtınızda bir çift kanadınız olsun, lütfen.

Ben düşüyorum.

2
like
0
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
11 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
7 Yorum yazarları
Şafak ÖzcanÇalıkuşuBerfinÇağla Defneycdhat that Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
selin Savi
Üye

çok güzel anlatmışsın

elifisaa
Üye

Sanki kendimi gördüm bu yazıda

Şafak Özcan
Yazar

Bizler birey olarak yaşayan canlılarız, her insan kendi hayatının başrolüdür. Yani herhangi bir kimse, kendine değer vermeden bir başkasına değer veremez, kendi mutlu olmak istemiyorsa, bir başkası onu mutlu edemez, kimileri karanlığa saklanmayı sever, çünkü günümüz çağında mutlu olmaya çalışmaktan daha kolaydır karanlığın ve melankolinin arkasına sığınmak. Belki ben hala çırpınış evresindeyimdir he, belki de ömrüm boyunca boşa oksijen tüketirken bir gün yaralı bir kuşu göreceğim kanadı kırılmış benim gibi çırpınan, o zaman anlayacağım ben artık duygusuz boş bir et yığını mıyım yoksa özünde sadece umudunu yitirmiş, sessiz çığlıklarında boğulan sıradan bir insan evladı mıyım?

Çalı Kuşu
Yazar

“Çünkü henüz kendimi sorgulamayı başarabilmiş değilim!” diye özetlemek istedim yazılanı. Bu keşmekeşlik bu içine doğan ızdırap içini keşfedemeyişinden sanki. Emeğinize sağlık efendim

Berfin

Çok güzel