Sinan’la kantinde oturmuş, bakışıyoruz. Bir açıklama bekliyor, kendimi anlatmamı istiyor ama az önceki cesaretimden eser kalmıyor, Bay Ünal. Keşke söylemeseydim, diyorum. Keşke demeseydim. Hep böyle oluyor; önce söylemek ve herkese haykırmak için can atıyorum, sonra da duyan herkes unutsun istiyorum. Bu normal mi?

“Evet. Seni dinliyorum.” diyor sonunda, bıkkın bir tavırla. Yansıttığının aksine benim için endişeli olduğunu biliyorum ama intihar girişimlerimden dolayı da bana kızgın, anlıyorum.

“Ne zaman başladığını hatırlamıyorum bile.” Teslim olmuş sesimle açıklamaya başlıyorum. “Ruhum ne zaman bu noktaya geldi, bilmiyorum. Belirli bir olaydan sonra olmadı, sanki hep vardı. Hep bir kısır döngü içindeydim. Hep bir kafesteydim. Sanki hep ölmek istedim.”

“Defne.” diyerek lafımı kesiyor, sesi öfkeli. Bay Ünal, o an kendimden bir kere daha nefret ediyorum. Gerçekleri içimde tutamadığım ve tek arkadaşımı bu yüzden kaybedeceğim için çok korkuyorum. “İntiharı falan düşünmek yok. Bir kere bunu aklından çıkart. Sen güçlüsün, neden birden bire-. Ah, doğru onu anlatmaya çalışıyorsun. Aslında hep vardı, öyle mi?” Usulca başımı sallıyorum. “Ne kadar salağım ya! Hiçbir şey anlamamışım!”

“Hayır, değilsin. Ben iyi sakladım.” Kendine kızmasını istemiyorum çünkü ne kadar berbat hissettirdiğini biliyorum. “Ben gerçekleri saklamak konusunda çok iyiyim, Sinan. Senin suçun yok.”

“İnsan arkadaşının bu durumda olduğunu anlamaz mı, Defne? Saklasan da saklamasan da anlamam lazımdı. Berbat bir arkadaşım ben.”

Hayır, Bay Ünal. Hayır. Kendine berbat demesine, benim içinde bulunduğum ruh haline bürünmesine katlanamam. Bunun ne kadar acı verdiğini biliyorum.

“Lütfen, Sinan, böyle yapma. Dediğim gibi, iyi sakladım. Bu konuda usta sayılırım. Lütfen, kendine kızarsan benim de canım acır.”

“Konu senin saklaman falan değil. Hissetmeliydim. Nasıl göremedim? Kendimden nefret ediyorum.”

Anlatmaya çalıştığım şeylerden birisi de bu, Bay Ünal. İnsanlar, Sinan’ın kendinden nefret edişiyle benimkini kıyaslayabilirler. Bu durumun bana mahsus olmadığını, herkesin bazı zamanlar bu duyguya kapıldığını söyleyebilirler. Ama işin aslı bu değildir. Sinan’ın birkaç saatlik, belki de günlük kendinden nefret edişine kıyasla benim içimdeki duygu, devamlı. Sanki hiç sevmediğiniz bir insanla aynı odaya tıkılıp kalmışsınız gibi hissettiriyor. Odanın kapısı yok ve çıkamıyorsunuz. Sinan için ise bir kapı mutlaka var.

“Kendine böyle yapma.” diyorum. “Geçici bir şey. Büyütmeye gerek yok.”

“Büyütmeye gerek yok mu?” Bağırtısı yüzünden birkaç kişi dönüp bize bakınca fısıldıyor: “İntihar etmeye kalkıştın.”

“Herkes hata yapar. Bir anlık boşluk. Büyütülecek bir şey değil.”

Duruyor. “Emin misin?”

“Evet, evet, eminim.” Her zamanki gibi iyi bir oyuncuyum. “Ben iyiyim. Sadece aklım karışık.”

Evet, iyi bir oyuncuyum. Ama işin ilginç yanı, madem oyunculuk sergileyecektim, neden ona doğruları söylemek istedim? İstedim, diyorum, çünkü beceremedim. Sinan’a, gerçekte ne kadar boka battığımı, kendimden nefret etmekten belimin büküldüğünü, kafesimi ve kısır döngümü anlatamadıktan sonra, gerçekleri söylemiş sayılmam, değil mi, Bay Ünal?

“Kafanı dağıtmak için bir sürü şey yaparız.” diye öneriyor, kendince. Gülümsüyorum. Yalanıma inanıyor, çünkü inanmak istiyor. Çok az insan, bir başkasının acısını taşıyabilecek kadar güçlüdür. Kimileriyle sadece mutluluğumuzu paylaşmamız gerekir. “İstersen parti yapalım, ha, ne dersin?”

“Bilmiyorum. Parti yapacak havamda değilim. Başka bir şey düşünürüz.”

Umarım düşünmeyiz, Bay Ünal çünkü bir etkinlik yapmak için fazlasıyla yorgun ve tembel hissediyorum. Ruhum geziyor ama bedenim gezmek istemiyormuş gibi. Kim bilir, belki de tembelliğime mazeret arıyorumdur.

6
like
0
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
7 Yorum konuları
1 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
7 Yorum yazarları
Çağla DefneyellowredReha KarakayaHüseyin çetinSevdasevda Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Çalı Kuşu
Yazar

Sonu olmayan bir son gibi bitti. Kafka misali. Yine de devamı gelirse sorgulayarak ve hep bir pencere açarak okumayı isterim. Yüreğinize sağlık efendim.

zeor
Üye

Genel Sorun;
Ruhum ne zaman bu noktaya geldi, bilmiyorum. Belirli bir olaydan sonra olmadı, sanki hep vardı. Hep bir kısır döngü içindeydim

yellowred
Yazar

Ölüm o kadar korkutucu değil.

Reha Karakaya
Yazar

Ruhum geziyor ama bedenim gezmek istemiyormuş gibi şuan beni anlatan cümle.

Hüseyin Çetin
Üye

Herkes hata yapar. Bir anlık boşluk. Büyütülecek bir şey değil. Böyle böyle delirmedik mi