Bay Ünal, aylardır kenara kaldırdığım intihar notlarımı, ne yazık ki sıkıştırdığım baza ile yatağımın arasından çıkarıyorum. Bu beni biraz buruk, biraz da yenilmiş hissettiriyor. Sanki tüm cesaretimle atıldığım savaşımı kısa sürede kaybetmişim gibi… Verdiğim kararlara ihanet ettiğimi biliyorum lakin bu beni geri döndüremiyor. İnsanların yardımıyla verdiğim ilk savaşımı kaybediyorum. Hem de bir korkak gibi savaş alanından kaçarak…

Size son aylarda yaşadıklarımı kısaca anlatmak istiyorum. Belki mazeretlerim size mantıklı gelir ve berbat bir insan olduğum gerçeğini bir süreliğine de olsa göz ardı edersiniz.

Açıkçası, Sinan’la yaptığım dostane konuşmanın bana umut olduğunu biliyorum. Ve size duyduğum aşk, içimde bir yerlerde hala varlığını koruyor. Fakat bunların, benim iflah olmaz melankolime birer merhem olacağını düşünmekle hata ettiğimi görüyorum. Üzgünüm, Bay Ünal, tüm dünya bana adım atsa da ben kaçıp gidecek kadar korkağım.

İlk olarak intihar etme girişimlerim üzerine kendi zihnimde yaptığım münakaşalardan bahsetmek istiyorum. Bu tartışmalar beni güçsüz kılan en güçlü etmenler çünkü. Önce ilaç içerek, sonra da kendimi suya atmaya yeltenerek ne kadar acizce bir yol izlediğim kanaatini çıkarıyorum tüm düşüncelerimin sonunda. İlaç içmek geri dönüşü en kolay yollardan biri, Bay Ünal. Ölüm oranı fazlasıyla düşük olmalı. Çünkü midenizdekileri çıkartmak işten bile değil. Kendimi boğmaya çalışmam için, daha da içler acısı olanı. O düşük debili suda zaten boğulamayacağımı biliyorum. Nefessiz kaldığım gibi zaten başımı yüzeye çıkarma şansım oluyor. İki yöntemi de geri dönüş ihtimallerinin yüksekliği yüzünden seçtiğimi anlıyorum. Zihnim zaten bunun hesaplarını çoktan yapıyor ve beni en az öldürecek yönteme yönlendiriyor. Acizliğim de işte burada başlıyor, Bay Ünal. Ölmeye de yaşamaya da cesaretim olmadığını görüyorum. Ve daha çok kendimden nefret ediyorum.

Diğer husus, size duyduğum bu his. His diyerek küçümsediğimi düşünebilirsiniz fakat duygu hissedemeyen ve hissetse bile işine gelmeyen ilk anda o duyguyu görmezden gelen kusurlu aklım, ona bu adı veriyor. Çünkü bir an dünyanın en aşık insanıyken, diğer bir an ise sizden nefret bile etmeyecek kadar duygusuzluğa yuvarlanabiliyorum. Bu iniş çıkışlar çok yorucu, bazen sizinle hiç tanışmamayı diliyorum.

Sinan, yaptığım itiraftan sonra bana karşı daha temkinli davranıyor. Hiçbir insan, arkadaşının tüm ciddiyetiyle, intihar etmek istediğini duyduktan sonra, orta karar bir yöntem belirleyemez. Ya ölümüne korkak ve temkinlidir ya da fazlasıyla umursamaz ve kaçaktır. İşte Sinan ilk olarak, korkak ve temkinli bir tavır takınıyor. Bana sürekli iyi olup olmadığımı soruyor ve ben de ona, iyi olmadığımı anlatıyorum.

Bunu sürekli yapıyorum. Kafamdaki ölme isteğini bastıramadığımı ve kötü hissettiğimi söylüyorum. Ve Sinan bir gün patlak veriyor. Kendim için hiçbir şey yapmadığımı, eğer çabalarsam bu duygulardan kurtulabileceğimi ama benim sürekli aynı karanlık lafları ettiğimi söyleyerek uzun bir konuşma yapıyor ve beni neredeyse şımarıklıkla suçluyor. Bir daha da bu konuyu açmıyor. Nasıl olduğumu sormuyor, umursamaz ve kaçak rolüne bürünüyor.

Bay Ünal, ona kızmıyorum. Ağır geldiğini, canını yaktığını, onu bunalttığını biliyorum. Kimse böyle birine uzun zaman katlanmak istemez, anlıyorum. Bu yüzden, onu kaybetmemek için, ona karşı daima mutlu rolü yapmaya başlıyorum. Ne zaman sorsa iyi olduğumu söyleyip gülümsüyorum. Arkadaşlık ilişkimiz, durumumu bilmeden önceki haline dönüyor. Ben yalancı bir suratla geziyorum, o da bunu görmezden geliyor.

Okul psikoloğuyla yaptığım ilk görüşme içler acısı geçiyor. Adam sürekli, ergenlik zamanında böyle şeyler olabileceğini, çok da büyütmemem gerektiğini söylüyor. İki üç kez daha yanına gidip nihayetinde bırakıyorum. Israrlarınızı görmezden geliyorum, iyi olduğumu söylüyorum ve o adamın sizi de ikna etmesine izin veriyorum. Çünkü ısrarlarınızın ancak böyle yok olacağını, beni sadece bu şekilde yalnız bırakacağınızı biliyorum.

Şimdi ise, aylar diğer aylara evrilmişken, içimdeki şeytanım tüm aşağılayıcı fısıltılarını sürdürürken, eski dostuma, intihar notlarıma dönüyorum. Yaşadığım bozguna üzülmüyorum çünkü bundan önce de kendi kendime giriştiğim her savaştan bozgun ayrılıyorum. Hissettiğim tek net şey; asla azalmayan ve sürekli çoğalan kendime duyduğum nefret…

Bir de adım atmış olmanın getirdiği rahatlama var, Bay Ünal. En azından şimdi, denemiştim, diyebiliyorum. Suçu bir kez daha kendimden kaldırıp bağımsız aklıma yükleyebiliyorum.

Ve bu da yaşamam için bana birkaç hafta daha verebilir.

7
like
1
love
0
haha
1
wow
1
sad
1
angry
7 Yorum konuları
7 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
8 Yorum yazarları
Çağla DefneÇalı KuşuEva.RzÜmit temurhanMustafa Uca Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Muhammet Yiğit
Yazar

Bunu bende bi aralar düşünmüştüm’de sonra vazgeçtim

Eva.Rz
Üye

İçimi buran bir şeyler oldu. İlla ki kendimden bir şeyler bulmuş olmalıyım.

Mustafa Uca
Üye

Psikolojim bozuldu aa

mustafa
Üye

Teşekkürler bu tarz içerikli yazıları seviyorum. Biraz ürperiyorum ama olsun.

Koray Cömert
Üye

ürperdim ıssızca kalakaldım