“Eğer bir sorunun varsa benimle paylaşabilirsin Defne, biliyorsun.” diyorsunuz, bir öğle arası. Beni öğretmenler odasına çağırıyorsunuz. Yüzünüzde sıkıntılı bir ifadeyle bakıyorsunuz bana. Benim için endişeleniyorsunuz, Bay Ünal. Teşekkür ederim. “Neden bu kadar… Sessizsin? Evde bir sorun mu var?”

Ellerimi önünde birleştirmiş, ayakta bekliyorum. Evde bir sorun yok, Bay Ünal. Sorun tümüyle benim. Ama size bunu anlatamam. İstesem de kelimeler çıkmaz. Çıkartabilsem dahi, anlamazsanız, bir hayal kırıklığını daha kaldıramam. “Bir sorun yok.”

“Neden hep hüzünlüsün?” Çaresizliğinizi görüyorum. Adınıza üzülüyorum. Bir öğrencinizin gözlerinizin önünde parçalandığını hissediyorsunuz ama elinizden bir şey gelmiyor. Başta arkadaşlarım ve ben olmak üzere herkes tarafından, bir sorunumun olmadığını iddia ediliyor.

Kısmen haklılar.

“Bay Ünal, gerçekten bir problem yok.” diyorum. İçimdekilere inat, umursamaz görünüyorum ve üstüne bir de gülüş ekliyorum. Bu konuda ustalaştığımı söylemiştim. “Siz ilgili bir öğretmensiniz ama sorunum yok.”

İkna olmuyorsunuz. Çok şaşırıyorum. Gözlerinizdeki kuşkular yok olmuyor. Onları kibarca kısıyorsunuz ve bana, palavra sıkmamamı söyler gibi bir bakış atıyorsunuz.

“Gidebilirsin.”

Rahatlamayla derin bir nefes almamak için kendimi zor tutuyorum. Bir an sizin, beni tüm çıplaklığımla gördüğünüz endişesine kapılıyorum. Ve o anda, insanların beni anlamasından ne kadar korktuğumu fark ediyorum. Tek kişilik, anlaşılmaz ve karanlık dünyama, bir ışık girecek diye çok korkuyorum.

“Teşekkürler, Bay Ünal.” Arkamı dönüp gidiyorum. Gülümsemeyi ihmal etmiyorum. Daima gülümsemeliyim. Çünkü somurtursam, insanlar ne olduğunu sorarlar ve onlara, kendimden nefret ettiğimi anlatmayı bazen utanç verici buluyorum.

Bay Ünal’da olduğu gibi.

“Seni niye çağırmış?” Diye soruyor, Sinan.

“Sadece konuştuk.” Diyorum, gülümseyerek. “Notlarımın neden düştüğünü sordu. Ben de erkeklerle uğraşmaktan ders çalışamadığımı söyledim.”

Birlikte dakikalarca gülüyoruz buna. Şaka yaptığımı biliyor. Beni hep şakacı biri sanıyor. Onu güldürmek, şu hayatta yapmaktan zevk aldığım az şeylerden biri. En azından o mutlu olsun, diyorum. Kendimi öldürdüğümde bu anları hatırlar ve belki, acısı biraz azalır.

Gerçi bunun bir saçmalık olduğunu biliyorum. Kimse, intihar eden arkadaşını affetmez. Sinan eğer böyle bir şey yapsaydı, ona çok kızardım. Onun da bana kızacağını biliyorum. Gözyaşları içinde, soran herkese “Çok iyiydi, bir sıkıntısı yoktu. Kimseyle tartışmazdı bile.” Diyecek ama içimde kendimle yaptığım kavgadan zerre haberdar olmayacaktı.

Bazen, kafamın içinde bir deliyle yaşadığıma inanıyorum. Bana sürekli, ne kadar berbat bir insan olduğumdan bahsediyor, Bay Ünal. Aptallığımı anlatıyor, beni yerden yere vuruyor. Kimsenin beni gerçekte sevmediğini söylüyor. Ona o kadar inanıyorum ki, bazen Sinan’ın bile mecburiyetten yanımda olduğunu, bana acıdığını düşünüyorum.

Akşam anneme, şakayla karışık “Beni seviyor musun?” Diye soruyorum. Annem bulaşıklardan başını kaldırmadan “Elbette.” Diyor. “Sen benim kızımsın.”

Bay Ünal, buna sevinemiyorum. İlk nedeni, mutluluk hissedemeyişim. İkinci nedeni, onun bir anne oluşu. Yani o, beni sevmek zorunda. Allah bizi dünyaya gönderirken, bizi sevecek en az bir kişiyi ayarlayarak gönderiyor. Sevgisizlikten ölmemizi istemiyor. Ama cümlesinden şu sonuç çıkıyor: Seni seviyorum. Çünkü kızımsın. Kızım olmasaydın, sevmezdim.

Abarttığımın farkındayım ama böyle düşünmekten kendimi alamıyorum. Kafamın içindeki ses sürekli, bir fazlalık olduğumdan bahsediyor. Bazen ağabeyime nasıl hissettiğini soruyorum. O da benim gibi düşünüyor mu, merak ediyorum ama verdiği cevaplar tatmin edici değil. Çoğunlukla beni anlamıyor.

Babam eve geldiğinde onu selamlayıp odama geçiyorum. Genelde birbirimizi görmezden geliyoruz. Bir nedeni yok. Sadece o konuşmayı sevmiyor, ben de anlatmaktan haz etmiyorum.

“Bay Ünal maille ödev konusu göndermiş.” Diyor Sinan, telefonda. “Duygularımızdan bahsetmeliymişiz.”

Gülümsüyorum. Sizin bunu benim için yaptığınızı biliyorum. İçimi saniyelik bir mutluluk sarıyor ama onu hemen boğuyorum. Hayır, diyor şeytanım. Senin için neden yapsın ki?

Şeytanıma hak veriyorum. Birilerinin benim için bir şeyler yapmayacağını biliyorum, Bay Ünal. Az önce beliren özgüvenden eser kalmıyor. Duygularımı yazmam gerektiğinde yalanlarla dolu bir kağıdı size vereceğim. Umarım beni karanlığımda bırakırsınız çünkü intiharımı hangi gün yapacağıma karar verirken kafam rahat olsun istiyorum.

Ne kadar olabilirse o kadar olsun işte.

3
like
1
love
0
haha
1
wow
0
sad
0
angry
17 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
10 Yorum yazarları
Sinan ParlakyellowredMurat SiyliEnesHüseyin keskin Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Sinan Parlak
Üye

öyle kötü bir şeydir ki, size gelen süper bir iş teklifini kabul edersiniz, ama sevinsem mi sevinmesem mi çelişip durursunuz, depresyona girenlere dünya verilse bile pek sevineceklerini sanmıyorum

yellowred
Yazar

hayat elimizde değil, ölmek elimizde, bunu bilmek iyi hissettiriyor.

Murat Siyli
Yazar

Herşeye rağmen hayat güzel

Enes
Üye

Biraz karamsarlik var

RustCohle
Üye

kafana sık.