Bay Ünal, umutlanma dönemindeyim.

Eski zamanlara göre daha iyiyim ama biliyorum ki, sadece hayatın koşturmacasında kendimi unuttuğum için içimi kemiren kurtlar biraz sindiler. Yoksa depresif ruhumdan kurtulabildiğim falan yok. Şimdilik iyi idare ediyorum ama çöküşün yakın olduğunu biliyorum. Çünkü hep böyle oluyor. Bilirsiniz, döngü beni tüketiyor.

Bugün beni sigara içerken yakalıyorsunuz, Bay Ünal. Sigarayı ağzımdan alıp yere fırlatıyorsunuz. Çok öfkelisiniz. Benim bunu nasıl yapabildiğimi soruyorsunuz. Bana o kadar kızgınsınız ki, beni ağlatıyorsunuz. Sonra gözyaşlarımı o güzel ellerinizle siliyorsunuz. “Defne, bu sen değilsin?” Diyorsunuz.

“Kim olduğumu bilmiyorum.” Diyorum, ben de. Dokunuşunuzla mayışıyorum. İçimdeki hissizlik duvarı çatlak veriyor. Bir heyecan dalgası hissediyorum. Ben heyecanlandığımı fark etmem, Bay Ünal. Ancak kalbim hızlı attığında anlarım bunu. İçim kıpırdamaz ama kanım hızlanır. Bunu size nasıl tarif edebilirim, bilmiyorum. Sanki bedenim, heyecanlandığını bana söyleme gereği duymuyor. Kendi başına onu yaşıyor ve bitiriyormuş gibi… Ama şimdi, sadece kalbim atmıyor, Bay Ünal. Ruhumun derinlerinde bir yerlerde, o heyecanı hissediyorum. Bu… Tuhaf. Ve korkutucu.

“Bana anlatabilirsin, biliyorsun, değil mi?”

Biliyorum, Bay Ünal. Beni dinleyeceğinizi biliyorum. Anlamaya çalışacağınızın farkındayım. O kadar iyi bir öğretmensiniz ki, benim ölü ruhum için kanatlarınızı açıyorsunuz. Bu harika hissettiriyor.

Ama, Bay Ünal, size kendimden bahsedemem. Hem insanların beni anlamasını, hem de benden bihaber kalmalarını istiyorum. Çünkü eğer beni anlarlarsa, taktığım tüm maskeler boşa gider. Beni sevebilen herkes, en az benim kadar benden nefret ederler. Gerçek yüzümü gösteremem. O zaman hepinizi kaybederim.

“Bir şeyim yok.” Diyorum, ellerinizden kurtularak. “Ben iyiyim.” İntihar düşüncelerimi görmezden geliyorum. “Sigara içtiğim için üzgünüm.” Aslında değilim. Yakalandığım için üzgünüm sadece ama üzüntüyü ancak yoğun yaşayınca hissedebiliyorum. Sanki ben Türkçe konuşuyorum ama duygularım Rusça konuşuyormuş gibi.

Endişelenmeyin, Bay Ünal. Empati kurabiliyorum. Benim dışımda herkesin duyguları Türkçe çünkü. Onları anlıyabiliyorum.

Bana üzüntüyle bakıyorsunuz. “Eğer benimle konuşmazsan, seni disipline veririm.”

Tehdidiniz beni güldürüyor. Çünkü endişe gibi bir duygu hissetmeyi uzun zaman önce bıraktım. “Siz bilirsiniz.”

Kızıp gidiyorsunuz.

Benden nefret ediyor musunuz, Bay Ünal? Lütfen etmeyin. Benim nefretim bana yetiyor.

İleride bana bakan Mete’yi görüyorum. Öfkeli görünüyor. Umursamıyorum ve bir sigara daha yakıyorum. Yanıma geliyor, paketimden bir sigara alıp yakıyor. Konuşmuyoruz ama iç sesini duyabiliyorum. Ne yapacağını bilemiyor, tedirgin ve kafası karışık.

Dediğim gibi, Bay Ünal, sadece benim duygularım anlamadığım bir dilde konuşuyor.

Bazen, kendi boşluğumdan o kadar sıkılıyorum ki, başkalarının kafasına giriyorum. Onların gözlerinden görüyor ve onlar gibi hissediyorum. Duygular tadıyorum, umutlarını yudumluyorum. Bir şeyler hissetmek bana ağır geldiğinde de kendi duygusuz benliğime dönüveriyorum. Bu sayede duyguları unutmuyorum.

“Sigara için teşekkürler.” diyor, Mete.

“Rica ederim.” diyorum.

“Çıkışta bir şeyler yapalım.”

Onaylıyorum. Neden yaptığımı bilmiyorum ama onaylıyorum. “Yapalım.”

Belki de bana çok şey hissettirdiğiniz için, hislerimi dizginleyecek ve beni heyecanlandırmayacak birine ihtiyaç duyduğum içindi bu onayım. Çünkü insan monotonluktan çıktığı anda korkuya kapılıyor. Her şey eskisi gibi olsun istiyor. Ama insanı en çok yoran şey de, monotonluktur.

Dediğim gibi, Bay Ünal, tezatlıklarla yaşıyoruz.

Çıkışta gittiğimiz hamburgercide bir şeyler yerken sohbet ediyoruz. Gülüşüyoruz. Her şey iyi görünüyor. Gerçek bir randevu gibi. Acaba içimi görüyor mu? Gülümserken gerçekten mutlu olamadığımı, intihar etmeyi planladığımı ve sizin yüzünüzden kafamın karışık olduğunu görebiliyor mu, Bay Ünal? Lütfen, göremesin. Çünkü bana çok güzel bakıyor. Seviyor gibi beni izliyor. Biraz gerçekleri görmezden gelebilsem, sevilecek bir insan olduğumu düşünebilsem, bu beni delice mutlu ederdi. 

Ama şimdi, ona üzülüyor, kendimden ise daha çok nefret ediyorum.

5
like
1
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
7 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
7 Yorum yazarları
Nasibe AvcıyellowredKasim ekimmustafasalla gitsin Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Nasibe Avcı
Üye

Güzel çalışma olmuş

yellowred
Yazar

bana hitap ediyor.

Kasim ekim
Üye

bu tip yazıları sevmiyor olmama ragmen bu yazıyı sonuna kadar okudum güzel bir yazı olmuş gerçekten

mustafa
Üye

Güzel bir yazı teşekkürler. Ama uzun zamandır yazmıyorsunuz herhalde.

salla gitsin
Üye

güzel bir yazı