Merhaba PopzinGo ailesi, nasılsınız?

Umarım iyisinizdir ve papatyalarınızın solmasına izin vermiyorsunuzdur. Posta Kutusundaki Papatya serisinin sonuna gelmek üzereyiz. Bu mektuptan sonra finali yayınlayacağım. Aslında biraz daha devam etmesini ümit ediyordum ama sanırım artık Bayımı hissedemiyorum. Bu yüzden son mektubumdan önce böyle buruk bir mektup bırakıyorum. Umarım kusursuz ruhlarınızla kırık kalemimi okur ve yorumlarınızı eksik etmezsiniz.

Keyifli okumalar. Ruhlarınız ve Papatyalarınız hiç solmasın.

“Aşkı ölü bedenlerin içine gömdük bayım. Sonra da nefes almasını umut ettik. O beden hiç yeşermedi bayım. O aşk hiç yaşamadı.”

Aşkım için kendini feda edebilecek sayısızca kağıt varken önümde, içimde yanıp tutuşan alevle yanıyordu hepsi

Aşkım için kendini feda edebilecek sayısızca kağıt varken önümde, içimde yanıp tutuşan alevle yanıyordu hepsi. Hiçbir gereksinim duymadan tükeniyordu kalemim. Sanırım sizin gibi onlarda sıkılmıştı benden bayım.

Kim olduğumu bile bilmeden size yazdığım saçma sapan birkaç mektupla beni sevmenizi beklemek ne saçma değil mi? İnsanların bedenlere aşık olduğunu bir an bile olsa unutmak istedim sadece. Güzel değilim bayım. İri yeşil gözlerimden başka bir artım yok kimsenin gözünde. Pek de önemi yok biliyor musunuz bayım? Sadece siz görün istiyorum gözlerimi. Sadece siz dokunun istiyorum tenime.

Biliyor musunuz, benim sizden utanarak sakladığım bir sırrım var. Sürekli sizden kaçmama neden olan küçük ufacık bir sır.

Size anlattığım masalı hatırlıyor musunuz bayım? Oradaki genç kızı hatırlıyor musunuz? Size bir sır vereyim mi bayım? O masaldaki genç kız bendim.

Evet bayım, ben kusurlu bir genç kızım. Dünyaya geldiğim günden beri engelli olarak adlandırılan kusurlu bir kız. Sırf kulağım duymuyor dilim konuşmuyor diye bana takılan bir lekeydi bu, bayım. Hâlbuki ben kâğıt ve kalemimle rahatlıkla konuşabiliyorum. Kitapları duyabiliyordum bayım.

İnsanlardan farklı olmak beni engelli yapar mıydı? Bence yapmazdı. Peki insanlar bunu anlıyor muydu? Kesinlikle hayır. Ne kadar anlatmaya çalışsamda beni duymuyormuş gibi davranıyorlardı. Peki bu durumda kim engelliydi, ben mi yoksa beni duymalarına rağmen duymamazlıktan gelen insanlar mı?

Her ne olursa olsun kendimi hiçbir zaman engelli olarak görmedim  bayım. Bunu bana babam öğretmişti. Ne zaman ağlayarak yanına gitsem göz yaşlarımı siler ve öperdi. Sonra sakince yüzümü kendine döndürür ve hep aynı cümleyi söylerdi:

‘Papatyam bir daha sakın ağlama. Çünkü insanlar kendi acizliklerini örtmek için bir başkasıyla dalga geçer. Sen engelli değilsin tatlım. Engelli olan onların kalpleri.’

İşte bu cümleydi beni güçlü tutan. Kendimi her aciz hissetiğimde sanki babam bunu hisseder ve aklımın en kuytu köşesinde duran bu cümleleri çıkartıp benim hatırlamamı sağlardı ama artık hatırlamak eskisi kadar kolay olmuyordu bayım.

Yıllar önce umutlarım kanat yapıp uçarak uzaklaşmıştı dünyadan. Kendi giderken annemi de alıp gitmişti. Şansız bir kaza ikisini de  alıp götürmüştü benden ama yinede hep güçlü durmaya çalışırdım. Çünkü onlar olmasada anıları benimleydi ama yıllar geçtikçe bütün anılar benden uzaklaşıyor gibiydi. Artık ne beni Papatyam diye sevişlerini ne yüz hatlarını ne de kokularını net olarak hatırlayabiliyorum.

Evet bayım, ailem her ne kadar adım Ahenk olsa da bana Papatyam derdiler. Nedenini sorduğumda ise papatyaya benzediğimi söylerdiler. Papatyalar hep aciz görülen çiçeklermiş ama aslında solduğunda bütün çiçekleri kıskandıracak şekilde güzel kokarmış. Ben solmamıştım ama kusurum benim güzel olmamı sağlıyormuş.

Her ne kadar saçma gelsede beni Papatyam diyerek sevmeleri çok hoşuma giderdi. Onlar benim hem ailem hem arkadaşlarım hem de öğretmenlerim olmuştu. Mahallemizdeki hiçbir okul bana eğitim vermeyi kabul etmemişti bayım, bu yüzden bana okumayı ve yazmayı onlar öğretti.

Aslında sadece okuma yazma değildi. Bana duymayı, konuşmayı ve yaşamayı öğretmişlerdi.

İşaret dilini öğrenmek için hiç paramız olmamasına rağmen  sayısızca kitap alıp geceleri benden gizlice çalıştıklarını hatırlıyorum bayım. Yiyecek yemeğimiz olmasada bilginin her şeyin üstesinden geleceğini söylemelerini ve annemin babama sürekli bayım diye hitap edişini hatırlıyorum.

Sanırım her şeyi unutmamışım bayım. Her ne kadar sınırlı olsalarda hâlâ yanımdalar. Evet bayım, size hitap şeklim annemden bana kalan tek miras. Babama bayım diye hitap ederdi. Çünkü her ne kadar birini tanımaya çalışsakta aslında bize hep yabancı olurlarmış. Bu yüzden babam annem için hem bir yabancı hemde bir bütünmüş. Ne hoş değil mi bayım? Yabancı birinin senin bütününü oluşturması. Sizde babam gibisiniz bayım. Sizi tanımasamda benim bütünümsünüz.

Sessizliğin içinde koca bir çığlık gibiyim bayım. Her şeye, herkese tezat benliğim. Hiç için içinize ağlamak zorunda kaldınız mı? Hiç bağıra bağıra sustunuz mu? Ruhum yıkık dökük bir harabe gibi. Ne tarafından bakarsanız bakın çökmüş, dağılmış. Toparlamak yıkmaktan daha zor bayım. Bu yüzdendir belki de herkesin beni yıkma çabası.

Hayallerim vardı bayım. Umutlarımla boyayıp papatyalarım ile süslediğim. Küçükken her şeyin hayaller gibi güzel olacağını sandım. Buna kandım bayım.

Ailem bana acıyı anlatmadı. Acı çekmem sandılar ama acı dolu bir denize hapsedildim. O kadarda kötü değildi bayım. Çeke çeke hafifleyeceğini sonra da biteceğini düşündüm. Kendimi kandırdım ve yürümeye devam ettim. Sonra bir çukur daha çıktı karşıma, bu daha derindi bayım. Dizlerim kanadı ama yine bir şekilde kalkmayı başardım. Ne zaman yürümeye kalksam her seferinde düştüm. Sonra pes ettim. Yok olmak istedim. Kendimi duvarların arkasına hapsettim. Mutluydum bayım, eğer yürümezsem düşmezdim. Düşmezsem daha kanamazdı dizlerim.

Tekrar yanılmışım bayım. Ne kadar büyük duvar  örsem de acı sızlıyordu kırıklardan içeriye. Sonra bir pes ediş daha kovaladı ruhumu. Kâbuslar, yok oluşlar, çığlıklar, sessizlik ve yalnızlık… Hepsi peş peşe geldi bayım. Nefes alıyordum sadece. Sonra anladım ki nefes almak yaşamak değilmiş. Yaşamak doğmak değilmiş.

Umutlar bayım, sonsuzlukta bile son olabilirmiş. İşte bunu sizi gördüğümde anladım. Sonsuzlukta var ettiğim siz benim sonum oluyorsunuz.

Sağırım bayım; kuşlarını şakıyışını, gök gürültüsünü, yağmurun sesini duyamıyorum ama hayal edebiliyorum. Peki ya neden şimdi bu kadar suskun gece? Neden yağmur sessiz? Neden gök sessiz?

Sorduğum soruları dikkate almayın bayım. Çünkü onları ben susturdum. Niye mi? Sırf sizin ses tonunuzu hayal edebilmek için. Yapamıyorum bayım. Hissedemiyorum, hayal edemiyorum. Canım çok yanıyor bayım. Gözümden akan yaşları durduramıyorum.

Kâğıt hep mahvoldu bayım. Elinize alıp okuduğunuzda fark edeceğiniz kabarcıklar benim göz yaşlarıma ait. İçimde yokluğunuzla açtığınız kabarcık gibiler bayım. Her birinde ölü ruhum gömülü.

En büyük çaresizliğimdi size dokunamamak. Hiçbir zaman engellerine yenik düşmeyen kız şimdi sizin karşınızda düşmekten bir taraf oluyor. Düşmekten kanayan dizilerimi hissediyor musunuz  bayım? Teninize dokunmak için yanıp tutuşan ellerimi hissediyor musunuz? Sizi duymak için çığlık atan ruhumu duyuyor musunuz?
Size ulaşmak için yola koyulan karanlık ruhu mu görüyor musunuz?

Uğrunuzda solan bir papatya.✒

 

23
like
8
love
0
haha
3
wow
1
sad
0
angry
25 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
24 Yorum yazarları
Murat SiyliTaha avcıhüseyin titizSonerCanBarış Kalaycı Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
sila
Yazar

Üzüldüm bitmesine. Eskiden ekin isimli bir üyemiz vardı hikaye yazarıydı bir onu çok seviyordum bir de sizin yazılarınızı ve çalıkuşunun yazılarını seviyorum bu kategoride. Siz de etkileyici yazıyorsunuz, severek takip ettim hep. (Hele ‘Kupa Kızı’ serisine bayılıyorum.) Umarım başka serilerle tekrar görüşürüz :))

mustafa
Üye

Yazısıyla, görselleri ile, müziği ile bir konu bu kadar güzel ve akıcı olur. Teşekkürler Leyla ile Mecnun en sevdiğim parçalarından biriydi videodaki şarkı onuda koymam dahada etkiledi.

Nc
Üye

Lise yıllarıma gittim bir an..

İlknur Yılmaz
Üye

Çok üzüldüm bitmesine.

Çalı Kuşu
Yazar

Her bitiş yeni başlangıçlara gebe olması çerçevesinden bakıyorum da , ufukta daha güzelleri sanki tebessüm ediyor rûhuma. Emeğinize sağlık her zaman ki içtenlik ve hüzünle. Sizin de rûhunuzun papatyası solmasın Sn. olupapatya 🙂