Merhaba PopzinGo ailesi, nasılsınız? Umarım iyisinizdir ve papatyalarınızın solmasına izin vermiyorsunuzdur.

Evet, sizi çok bekletmemek adına son mektubumu da yazmış bulunmaktayım. İçimde garip bir hüzün var. Benliğimden kopan parçaları sonsuzluğun ruhuna iliştireceğim için olmalı bu hüzün. Artık yeni bir şeyler yazmak için aç olan kuyruksuz tilkilerimi doyurmak adına yeni fikirler bulmaya çalışıyorum ama hiç bir fikre sahip değilim. Bu yüzden sizden küçük bir ricam olacak. Benim kalemimden okumak istediğiniz yazı fikirleriniz varsa bunları benimle paylaşmanız. Neyse fazla uzatmayayım. Sonsuzluk içerisinde son olmaya hoş geldiniz…

Keyifli okumalar. Ruhunuz ve papatyalarınız hiç solmasın.

“Her son bir başlangıca gebedir. Her ayrılıksa bir acıya.”

İntihar ipine dolanmış kelimeler, gecenin siyahına bulanmış hayallerdi geceye veda eden. Sessizliğin kavurucu sıcaklığı ile kavrulan tenimin çırpınışları, yara bere içinde can çekişen parmaklarımdı sabahları selamlayan.

Bu bir veda bayım… Yokluğunuz için yazdığım bir dizi mektubun sonuncusu. Size sunduğum aşkın ölüm fermanı. Sizin için var ettiğim kentin yıkılışı…
Bu satırlar yokluğun izleriydi bayım. Benim için yabancı olmayan ama sizin ilk defa görmek üzere olduğunuz izler bayım.

Soğuk bir hastane odasında leş hastane kokusuyla mektup yazmanın ne kadar zor olduğunu biliyor musunuz bayım? Heleki elinize bir serum bağlı dururken daha da zorlaşıyor her şey. Her yazdığım kelimede bir kan damlası firar ediyor hapsedildiği yerden. Kâğıtlarımın kusuruna bakmayın olur mu? Bu gün ki planlarımın arasında bir hastaneye yatmak yoktu. Eğer bilseydim yanıma kâğıt kalem almayı ihmal etmezdim bayım.

Bulunduğum alanda bulabildiğim tek kâğıt buydu bayım. Kalemi ise hemşireye yalvararak alabildim. Etrafta bir dolap, ne işe yaradığını bilmediğim bir sürü cihaz ve üzerinde yattığım yataktan başka bir şey olduğunu sanmıyorum. Evet, bir de arkadaşımın şu an üzerinde uyuyakaldığı kahverengi koltuğu da unutmamak gerekir.

Neden bir hastane de olduğumu merak ediyorsunuz değil mi? Bunu size söyleyeceğim ama şu an kendimi hazır hissetmiyorum. O yüzden konuyu biraz daha uzatacağım. Umarım sıkılmazsınız.

Daha küçük bir çocukken en sevdiğim çiçek papatyaydı bayım. Papatyaları sürekli koparır ve benim için çok değerli iki insâna-anne ve babama- hediye olarak sunardım. Kimse beni uyarmazdı bayım. Onların aslında yaşadıklarını kimse söylememişti bana. Şimdi ise yaşadıklarını biliyor olmama rağmen koparmaya devam ediyorum. Neden mi? Ölüm bayım. İnsanların kusurlu bedenleri için bahşedilen o kusursuzluk. Böyle bir kusursuzluğun kokusunu bahşettiği papatyalara karşı koymak benim gibi aciz bir beden için çok zordu bayım.

Şimdi ise gerçekten ölümün yani kusursuzluğun o eşssiz kafesinin içinde özgürleşiyordum. Nasıl bir his olduğunu anlatmamı ister misiniz bayım?

Benimle beraber hayal edin. Uçsuz bucaksız bir papatya tarlası düşleyin. Her şey sarı ve beyazdan oluşuyor. Gökyüzü karanlık, yıldızlar silik… İçinizde anlam veremediğiniz bir heyecan var. Nasıl tarif edebilirim? Narin bir kuş tüyünün vücudunuza dokunduğu anda ki o duygu gibi bayım ama biraz acıyla yoğrulmuş hali. Sonra beyaz bir ışık görüyorsunuz bayım. Hani şu filmlerde beyaz ışığa gitme olayı var ya bayım işte bu da onun gibi bir şey. O beyaz ışık sizi mutluluğa götürecektir. Sabırsızca ve hızlıca oraya doğru koşmak istersiniz ama yapamazsınız. Çünkü ayağınız büyük bir çınar ağacına zincirlidir. Çabalamak pek bir şey ifade etmez. Giderseniz çınar yıkılır, zincir kopar.

Bu düşte ne mi eksik bayım? Aşk. Evet bayım, bir tutamda aşk ekleyelim öyleyse. Peki ama nereye ekleyeceğiz? Evet, buldum bayım. Sarı ve beyazın aşkı. Küçükken hayallerimdeki gibi. Leyla ve mecnun, kerem ile aslı gibi. Belki de beyaz atlı prens ve rapunzel gibi. Ne acıklı bayım, benim hiç şaçım kalmadı ve sizinde beyaz bir atınız yok. O zaman bu sahneyi siliyoruz. Bir papatya olalım bayım. Beyaz ve sarının var ettiği bir papatya.

Ben beyaz olayım siz ise sarı. Benim sarım. Karanlık bir tuvali kirleten iki renk. Beyaz ve sarı. Bunu sevdim bayım. Size artık sarım diye hitap etmek istiyorum. Umarım sizin için de sakıncası yoktur. Pek önemi de yok aslında. Çünkü birkaç kırık darbeden sonra beyaz karanlık tuvalin kızgın renklerine karışacak.

Beyaz’ın sarısı… Yani siz bayım. Artık bir düş olarak var olacaksınız ruhumda. Evet bayım, ben ölüyorum. Çok acımasız bir cümle değil mi? Size her şeyi en başından anlatmak isterdim ama o kadar vaktim olmadığını ne yazık ki biliyorum.

Sadece özet geçmekle yetineceğim bayım. Evet, sanırım size sarım demek de zorlanacağım ama alışabilirim. Her şey bir yıl kadar önce başlamıştı. Kütüphanede bayıldığım o saniye de başladı. Apar topar götürüldüğüm o hastane de yeşillendi. Doktorların söylediğine göre beynim de bir kist varmış. O zaman pek korkutucu gelmiyordu kulağa.

Neden gelsin ki? Ölüme meftundum bayım. Ölüme aç, ona susamıştım. O haber benim için bir hediye bile olabilirdi. Her şey güzel olacak ve ben ölecektim. Doktorlar hemen tedaviye başlanması gerektiğini söyleyip durdulardı. Bense her seferinde reddederek kaşılık veriyordum. Ölüm beni beklerken geriye doğru koşmak çok saçma geliyordu.

Her şeyi düşünmüştüm bayım. Ölünce nereye gömüleceğimi, kıyafetlerimi kime bırakacağımı, yazdığım onca yazının ne olacağını her şeyi ama aklınıza gelebilecek her şeyi. Çok mutluydum bayım. Hayatım boyunca en mutlu olduğum zaman dilimleriydi ancak o mutluluk beni kör etmekten başka bir şeye yaramamıştı bayım. Her şey benim istediğim gibiydi evet ama unuttuğum bir şey vardı.

Şu an koltukta yatan şu melekten bahsediyorum bayım. Benim en yakın arkadaşım olan kız bayım. Mevram’dan bahsediyorum. Kimsesiz Mevram.

Yıllar önce anne ve babası tarafından yetimhaneye bırakılmıştı. Kimsesi yoktu. Onunla bir bankta tanışmıştım bayım. Yağmurlu bir günde elinde bir kitap okuyordu. Kitabın adı Yakamoz’du. Bir aşk hikayesi olduğunu düşündüğüm ama arkadaş olduktan sonra okuyup aslında acının var ettiği bir kitap olduğunu anladığım bir kitaptı bayım.

O günden sonra onun tek varlığı ben olmuştum. Her şeyi bendim ona göre. Annesi, babası ve kardeşi… Benim için bir ayda işaret dilini öğrenmişti. Artık ayrılmayan bir ikili olmuştuk bayım. İşte mutluluğum altında yatan o koca bencilik. Kendi mutluluğum için onu yalnız bırakmayı düşünmüştüm. Çok bencilce değil mi bayım?

Yapamadım bayım, onu yalnız bırakamadım. Hemen tedaviye başlamıştık. Kitle erkek çıkmıştı bayım. Bu bir mücizeydi. Her şey düzelecek diye düşünüyordum. Onu yalnız bırkmayacaktım. Bir ameliyat ve her şey bitecekti ama her mucizenin altında yatan bir hayal kırıklığını unutmamak gerekir bayım. Evet ameliyat olabilirdi ve bu kitleden kurtulabilirdim. Her şey buraya kadar güzel gidiyordu. Peki kötü olan ne biliyor musunuz bayım? Kitle tam hafıza bölümünün olduğu yerdeydi.

Yani eğer ameliyat olursam bütün yaşamımdaki anılar gidecekti. O kitle bütün yaşanmışlıklarımı, umutlarımı, hayallerimi ve benliğimi kendi içine mahkûm edip gidecekti bayım. Bunu kabul edemezdim bayım. Hem ilaçlar sayesin de hastalık o kadar zorlayıcı olmuyordu.

Ta ki son bir aya kadar. Artık kitle daha da büyümüş ve hafıza bölümüme daha da baskı uygulamaya başlamıştı.

Adımı, mevramın adını, ev adresimi ve daha birçok şeyi… Sizi siz yapan şeylerin yavaş yavaş sizi terk etmesi dayanılası bir acı olabilirmi ki bayım? Buna dur demem gerekiyordu. İşte bayım, o an. Ameliyata son iki saat kala…

Size bu mektubu yazma sebebime gelirsek ameliyattan çıkamayabilirim bayım. Çıksam bile sizi hatırlamayabilirim. Son kez sizi hissetmek istedim işte. Son kez sizle konuşmak. Son kez size veda etmek istedim.

Evet bayım ölümün yıkıcı çanları benim için çalıyor. Kulaklaklarımı tıkasam duymazdan gelebilir miydin bu yıkılışı? Çığlık atabilsem bastırabilirmiydin bu sesi? Hayır, bayım. Ben sağır ve dilsizim. Yani ne yaparsam yapıyım ruhumdan yükselen bu sese engel olamam.

Size anlatmak istediğim içimde yığılı kalan o kadar cümlem var ki bayım, yazarak tüketmek imkansız. Kağıdım son boşluklarına doğru geliyorum. Size bahsedeceğim son bir hediyem var bayım. Ölü bir papatya. Bütün yaşamım boyunca bana eşlik eden bu papatyanın yapraklarında size anlatamadıklarım saklı bayım. Yaprakları okumayı öğrendiğiniz gün içinde yatan acıları da bulacaksınız.

Gözyaşlarım tükendi bayım. Haykırışlarım ve suskunluklarım tükendi. Siz tükendiniz bende. Ben tükendim sizde.

Gidiyorum bayım. Sonu olmayan sonumuza. Belki de bir kaç saat sonra yüzünüz, anılarınız ve varlığınız gidecek benden. Yani ben gideceğim kendimden ama şunu asla unutmayın bayım. Hiç bir ameliyat koparıp atamaz kokunuzu ruhumdan. Hiç bir güç çıkarıp atamaz bu acıyı kalbimden. Hiçkimse varlığınızı yok edemez benliğimde.

Elveda bayım. Bütün papatyaların sizinle olması dileğiyle.

Ölen bir papatya. ✒

 

22
like
8
love
1
haha
0
wow
3
sad
0
angry
21 Yorum konuları
1 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
22 Yorum yazarları
huseyinhalilBuğra Mert AtaşErenOlupapatyaGülsüm Apiş Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Gülsüm Apiş
Üye

Etkileyici 👏🏻

okan88
Yazar

Bu serinin takipçilerinden biriydim. Sırf yorum yapmış olmamak için tüm yazılarına yorum yapmasam da hepsini büyük keyifle okudum. Kaleminden bunun gibi güzel daha çok yazı serisi çıkacağına inanıyorum. Tekrar böyle bir seriye başlarsan aralara bilgilendirici yazılar yazarak, çeviriler yaparak hem kendine hem okurlarına nefes aldırabilirsin. Bollywood’a ilgin olduğunu biliyorum, belki bununla ilgili bir şeyler karalayabilirsin bizim için :))

Burcu Şahiner
Üye

Emek verilmis

yellowred
Yazar

bu tarz yazıları yazmayı da okumayı da seviyorum.

Çalı Kuşu
Yazar

İçinde kendini bulan onca insân var biliyorum; ancak olmamasını isterdim. Seri boyunca hep bir hüzün ve ayrılık yüklü edebi niteliği iyi derecede kabul edilebilecek, emek sarf edilmiş yazınsal metinler okumuş olmak güzel. Kaleminizi yontma noktasında miskinliğe düşmeyin efendim:) Siz beni gayet iyi anladınız değil mi?:)