BİR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT

Stefan Zweig klasiği bir kitap bu. İncecik ama çok düşündüren tarzda.

Burjuva bir kadının hikayesi. Altmış küsür yıllık yaşamında onu tamamen değiştiren, derinden etkileyen tek bir gün var sadece. Yıllarca o günü kimseye anlatamadan tek başına hem sevinç hem de büyük utanç duymuş. Yıllar sonra birisine anlatıyor yaşadıklarını.

Saygın, zengin bir kadın bu. Mr.C. Kocası vefat ettikten sonra hayattaki tüm umutlarını kaybediyor. Çocukları da artık ona ihtiyaç duymadığı için farklı şehirlere gidiyor geziyor. Yaşamak için amaç bulmaya çalışıyor. Bir gün kumarhanede onu mimik ve el hareketleriyle derinden etkileyen genç adamla karşılaşıyor. Bu adam hissettiği ne varsa tüm açıklığıyla  ifade ediyor. Poker yüzü denilen şey adamda yok. Aşırı hırslı biri. Kumar bağımlısı. Kadın hayatı boyunca böylesine hissettiklerini ele veren biriyle karşılaşmadığı için bu adamdan çok etkileniyor. Adam kumarı kaybedince hissiz bir şekilde oradan ayrılıyor. Kadın da kendine hakim olamadan onu takip ediyor. Amacı adamdan faydalanmak falan değil hatta onun erkek olduğunu bile fark etmiyor. Kadının tek istediği böylesine genç birinin hayattan vazgeçmesini engellemek. Böylesine genç ve duygularını dorukta yaşayan birinin hayata karşı pes edişini görmek istemiyor. Çünkü kendisi amacını ve mutluluğunu kaybettiği için öyle yaşamanın veya kendini ölüme yakın hissetmenin ne demek olduğunu biliyor.

O adamı intihar etmekten vazgeçiriyor. O geceyi adamla geçiriyor. Bu tüm hayatını değiştiren bir gece. O andan sonra asla aynı kadın olamıyor. Bundan sonra olanlar ise ilginç. Mutlaka okuyun.

Az ve öz bir kitaptı. İnsanı bolca düşündüren bir kitaptı. Siz olsanız sadece birkaç saat önce gördüğünüz huyunu suyunu bile bilmediğiniz insanın peşinden gider miydiniz? Tüm varlığınızı, çocuklarınızı, itibarınızı geride bırakıp yalnızca birkaç saattir bildiğiniz birinin peşinden gider miydiniz? Bu çok zor bir karar. Gitmem dersiniz çoğunuz. Elbette bunu aptallık olarak görürsünüz . Düşünün ama kendinizi karakterin yerine koyun. Kimsenin size ihtiyacı yok. Kimse sizi her şeyden cok sevmiyor. Hayatınızda sizi anlayan tek insan ölmüş. Sizi yaşama bağlayan, hayatınıza heyecan katan , bir gecede tüm değerlerinizi unutup bambaşka biri olduğunuz insan ile ölüme bile gitmez misiniz? Hayatınızdaki o andaki tek değerli şey o insansa. O kişinin peşinden hiçbir şeyi umursamadan giderdiniz elbette. Kadının yaptığı belki çok büyük hata çok da günah ama o bunu umursayacak durumda değil. Çünkü aradığı mutluluğu o kişide buldu. O kişinin doğru veya yanlış olması mühim değil. Önemli olan kadının o adama yüklediği anlam.

Stefan Zweig insan ruhunun en karmaşık tarafını gözler önüne sermiş. Burada kadın aşık değildi ama yine de o adamın peşinden gitmek istedi. Çünkü o kişinin kadına ihtiyacı vardı. Kadının da böylesine duygularını aşikar eden birisine ihtiyacı vardı. Geri kalanlar önemsizdi.

Tabii bu ikisinin sonu tahmin edilebilirdi. Ama yine de okumak güzeldi. Farklı tarafsız bir bakış açısı vardı. Insanın verdiği en zor kararlar vardı. Birine güvenmek ve bir gününü birlikte geçirmek sonrasında tüm hayatını o bir günün şekillendirmesi….

Birisine çok değer verirsiniz, seversiniz ama o kişi bunu hak etmez ya. Burada ona sunduğunuz her duygunum değersiz ve boş olduğunu düşünürsünüz ya. Asla öyle düşünmeyin. Asıl önemli olan sizin hissettikleriniz. Bu sizin hayatınız ve önemli olan tek şey sizin dünyaya nasıl baktığınız. Insanlara neler hissettiğiniz. Bu hayatta bir kişiyi bile her şeyimizden vazgeçecek kadar sevmek güvenmek ve değer vermek en önemli şey bence. Fedakarlık ve gerçek sevgi. Karşılık beklemeden duyulan o masum his. O hissin size tattırdıkları. O his o kadar güzel ki… O insan bunun farkına varmasa da üzülmeyin. Karşılık vermese de üzülmeyin. Çünkü siz o hissi tadarken olabilecek en masum duyguları yaşıyorsunuz. Bir kişi için kendimizden fedakarlık yapmak bazılarına bağımlılık olarak gelebilir. Bana göre de öyle aslında. Ama düşündüğümüzde en güçlü şeyin karşılıksız sevgi olduğunu kabul ediyorsak geri kalan her şey önemsiz. O sevgiyi bir kez tatmış olmak yeterli. Bir gündür tanıdığınız kişinin peşinden dünyanın diğer ucuna gidecek olmanız belki çok aptalca ama yapılacak en cesur şey. O kişi bunu hak etmese de önemsiz. Sizin hayatınız o an kesin olarak yön değiştirmiş ve hayata bambaşka pencereden bakıyor olursunuz. Ufkunuz genişler. Belki çok utanç duyarsınız ama mühim değil. Dediğim gibi bir kez olsun böylesine güçlü bir bağlılık ve sevgiyi hissetmek sizi şanslı yapar. Ne anlattığımı yaşayanlar anlar ancak. Bende hissettim buna benzer şeyleri. Her şey boşa gitti dediğim zamanlar da oldu. Ama önemli olan benim hayata bambaşka bir pencereden bakmam,  derin sevgiyi hissetmiş olmamdı. Zamanla zaten o kişiyi değil onun size hissettirdiklerini değerli buluyorsunuz. Insanlar bencil olduğu için sevgide de önemli olan bizim hissettiklerimiz. Karşı taraftan zaten emin olmamız çok zor. Emin olduğumuz şey kendi hissettiklerimiz. O kişi gel dese gideriz. Dünya yansa umrumuzda olmaz. Çünkü muhtacız o kişinin hissettirdiklerine. O kişi uzakta da olsa hissettirdiklerini unutmayız. O kişiyi unuturuz ama hissettiklerimizi asla. Işte yaşamımızı güzelleştiren, anlam katan tek şey bu hisler…

Bazen ne kadar çabalasak da bir insanı kurtaramayız. Bazılarının melek yüzünün altında şeytan vardır. Onlara yaptığımız iyilik ve hissettiğimiz sevgi fazla gelir. O anda o insanı geride bırakmak gerekir. Eğer bırakmayıp bağlılık gösterirsek kendi kendimizi ateşe atmış oluruz. O anda bırakın o kişiyi. O insanı unutun. Hissettiğiniz sevgiye odaklanın.

Dünyada yaşamaya değer başka şeyler bulacaksınız eminim. Tüm hayatınızı çöpe atmayın. Sevgiye odaklanın.

8
like
1
love
0
haha
1
wow
0
sad
0
angry
19 Yorum konuları
7 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
20 Yorum yazarları
SERDAR ÖZDEMİRahmet çetinHilal Amarilmuhammed altunkayNakAlihan Sönmez Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
muhammed altunkayNak
Üye

devamı gelsin varsa

Alihan Sönmez
Üye

Hiç bir insana bağlanmamak gerekir

Çalı Kuşu
Yazar

Okuduğum öyküler arasında Zweig’ ın kadın profillerini beğenemiyorum nedense. Hep bir dibe sürükleyiş ve hastalık derecesine ulaşılmış rûhlar olarak sunması ciddi bir sorun bence. Aynı eseri ben de değerlendirmiştim tabi bir farkla ki konuyla ilgili sizin kadar detay vermedim. Bu kitapta en kayda değer gördüğüm noktayı müsaadenizle arz edecek olursam. Adamın kaçmayı bir tercih olarak kabul edecek kadar zayıf gören bir kadına, çok yönlü yaklaşabilme ufku. Favori karakterim diyebilirim. Bu durumdan etkilenen kadına gelirsek tercih ettiği seçim hiçte akılla açıklanamaz bence. Yazarın ustalıkla değindiği hırs duygusu ve bunu eller üzerinden tüm uzuvlarla analiz etmesi ayrıca takdîr hak eder türden. Emeğinize… Oku »

turuncumavi
Üye

Herşeyin başı sevgi

Oğuzhan Atak
Üye

Duygulandırıcı