Odanın içi yeterince aydınlatılmamıştı, loş ışıkta havada süzülen sigara dumanları küçük birer hayaleti andırıyordu. Saatin ilerlemesi ve insanların evlerine dönmesiyle birlikte sadece birkaç kişi kalmıştı. Sona kalan bu kişiler diğerlerinden daha hararetli ve daha tutkulu bir şekilde tartışmayı seven insanlardı. Tartışırken yüzlerinde beliren ifade, sözcüklerin ara sıra birbiriyle karışması ve heyecanlı bir şekilde kurmaya çalıştıkları cümlelerden bu rahat bir şekilde anlaşılabiliyordu. Odadakiler her ne kadar hararetli ve şevkle konuşsalar da üsluplarının kibarlığından ve dillerinin düzgünlüğünden ödün vermiyorlardı. Bir ara iki kişi arasındaki tartışma o kadar hararetlendi ki odadaki diğer insanlar susup onları izlemeye koyuldu. Bu iki kişi oldukça ünlü ve işlerinde yetkinlikleriyle bilinen insanlardı. Şimdi bir pencerenin önünde, ellerinde tutmakta oldukları pahalı sigaralarla, birbirlerini sözcükler aracılığıyla dövmeye başlamışlardı.

‘’Sana daha kaç kez anlatmam gerekiyor, güç ve zeka önemli olan bu ikisinin birlikte bulunmasıdır. Yeterli güce ve zekaya sahipsen doğruları kendin yazıp, yanlışları kendin belirleyebilirsin. Hiç kimse de bir şey diyemez!’’

‘’Yine ve yine yanılıyorsunuz. Ne kadar zeki olursanız olun, ne kadar güce sahip olursanız olun toplumun belirlediği kurallara ve doğrulara uymak zorundasınız. Elbet gün gelir ve insanlar yaptığınız hataların bedelini sorar. Kendinizi diğerlerinden üstün görüp onlara kendi doğrularınızı dikte edemezsiniz. Bu hem ahlaken hem de kanunen yanlıştır!’’

‘’Ahlak ve kanun. Ağzınızdan hiç düşmeyen iki kelime. Bu ahlak kurallarını ve kanunları kimin koyduğunu bilmiyorsunuz herhalde. Ya da bildiğinizi düşündüğünüz şey son derece yanlış. Ülkemizin kurallarını halkın koyduğunu, ahlak kurallarını da yine halkın belirlediğini düşünecek kadar ahmak olamazsınız.’’

‘’Elbette bunları halk belirliyor. Ya ne belirleyecek? Herkes aynı düşüncede olmasa bile çoğunluk ne düşünüyorsa kurallar ona göre belirlenir.’’

‘’Çoğunluk demek. Ne kadar da aptalca bir yanılgı. Sizin çoğunluk diye adlandırdığınız şey güçlü ve zeki bir insanın ya da güçlü ve zeki bir azınlığın yönettiği insanlar sürüsünden ibaret. Farkında bile değilsiniz, her gün okuduğunuz gazetelerle, gördüğünüz haberlerle ve keşfedilen icatlarla gücü elinde bulunduranlar sizin düşüncelerinizi de bir oyun hamuru gibi şekillendirebiliyor. Siz o düşüncelere kendiniz sahip olduğunuzu, kendi düşünme eyleminizle ulaştığınızı zannediyorsunuz ama hayır. Bütün hepsi size hissettirilmeden başka eller tarafından yerleştiriyor. Şimdi siz de kalkmış utanmadan bunları savunuyorsunuz.’’

Karşıdaki adam bir süre cevap vermedi, uygun bir yanıt hazırlamaya çalıştığı her halinden belliydi. İtham edildiği şeylerden rahatsız olmuştu ve tartışmanın heyecanıyla düşünmek zorlaştığı için biraz daha süreye ihtiyacı vardı.

‘’Tamamen saçmalık. Kimse bir başkasının düşüncelerini bu denli etkileyemez. Kimsenin bu kadar gücü yoktur, bu insanüstü bir yetenek gerektirir. Buna inanmamı bekleyemezsiniz!’’

‘’Sizden bir şeye inanmanızı beklemiyorum, siz zaten bir yanlışa inanmışsınız ve sizi inandığınız yanlıştan ayırmak ancak bir cerrahi müdahaleyle mümkün olabilir. İnandığınız şeylere o denli bağlanmışsınız ki sadece ben değil yüzlerce insan da size bunu söylese yine nafile gelir.’’

‘’Benim inandığım doğrularım var, her insanın da doğruları vardır. Bunun çoğunluğun doğrularıyla eş değer olması onları kendim düşünmediğim anlamına gelemez. Hiçbir zaman bir haberden, bir olaydan ya da bir buluştan etkilenip doğrularımı değiştirmedim, değiştirmem de.’’

‘’En başından beri bundan bahsediyorum zaten, inandığınız doğrular yani çoğunluğun doğruları çok uzun zaman önce gücü elinde tutanlar tarafından belirlendi. Sizin, babanızın ve atalarınızın doğruları. Hepsi çoktan seçilmişti. Siz de bunlar içinde büyüyüp bunları benimsediniz. Yanılacağınızı ve yanıldığınızı asla düşünmüyorsunuz ama her insan gibi sizde yanılıyorsunuz. Gücü elinde tutanlar doğruları o kadar hassas ve zekice değiştirdi ki bunun hiçbir zaman farkına varamadınız. Ayağınızın altından ezilmekte olan milyarlarca tek hücreliden haberdar olamadığınız gibi. Ve bu doğruları o kadar benimsediniz ki artık onları bırakamazsınız.’’

‘’Söylediklerinizin elle tutulur hiçbir tarafı yok, kendi zırvalarınız hepsi bu. Sizinle daha fazla konuşup bu zırvaların beynime dolmasına daha fazla müsaade edemeyeceğim. İyi akşamlar beyefendi.’’

Adam bu cümlesini tamamlar tamamlamaz elindeki sigarayı pencere eşiğindeki küllüğe bıraktı ve paltosunu almak üzere koridora yöneldi. Evin hizmetçilerinden biri hızlıca paltoyu getirdi ve adamı kapıya kadar geçirdi. Salonda kalan diğer adam kendini muzaffer olarak görüyordu. Rakibini söyleyecek bir söz bulamamış ve kaçmış olarak düşünüyordu. Bu yüzden kendini hükmen galip ilan etti ve sigarasından keyifle bir nefes alıp dumanını tavana doğru üfledi. Bugün de kazanmıştı.

20
like
3
love
1
haha
0
wow
0
sad
0
angry
19 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
18 Yorum yazarları
samet gökoğlanCAN SASALDEHA KARAKAYAFURKAN ONATtalhasarıkaya Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Reha Karakaya
Yazar

”Ne kadar zeki olursanız olun, ne kadar güce sahip olursanız olun toplumun belirlediği kurallara ve doğrulara uymak zorundasınız.” bazı insanlara şunu anlatmak gerek.

Çalı Kuşu
Yazar

Nedense diyalog kısmı ”Sivil İtaatsizlik” adlı kitabı hatırıma getirdi. Emeğinize sağlık efendim.

Hüseyin Çetin
Üye

Sürükleyici bir serüven olmuş sıkılmadan okudum teşekkürler.

mustafa
Üye

Başlığı ilk okuduğumda bir insan niye salon tanıtır demiştim ev salonu sanmıştım. Ama konuyu okuyunca çok farklı bir konuymuş ama konu beni sarmadı.

Hasan Ertok
Üye

Aralara daha çok resim koy