SOSYALİZM NEDİR?

Eski zamanlarda insanlar sadece kendilerinin ve ailelerini hayatlarını sürdürebilmelerini sağlayacak kadar mal üretirlerdi. Ancak Kapitalizm’in ortaya çıkışından sonra ‘lüks’ adı verilen bir kavram oluştu. Lüks, yaşamak için gerekli olmayan ancak insanların arzu ettikleri şeylerdir. Lüks kavramının ortaya çıkışı ile birlikte toplumda zengin bir kesim baş göstermiştir.

Kapitalizm varlığını sürdürebilmek için sürekli fabrikalarda yeni mallar üretir. Bu malların bir kısmı yaşamak için ihtiyaç duyulan mallar, bir kısmı da lüks mallardır. Zenginler çalışmak istemezler. Dolayısıyla bu malları üretebilmek için işçilere ihtiyaç duyulur. İşçiler bir malı üretebilmek için çalışır ve sadece yaşayabilmeye yetecek kadar ücret alırlar. Bu ücrete ‘asgari ücret’ adı verilir.

Asgari ücret, çoğu zaman işçinin ürettiği malın değerinden daha düşüktür. Yani işçi emeğinin karşılığını tam alamaz. Artan para üreticinin cebine girer. Bu da demektir ki işçi, üretici için çalışmaktadır.  Aynı zamanda birçok ülkede asgari ücret işçilerin ailelerini doyurmaya ve çocuklarını okutmaya yetmemektedir. Bütün bu olaylar sonucunda 19. yy’da Sosyalizm ortaya çıkmıştır. Sosyalist sendikalar, kendilerine verilen ücretin arttırılması amacıyla bir araya gelmiş işçiler tarafından kurulmuştur.

‘Sosyalizm ne demektir’ sorusunu basit bir şekilde yanıtlayacak olursak: toplumda bulunan sınıfları ortadan kaldırmak ve işçiye hak ettiği değeri vermek düşüncesi ile ortaya çıkmış bir ideolojidir. Sosyalist düşünce içerisinde eşitlik, özgürlük kavramı ile birlikte ele alına gelen bir kavramdır. Sosyalizmin bir amacı da işçinin refah içinde ve mutlu yaşamasıdır. Dolayısıyla Sosyalizm zenginlerin kendileri için istediklerini işçiler için de ister.

Sosyalizm ile Kapitalizm’in amaçları birbiri ile çelişir. Kapitalizm önce mülkiyete önem verirken, Sosyalizm için insan önce gelir. Bu çelişkiden kaynaklı olarak Kapitalizm ve Sosyalizm daima birbirinin düşmanıdır.

Sosyalizm, kapitalizmi müsrif ve adaletsiz olmakla suçlar. Sosyalizme göre müsriflik, kar elde etmek için yapılan ve üretimi sürekli ihtiyaç fazlası yaratmaya zorlayan, kaotik bir mücadeledir. Bu mücadelenin sonunda üretim fazlası mallar çöpe gider. Adaletsizlik ise, emeğin yarattığı değerden mahrum bırakılan ve sömürülen emektir. Üretim araçlarının devletin eline geçmesi ile bu iki melanet de tarihe karışacaktır.

Sosyalizm terimi ilk defa İngiltere’de 1827’de, Robert Owen’ın takipçileri; Fransa’da 1832 yılında, Pierre Leroux ve J. Regnaud’un takipçileri için kullanılmıştır. Kelimenin kullanımının hızla yayılmasıyla pek çok yerde ve birçok anlamda kullanılmaya başlanmıştır. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini ‘sosyalist’ olarak tanımlamıştır. Bu sosyalist gruplar arasında büyük farklar olması ile birlikte hepsi seçkinlere hizmet etmektense halka hizmet etmeyi tercih etmiştir.

19. yy’ın sonlarında Sosyalistler arasında fikir ayrılığı baş göstermiş ve Sosyalizm iki dala ayrılmıştır. Bir kısım sosyalist, işçilerin haklarının düzenlenmesinin, ücretlerin arttırılmasının ve çalışma şartlarının iyileştirilmesinin, sendikalar ve siyasi partiler aracılığıyla olmak üzere aşamalı bir şekilde kanunlar ile yapılması gerektiğini düşünüyordu. Diğer bir kısım ise devrimci yollardan sosyalizmin sağlanacağına inanıyordu. Böylece sosyalizm, devrimci yolları izleyecek olan komünizm ve evrimci, reformist yolları izleyecek olan sosyal demokrasi olarak ikiye bölündü.

SOSYALİZMİN TEMEL PRENSİBLERİ

  • Üretici güç emektir.
  • Üretim araçları devlete aittir.
  • Merkezi planlama vardır.
  • Halkın çıkarı ön plandadır
  • Tek partili sistem esastır.

Toplumların sınıflardan oluştuğu realitesi göz önüne alınırsa, hangi sınıfın toplumu yöneteceği ne kadar çok ürettiğine bağlıdır. Bu gerçeğe göre işçi sınıfının egemenliği esastır. İşçi sınıfına önem verilir çünkü işçi sınıfı toplumu kalkındırır. Bankacılık sistemi etkin değildir çünkü bankaya ihtiyaç yoktur. Faiz kalkmıştır çünkü faiz insanları sömürmek için kullanılan bir sistemdir.

Sosyalist sistemler farklı aşamalardan geçer:

  • Üretim tamamen devletin eline geçer.
  • Tüm sektörler, kamu kuruluşuna dönüştürülür.
  • Gayrimenkuller devlet eline geçer. Bir kişi gayrimenkul sahibi olamaz.
  • Devlet ev ve arazileri yurttaşlarının kullanımına verir ve bunun karşılığında kira istemez.
  • Temel hizmetler ücretsizdir.

 

SOSYAL DEVLET

Sosyalizm ile yönetilen devlete sosyal devlet adı verilir. Bazı sosyalistler, sosyal devlete ‘refah devleti’ deseler de Karl Marks bu isme karşı çıkmaktadır. Çünkü ona göre bu isim insanlara kapitalizmi anımsatmaktadır.

Sosyalistlere göre sosyal devlet olmayan, olmayı reddeden politik bir devlet asla bireysel tembellik ve acizlikten kurtuluşu vaad edemez.

Sosyal devlet, ‘topluluk’ fikrinin en modern cisimleşmesidir. Yani karşılıklı bağlılık, sadakat, bütünlük ve güvenle var olan ‘’muhayyel bütün’’ kavramının toplumsal anlamda modern reenkarnasyonu ‘sosyal devlet’ olmuştur.

Zygmunt Bauman ‘’modernite, kapitalizm, sosyalizm’’ adlı eserinde kapitalist ve sosyal devleti karşılaştırarak şunları söyler: ‘’Kapitalist devletlerde insanlar arasında bir rekabet vardır. Sosyal devlet ise her bir mensubunu, acımasız ve ahlaksız ‘’herkesin herkese karşı savaşı’’ndan korumak adına bir araya getirmeye meyillidir.’’

 

İLK KOMÜNİST PARTİ

İlk Komünist parti, ‘Adiller Birliği’ adıyla bilinen gayri resmi bir topluluktan ortaya çıkmıştır.

Adiller Birliği 1836’da Almanya’dan sürgün edilenler tarafından Paris’te kurulmuştur. Başlangıçta Babeuf’un ütopik komünizmi ile Blankizm düşüncesinin etkisi altındaydı. Zamanla ‘Mevsimler Birliği’nin Alman versiyonuna dönüşmüştü. 1839 yılında Mevsimler Birliği’nin başlattığı Paris ayaklanmasına katılmış ve yenilgi ile birlikte merkezini Paris’ten Londra’ya taşımıştır. 1839’daki yenilgiden sonra Adiller Birliği Blankist fikirlerden giderek kopmuştur. Bu zaman diliminde sadece Almanlardan oluşan bir örgüt olmaktan çıkmaya ve dünyaya açılmaya çalışmış ancak ağırlıkla Alman işçi sınıfının hâkim olduğu bu dönemde Weitling’in ütopik komünizminin etkisi altına girmiştir.

Bundan yıllar sonra Marksizm olarak isimlendirilecek bu sosyalist eğilim yaklaşık olarak bu vakitlerde doğmuştu. Kendi sosyalist anlayışlarını oluşturan Marks ve Engels, Alman işçi hareketinde kendi düşüncelerini egemen kılmak amacıyla çabalamışlardır. Bu amaçla o zamanın başka sosyalist anlayışlarıyla savaşmışlar ve bu savaşın meyvelerini vermesi fazla uzun sürmemiştir.

Adiller Birliği, Marks ve Engels’in fikirlerini haklı bulmuş ve onları kendi düşüncelerini hâkim kılmak üzere kendi örgütlerine davet etmişlerdir. Bunun üzerine Marks ve Engels, 1847 yılında Adiller Birliği’ne katıldı. Aynı yıl Londra’da iki toplantı yapılmış ve örgütün adı Komünist Partisi olarak değiştirilmiş ve yeni tüzük kabul edilmiştir.

1840’lı yıllarda ‘sosyalist’ dendiğinde daha çok kurtuluşu yukarı sınıflardan bekleyen, bu yüzden işçi sınıflarıyla alakası olmayan burjuvacı akımlar akla geliyordu. Marks ve Engels ise, sosyalizmin sınıf eşitliğini savunuyor, “işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” diyorlardı. Kendilerine ‘sosyalist’ demeleri karşı çıktıkları burjuvacı sosyalistlerle aynı gruba dahil edeceği için, kendilerine ‘komünist’ adını uygun gördüler. Çünkü 1840’larda ‘komünist’ adı, sosyalizm ile işçi arasındaki bağlantıyı içgüdüsel olarak yakalamış olan parti ve düşünceleri tanımlıyordu. Marks ve Engels partilerini ve partilerinin programını ‘komünist’ olarak adlandırdılar.

Komünizmin ilkeleri Engels tarafından kaleme alınmıştır.

DEVRİM VE TARİHSEL DÖNEMLERDE DEVRİM HAREKETİ

Sosyalist devrim, bir toplumdaki fakir sınıfın zengin sınıfa isyan ederek yönetimi ele geçirmesidir. Tarihte pek çok toplumlarda sosyalist devrimler gerçekleşmiştir. Bu devrimlerin birkaçını, bu başlık altında inceleyeceğiz:

  • İLK ÇAĞ

 

  • FİLİSTİN: Ekonomik eşitsizliğin artması ile toplumda sömüren ve sömürülen iki sınıf ortaya çıktı. Zenginler bolluk ve bereket Tanrısına taparken, fakirler ise iyilik Tanrısı Yahova’ya sadıktı. Bu duruma karşı Tekoalı çoban Amos, Filistin ve Suriyeli halka karşı şöyle bir uyarıda bulundu: Yahova diyor ki ‘’Şenliklerinizden tiksiniyorum. Gösterişli törenlerinizden hoşlanmıyorum. Adaklarınızın ve ilahilerinizin yüzüne bakmayacağım. Tanrısal yargı ve adalet, önüne geçilmez bir su gibi akacak!’’ Görüldüğü üzere Yahova’nın istediği toplumsal adalet ve eşitliktir. Zenginler, yoksullara eziyet çektirmemelidir.

 

  • YUNANİSTAN: Hesiodos güçsüz insanlara, alt tabakaya yapılan baskılardan; gittikçe artan adaletsizlikten ve zenginlerin yüksekliğinden şikâyet eder. Halkına dürüst çalışmaya dönmesini ve böylece rahata ermesini öğütler.
  •  
  • ORTAÇAĞ
  • Ortaçağ Avrupası’nda Toplumcu Düşünce: Ortaçağ komünizmi, özel teşebbüs ekonomisinin, doğal hukuku, dini ve toplum geleneklerini git gide ikinci plana atan gelişmesine ve gerek geçici, gerek se tanrısal güçlerin kötüye kullanılmasına karşı bir protesto hareketidir. Başlıca amacı bencilliği ortadan kaldırmak ve sosyal adaleti kurmaktır.

Din adamlarının davranışları, ortaçağa, geçici iktidara ve özel mülkiyete karşı çıkan, komünist bir anlayıştan yana olmuşlardır. Eski Hristiyan inancına göre bir zamanlar herkes kalp ve ruh birliği içinde yaşıyordu. İsa’ya uyanlar özel mallarını toplumun hizmetine vermişlerdi.

O zamanın Hristiyanlarına göre Barnabas incili şu emirleri verir: ‘Elindeki her şeyi komşunla bölüşmelisin. Mülkiyetten söz etmemelisin. Manevi değerler bakımından kardeş olduğunuz gibi zamanla yok olacak değerler bakımından da kardeş olmalısınız.’

  • Göçler İle Ekonomik Sistemin Değişmesi
  •  
  • Komünizm’den Özel Mülkiyete

 

  • YENİÇAĞ
  • Papalığın Çöküşü ve Zenginlerin Büyük Güç Kaybetmesi

 

  • Köylü Ayaklanmaları:
  •  
  • Flandre Ayaklanması: Flaman halkı Cermen kökenli ve özgürlüğüne düşkün bir halktı. Fransa Krallığı’na bağlıydılar. Fransa’da yaşanan politik uyuşmazlıklar halkın sınıflara bölünmesine neden oldu. Bazı şehirlerin büyüyüp, bazılarının az gelişmiş olarak kalması halk arasında büyük bir sınıflaşmaya yol açtı. Bu sınıflaşma sonucunda burjuva ve işçi sınıfı ortaya çıktı. Feodal sistemin ortadan kalkmasıyla vergi alma ve yükümlülük verme hakkını kaybeden zenginler eski haklarını yeniden elde etmeye kalkınca köylüler isyan etti.

 

  • YAKINÇAĞ

 

  • İNGİLTERE’DE ENDÜSTRİ DEVRİMİ

 

  • FRANSIZ DEVRİMİ
  •  
  • FRANSIZ DEVRİMİNİN ALMANYADAKİ ETKİSİ

KAYNAKÇA:

  • Max Beer: Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Genel Tarihi
  • Zygmunt Bauman: Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm, Küresel Çağda Sosyal Eşitsizlik
  • Friedrich Engels: Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm
  • Leo Huberman: Sosyalizmin Alfabesi
  • Lenin: Sol Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı
5
like
2
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry
11 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
11 Yorum yazarları
Gülsüm ApişSamet AkbulutHalis çıldıryellowredÇalı Kuşu Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Diferente
Üye

bella ciao bella ciao bella…

Gülsüm Apiş
Üye

Sosyalizm denince Küba aklıma geliyor. Yasama izni verilse gideceğim tek yer,ülkem dışında

Samet Akbulut
Üye

Faydalı olabilirdi.

Halis çıldır
Üye

Kölelik hiç bitmedki

yellowred
Yazar

Sosyalizm’in uygulanabilirliği tartışmalı. Teoride mükemmel pratikte sıkıntılı bir sistem.