Toplumsal Cinsiyet: Bireyin cinsiyeti doğrultusunda nasıl davranması, hangi rolleri oynaması, hangi ilişkilerde nasıl konumlanması gerektiğini kodlayan toplumsal normları içeren, kadınlık ve erkeklik olarak kategorilendirilmiş sosyal ve değişken tanımlama.

  • Ülkemizde modern toplumsal cinsiyet çalışmalarının başlangıcı olarak genellikle literatürde 1980’li yıllar, dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Oysaki toplumsal cinsiyet çalışmalarının temelini teşkil eden feminist hareketler ve feminist çalışmaların tarihçesi, üzerinde yaşadığımız bu coğrafyada Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzanmaktadır. Osmanlı döneminde özellikle 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişen modernleşme hareketleri çerçevesinde kadın hareketleri, siyasal, ekonomik ve sosyal hayatta erkeklerle eşit haklar taleplerine dayanmaktadır. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda kurulan ilk kadın derneği, 1864’te Nazlı Vahan tarafından kurulan Fukaraperver Kadınlar Cemiyetidir. İlk kadın yayını ise 1842’ de Rumca yayınlanan Kipseli (Arı Kovanı) adlı dergidir. Kadın tarihçiliği konusunda batı ülkelerinden çok daha önce ve bu alandaki ilk çalışmalardan olan Fatma Aliye Hanım’ın 1892’de yayınlanan Ünlü İslam Kadınları adlı kitabı, aynı zamanda kadınların kendi tarih bilincini geliştirmeleri açısından da oldukça önemlidir.
  • Erken Cumhuriyet döneminde ise en radikal değişimler siyasal ve hukuksal haklarda gerçekleştirilmiştir. Önce Medeni Kanun’daki değişiklikler, ardından yapılan Anayasa değişikliği ile birlikte seçme ve seçilme hakkının kadınlara tanınmasıyla Osmanlı Dönemi kadın hareketlerinin çıkış noktası olan taleplerin en önemli kısmı, herhangi bir kadın kitle hareketi ve mücadelesine gerek kalmaksızın kazanılmıştır. Erken Cumhuriyet döneminde kadın hareketlerinin yalnızca devletin izin verdiği ölçüde ve eril onayı sınırlarına hapsedildiğinin en güzel örneklerinden biri Nezihe Muhiddin ve onun siyasetteki deneyimi olmuştur. Milli mücadelenin başarıyla sonuçlanmasının ardından yeni kurulacak yönetim sisteminin cumhuriyet olacağını öngörerek kadın hakları hareketlerinin meşru zemini için bir siyasi parti kurmanın faydalı olacağını düşünen Nezihe Muhiddin cumhuriyet kurulmadan birkaç ay önce Kadınlar Halk Fırkasını kurmaya teşebbüs etmiş, ancak bu talebi reddedilmiştir.
  • 27 Mayıs 1960 darbesinden 12 Eylül 1980 darbesine uzanan dönem içerisinde her ne kadar 12 Mart 1971 muhtırasıyla kesintiye uğrasa da Türkiye’de giderek yükselen sosyalizm, feminist düşünceyi de kapsayarak kadın hareketlerine ivme kazandırmıştır. Bu dönemde milli demokratik devrimi gerçekleştirmek üzere kurulan Devrimci Kadınlar Derneği’nde olduğu üzere “Kadının ezilen ve sömürülen konumunun sosyalist devrim içinde düzeleceği” fikrinden hareketle, kadın örgütlenmeleri ile sosyalist örgütlenmeler bir anlamda iç içe seyretmiştir.
  • 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte yasaklanan toplumsal hareketler döneminin ardından sivil siyasete geçiş dönemiyle birlikte hızla yeniden örgütlenen ve ilk kez “sokağa çıkan” hareket, feminist hareket olmuştur. Onun öncesinde de Yazarlar Kooperatifi çatısı altında bir araya gelen feminist düşünürler, 1982 yılı içinde Somut Edebiyat Dergisi dördüncü sayfasının feministlere ayrılmasını sağlayarak harekete görünürlük kazandırmıştır. 1980’li yıllardaki ilk feminist örgütlenme ise 1984 yılında kurulan feminist yayınevi, Kadın Çevresi Yayınları olmuştur.
  • 1980’lerin ikinci yarısı Türkiye’de feminist hareket açısından örgütlü ve bağımsız eylemlerin yaygınlaştığı bir dönem olmuştur. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979’da kabul edilip 1981’de yürürlüğe girmesinin ardından Türkiye tarafından 1985 yılında imzalanması, feminist harekete de ivme kazandırmıştır. 1987’de Dayağa Karşı Kampanya kapsamında aylarca çeşitli illerdeki sokak eylem ve yürüyüşleri 12 Eylül sonrasının en kapsamlı ve yasal izinli toplumsal eylemi olmuş, neticesinde ise 1990 yılında Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın kurulmasına kadar giden süreci başlatmıştır.
  • 1980’li yılların sonunda feminist hareketlerin temel odağı haline gelen kadına yönelik şiddetle mücadele meselesi, 1990’lı yıllarda feminist kurumsallaşma ile ortak kadın dayanışmasına dönüşmüştür. 1990 yılında Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın kurduğu ilk kadın dayanışma merkezi, ileriki yıllarda ilk bağımsız kadın sığınağının açılmasına ve onlarca ilde örgütlenen kadın sığınma merkezlerinin kısa sürede yaygınlaşmasına da destek olmuştur. Kadına yönelik şiddetle ilgili bu kurumsal dayanışma dönemini ise kadının siyasette daha aktif yer almasının desteklenmesine yönelik dayanışma dönemi izlemiştir. Uçan Süpürge, Kadın Adayları Destekleme Derneği, Başkent Kadın Platformu gibi örgütlenmeler, bu dönemin en etkin ve güçlü sivil toplum kuruluşları arasındadır.
  • Kadına yönelik şiddetle mücadele konusu, 2000’li yıllardaki feminist hareketlerin de esas temalarından birini oluşturmuştur. 1990’lı yıllardan farklı olarak bu dönemde farklı dernek ve kurumların kooperatif ya da kolektif platform dâhilinde bir arada daha etkin mücadele etmesi gerektiği yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Böylelikle kamuoyu etkisi artan feminist hareketin mücadele amaçlarının karşılığı daha hızlı bir şekilde politikaya yansıyarak yasa değişiklikleri, söylem değişiklikleri gibi etkili sonuçlar vermiştir. Bu dönemde 2001 tarihli Medeni Kanun Reformu, 2004 tarihli Türk Ceza Kanunu değişikliği, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un yürürlüğe girmesi gibi değişiklikler Türkiye’de feminist hareketin şimdiki dönemi olarak ele alınabilecek kolektif kadın hareketlerinin somut birer sonucudur.
  • Kaynaklar: Şirin Tekeli “1980’ler Türkiyesinde Kadınlar” , Hülya Osmanağaoğlu “Feminizm Kitabı: Osmanlıdan 21.Yüzyıla Seçme Metinler” , Bora Aksu& Asena Günal “90’larda Türkiye’de Feminizm”
6
like
2
love
1
haha
0
wow
0
sad
0
angry
8 Yorum konuları
0 Konu cevapları
0 İzleyiciler
 
En çok tepki verilen yorum
En yeni yorumlar
8 Yorum yazarları
Hüseyin çetinyellowredTriskacocusalla gitsinÇalı Kuşu Son yorum yazarları
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
amphitrite
Üye

Çoğu Türk-İslam devletinde görülen kadınların erkeklerin himayesi altında olduğu sorunsalından sonra bu tür çalışmalara ihtiyaç duyulan çalışmalar.

ycdhat that
Üye

öyleyse bu iyi olmuş

Hüseyin Çetin
Üye

Ne çektik bu durumdan

yellowred
Yazar

Ne zaman eşit olduğumuzu anlayacağız.

Triskacocu
Yazar

Güzel bir çalışma olmuş efendim